Kimilerine göre “Büyük Şeytan”, dünyaya hâkim olan toplumsal ruhtur. Kimi görüşler ise şöyle der: “Semavi dinler iki asıl (ana ilke) icat etmişlerdir ve dinlerde ana ilke olan da bu iki şeydir.Diğerleri ise bu iki esasın teferruatıdır. Bu iki asıldan biri “insanımsı İlah” (Antropomorfik/insan suretinde hayal edilen tanrı), diğeri ise “Şeytan” dır. Tabi ki Allah’ı kabul etmeyen biri, Şeytanı da kabul etmez. Çünkü bu ikisinin varlığı, birbirlerine bağlıdırlar. Allah konusunda da üç tasavvur vardır: 1- “Mutlak Allah”. (Bu tasavvurdaki Allah, filozofların konusudur.) 2- “Müteşabih Allah”. (Bu algıdaki Allah da ariflerin konusudur.) 3- “İnsanımsı Allah”. (Bu tasavvurdaki Allah ise Kuran’ın ve Nebilerin konusudur.) Kuran ve Nebilerin konusu olan “İnsanımsı Allah”, genel insanların inandıkları Allah’ dır. Bu İlah’da insanlarda bulunan sıfatlar vardır. Bu da aklın hilafınadır ve filozoflar bu tasavvurdaki İlahı asla kabul etmezler. Benim burada sözünü ettiğim “filozof” tan kastım, Batılı filozoflardır, Müslüman filozoflar değildir. Çünkü Müslüman filozoflar, dine tabi olan filozoflardır, dolayısıyla bunlar, dinden bağımsız değillerdir. Örneğin İbn Sina, İbn Rüşt, Farabi, Sedrü’l- Müteellihin vs. gibilerine aslında filozof da denilmez, bunlar “hükemâ/hîkmet sahibi” insanlardır. Fakat Eflatun, Sokrates, Aristo, vs. gibi Yunan ve Batılı filozoflar, gerçek anlamdaki bağımsız filozoflardır. Bunlar da Allah’a iman ederler ama, “insanlaştırılmış ilaha” değil. Beşerî sıfata sahip bir ilah, Kuran ve Hz. İsa’nın ilahıdır. Yani Hz. Mesih’in kendisi Mesihiler nezdinde ilah makamına oturtulmuştur. Bu da felsefi aklın hilafınadır. Çünkü “rahmet”, “hub”, “gazap”, “kibir” vs. gibi duyu ve haller hem sürekli değişken hem de sürekli sahibini değiştiren hallerdirler. Bununla birlikte bu durumların tümü de Kuran’da, Allah için bir sıfat olarak nispet edilmiştir ve genel halk da bu ilaha iman etmişlerdir. Semavi dinler tarafından insanlaştırılmış ilah algısını özet bir şekilde izah ettikten sonra, şimdi de Şeytan konusunu izah etmeye çalışacağız. Şeytan hususunda üç görüş mevcuttur: 1-Kuran’ın görüşü. 2-Ariflerin görüşü. 3-Vicdanî görüş. Kuran’ın görüşü Kuran şöyle der: “Şeytan önceleri bir melek gibiydi. Allah’a ibadet eder ve Allah katında yüce makam sahibiydi. Sonra Allah Adem’i yarattı. Şeytan’ı da ona secdeye emretti. Şeytan da bu emri duyunca: “Diretti, kibirlendi ve kafirlerden oldu.” (Bakara: 34) Böyle yapınca da Allah onu Cennetinden kovup attı. O da insanlara vesvese vermeye başladı ve şer kutbuna dönüştü.” İşte Kuran’ın kısaca Şeytan’a bakışı böyledir. Ariflerin görüşü Arifler de şöyle der: “Kuran’da Şeytan ile ilgili geçen konuların tümü, mecazi söz ve simgelerden ibarettir. Gerçekte Şeytan; insan nefsinin var ettiği şeyden ibarettir.” Yani Şeytan; insanda bulunan “ego/enaniyet” tir. Diğer bir ifadeyle ego; insanın bedenine yerleşen onun bir tür ilahıdır. Ego; her zaman Allah’tan bağımsızmış gibi insanın bedenine hükmetmek ister. İşte gerçekte Şeytan, bu “egodur.” Bu da kısaca ariflerin Şeytan’a bakışıdır. Vicdani görüş Vicdanî görüşü savunanların Şeytan hususunda iki tür görüşleri vardır. Birincisi şudur: Evet, ariflerin dedikleri gibi “ego” Şeytandır, fakat “küçük Şeytandır.” İkincisi de şudur: Gerçekte insanın nefsinde “ego” tohumunu eken toplumdur. Çünkü “ego”, toplum tarafından insanda icat edilen bir duygudur.Bundan dolayı diyebiliriz ki, iki tür Şeytan vardır; bunlardan biri “büyük Şeytan” dır ve o da “toplumun ruhudur.” Onun, insan nefsinde icat ettiği ego ise “küçük Şeytan” dır.” Şeytan iki kısım olduğu gibi, bizlerin kabul ettiğimiz ilah da iki kısımdır; bir kısmı “mutlak ilah” tır, diğeri de “nefsani ilah/insanın dahilindeki ilah” tır. “Mutlak İlah” (evreni ve tüm varlığı yoktan var eden İlah) da duyu vs. diye bir şey yoktur. O ilah, “basit/yalın ve mutlak kemalattır.” Fakat Kuran’ın işaret ettiği ve bizim içimizde bulunan “nefsanî İlah” ta, beşerî sıfatlar vardır. İşte biz bu İlah’a “vicdan” diyoruz.” “Vicdan” ise nurunu, mutlak İlah’tan almaktadır. Özetlersek bizde hem iki kısım ilah hem de iki kısım Şeytan vardır. İlahlardan biri “mutlak”, diğeri ise “nefsani/insanın dahilindeki” ilahtır. Şeytan da iki kısımdır; biri “büyük Şeytan” (yani toplumun genel ruhunun teşkil ettiği Şeytan), diğeri ise “nefsani Şeytan” (insanın dahilindeki ego) dur. Bunların (yani toplum ile ego ’nun) arasındaki ilişki de bellidir. İnsanın nefsindeki “ego”, sürekli toplumu dikkate alır ve topluma karşı riyakâr davranır. Yani kendini topluma karşı güzel göstermek için hayali de olsa kendine “Profesör”, “Doktor”, “Başkan”, “Komutan”, “Lider”, “Şair”, “Önder”, vs. gibi birtakım unvanlar alır. Belki de o unvan sahibi kimse hırsızın tekidir, fakat onun için önemli olan birtakım unvanlara sahip olmaktır. Şayet o unvan hakiki ise, onunla gurur duyar. Dolaysıyla “ego”, toplum tarafından icat edilen bir şeydir. Çünkü “ego” sahibi insan, gerçekte topluma tapmakta, ona ibadet etmekte ve kendini topluma karşı güzel göstermektedir. Zira onun en güzel Rabbi, “toplum” dur. O gibi insanlar toplumdan korkuyor. Yanlış bir şey yaptığında toplumdan çekiniyor. Şayet rüşvet alıyorsa ya da hırsızlık yapıyorsa, onu toplumdan gizli olarak yapıyor. Ahlaksal zafiyet gösterdiğinde de onu halkın gözü önünde yapmıyor. Çünkü toplum onun için bir ilahtır. Ve ilah olarak gördüğü içindir ki sürekli toplumdan çekiniyordur. Zira öyle biri, mevki ve makamı, şan ve şöhreti çok seviyordur. Bundan olsa gerek kimi rivayetlerde “Sıddıkların kalbinden en son çıkan sevgi, şan, şöhret ve makam sevgisidir” deniliyor. Diğer bir ifadeyle, “Sıddık’tan en son uzaklaşan sevgi, makam sevgisi oluyor.” Yani ilk önceleri onun kalbinden dünya, mal ve riyaset sevgisi uzaklaşır, en son uzaklaşan sevgi ise, “makam sevgisi” olur. Hatta Kuran-ı Kerim’de Hz. Peygamber’e hitaben şöyle geçer: - “Çekinmen/korkman gereken Allah olduğu halde sen, halktan çekiniyordun.” (Azap: 37) Söz konusu ayet, Zeynep olayıyla ilgili geçer. Nebi, Zeyd’in karısı Zeynep ile evlenmek istediğinde Allah Nebiye hitaben: “Sen insanlardan çekiniyorsun, oysaki çekinmen gereken Allah’tır” (Ahzab: 37) diyor. Yani Nebi, makamların en yücesi olan “nübüvvet” makamına ulaşmış olmasına rağmen, yine de insanlardan korkuyor. Allah da nebiyi ikaz ediyor ve korkması gerekenin toplum değil de Allah olduğunu hatırlatıyor. Dolayısıyla diyebiliriz ki, nebi böyle olduktan ve ikaz aldıktan sonra bizler gibi küçük şeytan “ego” yu sürekli içinde taşıyan insanların, büyük Şeytan olan toplumdan çekinmemesi, çok az insanlara nasip olan bir erdemdir. Düşününüz; “en büyük toplum, küresel topluluk dediğimiz şu andaki 8,5 milyarlık yer yüzü topluluğudur. Bu küresel topluluğun büyük Şeytanı da Amerikan Birleşik devletleridir. Şimdi söyleyeceklerimin bununla ne kadar da ilintili olduğunu göreceksiniz”: - “Örneğin ben toplumdan korkuyorum. Toplumun ruhu da egonun kontrolü altına girmekten korkuyor. Çünkü toplumun bireylerindeki ego, sürekli o toplumun ruhunu kontrol altına almaya çalışıyor. Toplumların kendine hakimiyet kuran insanlardan, neden sürekli nefret ettiklerini hiç düşündünüz mü? Niçin o tür insanlardan tiksinilir? Neden onlara karşı komplolar kurulur, onlar öldürülür ya da zehirletilirler? Çünkü topluma hakimiyet kuran o insanlar, hakimiyeti ele geçirdikten sonra, kendilerine boyun eğip teslim olmayanları ilk önce o toplumun eliyle toplumdan dışlatırlar. Örneğin kim ABD’ye muhalefet ederse, ABD o tür insanları ilk önce içinde yaşadıkları toplum tarafından dışlatır. Onun aleyhinde birçok propagandalar yapar ve bildiriler yayınlar. O insanın ya da insanların terörist, sevilmeyen ve nefret edilen biri olduğunu tüm dünyaya yayar. Mesela günümüzde Gazze, Amerikan ve İsrail devletleri tarafından bir terörist topluluğu olarak bilinir ve öyle de tanıtılır. Mütecaviz Siyonist İsrail devleti ise, dünyaya, kendinden meşru müdafaa yapan ve Müslümanların dostu olarak lanse edilen bir devlettir. Bunlar (yani ABD ile Siyonist İsrail), ne kadar da güzel birbirlerine benzemişlerdir. Büyük Şeytan ABD, kos koca dünya insan topluluğunun başına reis olmuştur. Şayet bir topluluğun başı ABD gibi büyük Şeytan olur ise, onu kabul eden ve ona uyan toplulukların ruhu da onun gibi Şeytan olur.” Dikkat ederseniz ben “topluluğun ruhu” diyorum, “toplumun fertleri” demiyorum. Elbette ki toplum fertleri içerisinde hayırlı ve adil insanlar da vardır. Fakat toplumun ruhu bir bütündür. Yani sosyal psikologların dediği gibi; insanlardaki ruhun varlığı gibi, toplumun da ruhu vardır. Toplum; yalnızca fiziksel olarak insanların bir araya gelmelerinden ibaret değildir.Toplum, mekanik değildir ki insanların birbirleriyle ilişkileri bulunmamış olsun. Sosyal Psikologlar insanların ruhunun birbirleriyle ilişkili olduğunu ve toplumun bu ilişkili ruh ile kontrol altında tutulduğunu söylerler. Bir bireyin, mensubu bulunduğu toplumdan çıkmasına engel oluşturan şey, “toplumsal ruhtur.” Yani insanın bidat ve yeni ortaya çıkan görüşlerle savaşması ve mücadelede bulunması bunun içindir. Muhlisler bunun için bidatlerle mücadele ediyorlar. Çünkü bireylere hükmeden şey, toplumsal ruhtur. Yine bireyler arasında “sürü psikolojisini” oluşturan şey, toplumsal ruhtur. Şayet biri kemale ya da hak yola tabi olmak ister ise, haliyle içerisinde bulunduğu topluma muhalefet edip onun dışına çıkması icap eder. Bundan dolayı çağdaş filozoflar “sürü psikolojisinin” itaat ruhu olduğunu söyler ve derler ki, “şayet insan bağımsız olmak isterse, bu itaat ruhundan (sürü psikolojisinden) kopması gerekir.” Diğer bir ifadeyle; bir insanın gerçek özlüğünü bulmasının, kendini toplumdaki itaat ruhu olan sürü psikolojisinden kurtarması ile mümkün olabileceğini öne sürerler. Şunu da arz etmem gerekir ki, tüm topluluklar her bireyden, nedensiz ve niçinsiz bir şekilde “itaat” beklerler. Yine tüm topluluklar, o toplumda mevcut olan “din”, “mezhep”, “töre” ve “geleneğin” de o birey tarafından kabul edilmesini isterler. Örneğin Şii topluluğunda yaşayan her bireyden o toplum, 12 imamlara inanmayı, imamı zamanı kabul etmeyi ve muharrem yasını tutmayı isterler. Şayet Şii toplumundaki inançları kabul etmez isen, o toplum senin aleyhine kıyam eder. Senden nefret eder, “arkadaş”, “eş”, “dost” ve “akraba” ların senden uzaklaşır ve tüm dost gördüklerin düşmana dönüşüverir. İş böyle olunca da insanın o toplumun ruhuna teslim olmaktan başka çaresi kalmıyor. Çünkü insan, kendini tehlikede görüyor. Şayet din değiştirir isen, seni öldürürler. Yalnızca öldürmekle kalmaz, malına, çocuklarına ve her şeyine el kor ve eşini senen boşatırlar. Bu durum bir dine ve mezhebe has değildir, tüm dinler ve mezheplerde böyledir. Hatta geçmiş dönemlerde Batıdaki Hıristiyan topluluklarda durum daha şiddetliydi. Son dönemlerdeki “modernite” algısı Batılıları müsamahakâr davranmaya mecbur kıldı. Yoksa tarihte Katolikler ile Protestanlar arasındaki 30 yıldan fazla yapılan kanlı savaşlar, meşhurdur. Ve bu savaşlarda yüz binerce insan birbirlerini katledip durdular. Hasılı, buraya kadar toplum ruhunun nasıl Şeytan’a dönüştüğünü izaha çalıştık ve dedik ki “ego”; insanın içerisinde yaşadığı toplumun, onun nefsinde icat ettiği bir duygudur. O duygu, toplumu kontrolü altına alması için sahibini harekete geçirir. Bundan ötürü de “ego” sahipleri, muhlis ve muslih insanlar ile savaşmaya başlarlar. Buraya kadar söylediklerimiz “EGO” nun toplum tarafıdır. Bir de birey tarafı vardır. Bu tarafından bakıldığında, “ego” su olan her birey, sürekli kendi toplumundan çekinir, fakat Allah’tan çekinmez. Yani normal bir insan dahi, herhangi bir rezillik işlediğinde, onu gizlice işler. Bunu işlediğinde de Allah’ın onun o rezilliği işlediğini bildiğini de bilir ve buna inanır. Fakat bu, yine de Allah’tan değil de toplumdan korkar. Allah’tan korkup çekinmez ama toplumdan çekinir. Sırrının ortaya çıkmasından ürperir. Sırrı ortaya çıkınca da hayli üzülür. Allah’a karşı mahcup olmaktan daha çok, topluma karşı mahcubiyet duyar. Çünkü “Allah’ın, ona karşı müsamahakâr davrandığını.” düşünür. Öyle bir şahsın korkusu, elbette ki kendini topluma karşı güzel göstermek istemesindendir. Çünkü onun kastı, kendini iyi göstermek ve toplum içerisinde elde ettiği “toplumsal makamını” korumaktır. Kendini sürekli övmesi, kendinden sürekli bahsetmesi ve şayet bir şair ise şiirlerinin sürekli halk içerisinde ağızdan ağıza dolaşmasını istemesi, şayet alim ise ya da ileri gelen biri ise sürekli kendinden bahsedilmesini arzu etmesi, bakan, komutan vs. ise insanların gözlerinin hep üzerinde olmasını dilemesi, bunların tümü, bu arzulara sahip olan kimseyi, toplumun ruhuna yaklaştıran vesilelerdir ve toplumun ruhu da Şeytan’dır. Hıristiyan Pavlus bu hususta şöyle der: - “Alemin tümü Şeytan’ın mülküdür. Bundan olsa gerek İncillerde şöyle geçer “Şeytan gelip Mesihi imtihan etmek istediğinde ona dedi ki “bana bir kez secde et (boyun eğ), bunun karşılığında sana tüm bu alemi vereyim.” Buradan anlaşılan o ki bu alemin sahibi İblis’ tir.” Papaz Augustinus da şöyle der: - “Allah’ın da mülkü vardır Şeytanın da.”Şeytan’ın mülkü bu dünyadır. Buradaki bütün “sömürüler”, “zulümler”, “emperyal hareketler”, “savaşlar” vs. bize şunu gösteriyor ki, bu dünya birtakım reislerin elindedir ve bu hususlarda karar veren de onlardır. Dolayısıyla bu dünyadaki fertlerde bulunan “ego”, asıldan bir şubedir. Asıl olan ise Şeytan’dır ve o da “toplumun ruhudur.” Tabi ki toplumun ruhundan kasıt, önceden de işaret ettiğimiz gibi toplumu oluşturan bireyler değildir. Bireyler hakkında iki tür görüş vardır: - “Onlar; ya Allah’a bağımlı olarak hareket ediyorlar. (Böyle bir durumda bir sorun yoktur.) Ya da Allah’tan bağımsız, kendi başlarına buyruk bir şekilde hareket etmekteler. Bu şekildeki bireyler Şeytandırlar. Nitekim İmam Ali (as)’dan bu konuda çok derin anlamlı bir söz nakledilir. İmam Şöyle demiştir: - “Halkın içerisinde ol (uzlete çekilme) ama, onlarla olma.” (Yani onların baktıkları gibi meselelere bakma.)” İmam Ali’nin bu hususta başka bir sözü daha vardır ve şöyle der: - “İnsan dünyada toplum içerisinde yaşamalıdır (inzivaya çekilmemelidir). Kim ibretle ona (dünya’ ya veya topluma) bakarsa, onu görüş sahibi eder o, ama kim ona istekle, hasretle bakarsa, onu kör eder o.” (Nehcü’l- Belağa, Hutbe: 82) Yani sen şayet topluma, ondan ibret alma gözüyle bakar isen ve toplumdan bağımsız bir göz ile ona bakmayı başarabilir isen, bu bakışın seni, basiret sahibi eder. Şayet topluma, onlardan bağımsızlığını kazanmadan bakar isen, bu durum seni körleştirir. Böyle bir durumda toplum sana hakimiyet kurar ve seni kendi kontrolü altına alıp körleştirir. Böylece sen, o topluma tapmış olursun. Yani senin Şeytanın toplum oluverir. Fakat topluma, seni Allah ve kemalata götüren bir araç ve vasıta gözüyle bakar isen, o taktirde toplum sana faydalı olur, çünkü sen toplumu, seni Allah’a götüren bir vesile olarak kullanıyorsun, böyle bir durumda da toplum, senin için Şeytan değil “rahman” oluverir. Kısacası insan, bağımsız olarak topluma baktığı taktirde, toplumun ruhu Şeytan’ın ruhuna dönüşmez. Zaten din de insanlara, hemcinsleriyle irtibat içerisinde olmasını söyler ve insanlara hizmet edin der. Yani din, insanların “bağımsız olanlarına hizmet edin” demiyor. Hayır, senin niyetin insanlar olmamalı, Allah olmalıdır. Çünkü toplumdaki var olan insanlar birbirlerinden farklı kimselerdir ve bu da istenen şeydir. Dinin farkı da budur zaten. Açıkçası benim “egom”, şayet beni toplumda bir yerlere getirmek ve herhangi bir konum sahibi yapmak için beni onlara yaklaştırıyorsa bu, Şeytanî bir ruhtur. Şayet toplum üzerinden Allah’a bakabiliyor isem, o taktirde o toplum benim için Şeytan değil rahman oluverir. Yani insandaki ruh, “vicdanî ruh” olur. Zira “Vicdan”, toplumdan bağımsız bir şeydir ve Allah ile irtibatlıdır. Fakat bir insandaki vicdan ile akıl zayıf olursa, ego da güçlüyse, bu durum insanı topluma bağlar. Çünkü insandaki EGO’yu var eden toplumdur. Böylece de insan toplumdan korkmaya başlar. Bundan ötürü de insanda nifak ve riya baş gösterir. Çünkü o insan, hakiki İlah’ının toplumdaki ruh olduğunu görür. Böylece de ondaki o “ego”, onu topluma taptırmış bulunur. Özetlersek; biz burada “ego” nun, toplum ruhundan bir şube olduğunu gördük. Küresel toplum içerisindeki o büyük ruh, Şeytandır. Çünkü küresel toplumun başındaki reis, büyük Şeytan ABD’dir. Amerikan’ın, kendinden bağımsızlık kazanmak isteyen toplulukların başına neler açtığını, nasıl ekonomik ambargolar uyguladığını ve savaşlar gerçekleştirdiğini, İran, Irak, Suriye, Lübnan, Yemen, Afganistan vs. gibi ülkelerde hep birlikte görmekteyiz. Hatta bu Şeytan Çin devletine kadar el uzatmaktadır. Batılı emperyalist ülkeler de aynen bunun gibidir. Onların bu sömürüleri, toplum yöneticilerinin bireylerini sömürmelerine benziyor. Sömürü ruhu, aynen Şeytan ruhudur. Büyük toplum olan “dünya toplumunun ruhu” Şeytan olduğu gibi, bu dev toplum içerisinde yer alan küçük toplulukların ruhu da Şeytanlaşmıştır. Fakat fertlerden bir bölümü öyle değildir. Vicdan sahipleri kendilerini bu “sürü psikolojisinden” koruyorlar. Ruhlarını topluma karşı bağımsızlaştırdıkları için de başlarına bir sürü olaylar gelmektedir. Böylesine bir şartlar içerisinde yine de vicdan sahibi kimseler, ruhlarının bağımsız kalması için yoğun mücadele vermekteler, çünkü ahiretlerini elde etmenin tek yolunun bu olduğunu biliyorlar. Bundan olsa gerek Hz. Mesih (as) şöyle demiştir: “İkinci kez doğmadan, Allah’ın melekut alemine ulaşamazsınız.” *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. büyük şeytan Ruh dünya TOPLUM Hasan Kanaatlı, Independent Türkçe için yazdı Hasan Kanaatlı Cuma, Mart 6, 2026 - 09:45 Main image:
İllüstrasyon: Anna Parini/Foreign Policy
TÜRKİYE'DEN SESLER Type: news SEO Title: “Büyük şeytan” dünyaya hâkim olan toplumsal ruhtur copyright Independentturkish: