ABD-İsrail ve İran çatışması modern savaşın yeni cephesini gösteriyor: bilgi ve algı savaşı. 28 Şubat 2026 sabahı bombardıman uçakları İran semalarına girerken, başka bir savaş daha başlamıştı. Roketler, füzeler, hava savunma sistemleri... Bunlar artık tek başına belirleyici değil. Bu çatışma, bilgi ortamının bizzat harekatın stratejik ağırlık merkezi haline geldiği yeni bir dönemin tescili oldu. Modern çatışmalarda bilgi ortamındaki faaliyetler iki ana kategoriye ayrılıyor: düşmanın teknik sistemlerini ve veri zincirlerini hedef alan “bilgiye yönelik harp” ile doğrudan insan zihnini, algıları ve tutumları hedef alan “bilişsel harp”. "Operation Epic Fury" ve "Operation Roaring Lion" bu iki boyutun eş zamanlı ve iç içe yürütüldüğü bir laboratuvara dönüştü. Enformasyon Vakumu Harekâtın ilk saatlerinde İran'ın küresel internet bağlantısı yüzde dörde düştü. "Bilgiye yönelik harp"ın klasik uygulaması: fiziksel altyapıyı hedefleyerek bilgi akışını kes, karar döngüsünü felç et. Kesintinin bir bölümü kinetik vuruşların fiber optik hasarından kaynaklanıyordu; büyük bölümünü ise İran rejimi bilinçli olarak uyguladı. Amaç iç muhalefeti kontrol altına almak, dışarıya görüntü sızdırmamaktı. Sonuç ironik oldu. Rejim, "bilgiye yönelik harp" aracını kendi "bilişsel harp" kapasitesine karşı da kullanmış oldu. İran'ın anlatı yönetimi büyük ölçüde Lübnan, Irak ve Yemen'deki vekil ağlara, Rusya gibi dış aktörlere devredilmek zorunda kaldı. İki Anlatı, İki Gerçeklik Çatışmanın "bilişsel harp" boyutu ise anlatı savaşında kendini gösteriyor. Her iki taraf da hedef kitlenin kimlik değerlerini ve korkularını işliyor. ABD ve İsrail cephesinde çerçeve net: nükleer tehdit, baskıcı rejim, kurtuluş fırsatı. Trump, Truth Social'da yayımladığı 8 dakikalık videoda saldırıların amacını doğrudan "rejim değişikliği" olarak tanımladı. Netanyahu, Farsça mesajlarla İranlılara "milyonlarca kişi olarak sokaklara çıkın" çağrısı yaptı. Bu, "bilişsel harp" literatüründe algı yönetimi ve stratejik iletişim olarak tanımlanan açık faaliyet biçiminin ders kitaplarına girecek seviyede örneğidir. İran cephesi ise karşı-anlatıyı "direniş ve emperyalizm" çerçevesine oturtuyor. Devlet medyası saldırıları "tarihi Pers topraklarına ve İslam'a yönelik haçlı seferi" olarak nitelendiriyor. Minab'daki bir okulun vurulduğu ve çok sayıda öğrencinin hayatını kaybettiği haberi "savaş suçu" çerçevesinde uluslararası kamuoyuna servis ediliyor. Bu da "bilişsel harp"ın örtülü faaliyetler boyutunun, yani bilgi manipülasyonu ve malenformasyonun, işletilmesidir. Yapay Zekâ: Yeni Silah Sistemi 2026 çatışmasının en çarpıcı boyutu, üretken yapay zekânın bir silah sistemi olarak rüştünü ispat etmesi. Doğrulama mekanizmalarını işlevsiz kılacak hızda ve hacimde sahte içerik üretiliyor. Bir ABD jetinin düşürüldüğünü gösteren ve 70 milyon izlenmeye ulaşan klip bir savaş simülatöründen alınmıştı. Tel Aviv yangını olarak yayılan görüntüler 2015 Çin arşivlerinden devşirilmişti. Netanyahu'nun Farsça konuştuğu videolar gerçekti; sesi ise yapay zekâ ürünüydü. Tek bir kullanıcı tarafından yönetilen 31 hesabın bu içeriklerle para kazandığı tespit edildi. Bu süreç, makalemde "gerçekliğin çürümesi" (truth decay) ve "gerçek sonrası" (post-truth) strateji başlıkları altında incelediğim "bilişsel harp" yöntemlerinin savaş alanında pratik karşılığını üretiyor. Taraflar, aleyhlerine olan gerçek görüntüleri bile "bunlar yapay zekâ üretimi" diyerek reddedebiliyor. Savaşın gidişatı artık askeri başarıyla değil, algı yönetiminin kalitesiyle ölçülüyor. Siber-Bilişsel Entegrasyon Teknik ve bilişsel boyutların iç içe geçtiği en çarpıcı örnek, İran'da 5 milyon kullanıcısı olan ezan vakti uygulaması "BadeSaba"nın hacklenmesi. Uygulama üzerinden dini retorikle bezenmiş anti-rejim mesajları gönderiliyor. Bu, "bilgiye yönelik harp" ile "bilişsel harp"ın hibrit entegrasyonunun somut örneğidir: teknik bir sızma, bilişsel düzeyde kalıcı etki üretiyor. Bir devletin vatandaşlarıyla kurduğu en güvenli kanalın ele geçirilmesi, rejimin kontrol kapasitesine duyulan güveni sarsıyor. İran cephesi de karşılık veriyor. İsrail'in sivil uyarı sistemi "RedAlert"in sahte versiyonu SMS yoluyla yayılıyor. Uygulama hem panik yaratıyor hem de telefon verilerini sızdırıyor. Teknik operasyon, kitlesel paniği araçsallaştırarak bilişsel sonuç üretiyor. Rusya ve Çin: Bilgi Aklama Bu çatışma Orta Doğu ile sınırlı bir anlatı mücadelesi değil. Rusya ve Çin de bilgi alanında farklı yöntemlerle sürece dahil oluyor. Ukrayna savaşından bu yana Moskova, dijital propaganda ve dezenformasyonu dış politikanın temel araçlarından biri haline getirdi. Sovyet döneminin “aktif önlemler” yöntemleri bugün sosyal medya ağları, bot hesaplar ve alternatif medya siteleri üzerinden yeniden uygulanıyor. Bu model çoğu zaman benzer bir patern izliyor. Batı yapımı savunma sistemlerinin başarısız olduğuna dair gerçek ya da sahte raporlar önce üçüncü dünya ülkelerindeki yerel sitelerde yayınlanıyor, ardından "uluslararası basın haberi" olarak referans veriliyor. Çin ise daha farklı bir stratejik çerçeve kullanıyor. Pekin’in yaklaşımı uzun süredir uygulanan “Üç Savaş” doktrinine dayanıyor: psikolojik harp, medya harbi ve hukuk harbi. Bu yaklaşım askeri çatışmadan önce uluslararası algı ortamını şekillendirmeyi ve rakibin meşruiyetini zayıflatmayı hedefliyor. Çin devlet medyası ve dijital ağları bu çerçevede çatışmayı çoğu zaman ABD’nin küresel müdahaleciliğinin bir örneği olarak sunuyor. Bu söylem özellikle Afrika, Latin Amerika ve Güneydoğu Asya’daki kamuoylarında yankı buluyor. Bu nedenle savaşın bilgi cephesi bölgesel aktörlerin ötesine uzanıyor. Çatışma aynı zamanda küresel güç rekabetinin anlatı alanındaki yeni sahalarından biri haline geliyor. Sayıların Siyaseti Kayıp rakamları çatışmanın "hakikat sonrası" boyutunu en net biçimde ortaya koyuyor. ABD ve İsrail, 300 İran füze rampasının imha edildiğini ve İran'ın füze kapasitesinin yüzde 70 oranında düştüğünü iddia ediyor. İran bu rakamları "büyük yalan" olarak nitelendiriyor. Sivil kayıp verileri "ihmal edilebilir düzeyde" ile "binden fazla" arasında gidip geliyor. Her iki tarafın da kendi kamuoyuna ve uluslararası izleyiciye farklı rakamlar sunduğu bu tablo, "bilişsel harp"ın anlatı inşası boyutunun en ham hali. Bilişsel Savunma: Yeni Zorunluluk 2026 çatışması bir gerçeği tescil etti: savaşın ağırlık merkezi fiziksel alandan bilgi ve bilinç alanına kaydı. Clausewitz'in "düşmanı irademizi kabul etmeye zorlama" ilkesi artık algoritmalar, anlatılar ve algılarla gerçekleştiriliyor. Bilgiye hükmeden, anlamı yöneten ve bilişsel çevreyi şekillendiren aktörler, bu savaşın gerçek belirleyicileridir. Konvansiyonel gücü ne olursa olsun, bilgi ortamında üstünlük kuramayan hiçbir devlet stratejik rekabette kalıcı bir avantaj elde edemez. Savaş bitmeden gerçek buharlaştı. Kazanan, daha iyi silah üretenin değil; daha güçlü algı inşa edenin olacak. Kaynak: Osman Gazi Kandemir, "Bilgi Ortamında Harekât: Bilgiye Yönelik ve Bilişsel Harp Üzerine Kavramsal Çerçeve Önerisi" https://dergipark.org.tr/tr/pub/guvenlikstrtj/article/1646888 *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. Savaş buhar gerçek Dr. Osman Gazi Kandemir, Independent Türkçe için yazdı Dr. Osman Gazi Kandemir Cuma, Mart 6, 2026 - 09:15 Main image:
Fotoğraf: AA
TÜRKİYE'DEN SESLER Type: news SEO Title: Savaş bitmeden gerçek buharlaştı copyright Independentturkish: