İki konu: Modinaların direnç şarkıları ve Neden İran?

Bu haftaki yazıda, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününü öncelediği için nispeten az bilinen emekçi kadınların mücadelesine ilişkin bir olgunun paylaşılması planlanmıştı. Ancak İran’a dönük emperyalist saldırıyı da değinmeden geçmek mümkün olmadığı için bu hafta kısa tutulmuş iki yazıya birlikte yer veriyoruz. İki konu birbirinden tamamen alakasız gözükse de sonunda bir bağ kurmaya çalışacağız. Modinaların direnç şarkıları Büyük ölçüde unutulmuş olan ve 1949’da çekilen İtalyan filmi Acı Pirinç ’i seyretmek çok şaşırtıcıydı. İnsanlar çeltik tarlalarının Vietnam’da, Çin’de olduğunu düşünür. Oysa İtalya’nın kuzeyinde Po Ovası’nın pirinç üretiminde önemli bir tarım alanı olduğu çoğunlukla bilinmiyor. Hala Avrupa’da İtalya pirinç üretiminin merkeziymiş ve 1970’lardan sonra bahsedeceğimiz olgu sonlanmış ve pirinç üretimi artık modern yöntemlerle sürdürülüyormuş. Film kriminal bir hikâyeyi anlatmakla birlikte arka fonda 1800’lü yıllardan başlayıp 1965’lere kadar süren inanılmaz bir kadın emeği ve mücadelesini belgeliyor. İtalyan Yeni Gerçekçilik akımının öncülerinden yönetmen Giuseppe De Santis (1917-1997) İtalyan Komünist Partisi’nin üyesi ve faşizme karşı mücadeleye pratik olarak katılmış biri olarak işçi kadınların mücadelesine yabancı değil. Gerçi film star sineması özellikleri taşıdığı için eleştirilmiş olsa da bize işçi sınıfı mücadelesinin bu unutulmaz anlarını hatırlamamızı sağladığı için kendisine şükran borcumuz bulunuyor. Pirinç narin bir bitki, ekildikten sonra korunması için suların içinde yabani otların temizlenmesi ve sıcaklık şartlarına göre pirinç fidelerinin yerinin değiştirilmesi gerekiyor. Bu işlem için nisan sonundan temmuz başına kadar 250 bin civarında kadın işçi çalıştırılıyor ve genellikle mevsimlik kadın işçiler trenlerle bölgeye taşınıyormuş. Bu üç ay civarındaki yoğun emek döneminde 12 saat boyunca kadınlar çıplak ayakla dizlerine kadar suyun içinde ve eğilerek çalışmak zorundalarmış. Sivrisinek saldırısı altında, dayanılmaz bel ağrılarıyla akşamları ince saman yatakların üzerinde güneşin ilk ışıklarına kadar uyumak için barakalarına dönerlermiş. On kişilik ekipler halinde çalışırken konuşmak yasak olduğu için karşılıklı atışma şeklinde giden şarkıları zaman içinde direniş şarkılarına dönüşmüş. Sekiz saatlik iş günü ve daha iyi çalışma koşulları için sayısız grev örgütlenmiş, pirinç işçisi anlamındaki Mondinaların direnişi bir efsane halini almış. Yeri gelince grev kırıcıları engellemek için tren rayları üzerine yatmışlar, barikatlar kurmuşlar, bedeller ödemişler, hastalanmış omurgalarıyla 1 Mayısların bel kemiği olmuşlar, Mussolini faşizmine ve Nazi işgaline karşı direncin sembolü haline gelmişler. İtalyan Komünist Partisi’nin içlerinde örgütlendiğini söylemeye gerek yok sanırım. Çeltik tarlasında çalışan işçi kadınlar, muhtemelen 1950 civarında çekilmiş. Şarkıları da efsane olmuş. Hatta Bella Çav şarkısının ilk halinin Mondinalı kadınlar tarafından üretildiği söyleniyor. Bir ülkede emekçi kadınlar bir kez ayağa kalkarsa zaferin kaçınılmaz olduğunu bilerek Dünya Emekçi Kadınlar Gününde Mondinaların şarkılarını dinleyelim: Mondinayım, sömürülenim (Son la mondina son la sfruttata) Ben Mondina'yım, ben sömürülenim, Ben hiç titremeyen bir proleterim: Beni öldürdüler, zincirlediler, hapis ve şiddet, hiçbir şey beni durduramadı, Bedenlerimiz rayların üzerindeyken, Sömürücülerimizi durdurduk; pirinç tarlalarında çok fazla çamur var, Ancak emeğin sembolü hiçbir leke taşımaz, Ve iş için mücadele edeceğiz, barış için, ekmek için ve özgürlük için, ve yeni bir dünya yaratacağız Adaletin ve medeniyetin olduğu. Neden İran? Bir haftadır ABD ve İsrail’in İran’a yaptığı haince, alçakça, insanlık dışı saldırıyı izliyoruz. Sol Haber süreci çok iyi gördü ve haberciliği Türkiye’de aklı sağlam tutmak için önemli bir müdahale haline geldi. Bu yazıda çok kısaca neden İran bu saldırının konusu oldu diye kısaca bakalım. Emperyalizmin habis mekanizması İsrail Emperyalizm 20. Yüzyılda çok adice bir oyun oynadı dünya emekçi halklarına. Arap coğrafyasının ortasına dinci gericiliğe ve ırkçılığa dayanan, yaşamak için sürekli yayılmak zorunda olan bir devletin zembereğini kurup bıraktı. Öyle bir mekanizma ki Siyonizm, insanlık onu yok edene kadar kötülük üretmeye devam edecek. Oysa geçen yüzyılın başında, evet, Yahudiler sermaye sınıfının bir parçasıydılar, öte yandan sürekli ezilmiş ve sürülmüş bu halkın üyeleri arasından çok önemli aydınlar, sanatçılar, bilim insanları çıkıyor ve Avrupa’daki komünist partilerin önemli bir kadro kaynağı buradan geliyordu. Şimdi İsrail işledikleri cinayetler ve yarattıkları terörle bütün dünyada emekçi halkların nefret objesine dönüştü. Nasıl olacağını bilemeyiz ama bu durum İsrail’in sonunun yaklaştığına ilişkin bir sezgi bırakıyor. En azından Batı emperyalizminin desteği olmadan yaşayamayacağını biliyoruz. Üstelik emperyalizmin bir kötülük aparatı olarak kurulmuş olsa da bu mekanizma bazı durumlarda ABD’yi de yönlendirebilir duruma geldiği anlaşılıyor. Bir yerden sonra toz dumanın içinde kim yönlendirici kim aparat birbirine karışıyor. Kennedy suikastından İsrail devletinin sorumlu olduğuna dair güçlü kanıtların ortaya çıkması, Epstein lağımının ABD yöneticilerine dönük bir kapan olduğuna dair veriler bu karşılıklı çürüme üreten mekanizmayı daha çok ele veriyor. Ve İsrail bölgede kendisinden başka hiçbir egemen devlet istemiyor, İran’a dönük saldırının arkasında Mollalar veya başka bir iktidar kaynağından bağımsız olarak İsrail’in kendisinden başka bir egemen devletin varlığına dayanamaması yatıyor. Batı emperyalizmi de geçen yüzyılda oluşan egemen ulus devletleri dağıtmayı amaçlıyor 20. yüzyıl emperyalizm için yenilgiler tattığı ve ölümüne yaklaştığı bir kısa yüzyılı kapsadı (1917-1990). Emekçi sınıfların zaferleri ve son kez ileri çekilen anti-emperyalist, anti-feodal burjuva devrimleri emperyalizmin bütün tasarımlarını bozdu. Bu dönemde ortaya çıkan her ulus devlete Batı emperyalizminin tarihsel bir kin beslediğini söylemeliyiz. Ne istiyorlar peki? Ulus devletlerde işçi sınıfının iktidara gelme olasılığı azaltılacak. Yasama, yargı ve yürütme uluslararası şirketlerin emrine girecek. Bu ülkelerde ulusal direnç ve iradenin dayanağı olan ulusal ordular lağvedilecek, tarla gibi dümdüz kullanıma açılacaklar. Irak ve Suriye’nin düştüğü hali biliyoruz. ABD daha iki gün önce Irak’a asker indirdi, ne izin alma ne meşruiyet arayışı vardı. İran için de aynı şeyi amaçlıyorlar, rejim değil mesele. Ne diyor Trump denilen insanlığın gördüğü en aşağılık varlık, “İran Devlet Başkanının kim olacağını ben belirleyeceğim… İran’ın hiçbir askeri gücü kalmayacak.” Öte yandan ABD’nin 150 yıldır belki en güçsüz olduğu dönemden geçtiğini, büyük bir mali açmaz içinde olduğunu ve uzun sürecek bir savaşın maliyetini karşılayamayacağını yazmıştık . Öyle içten içe kemiren bir güçsüzleşme ki 14 milyar dolara mal olan ve dünyanın en güçlü savaş gemisi olarak kabul edilen USS Gerald Ford uçak gemisinde tuvaletler çalışmıyor. Gemi yıllarca hiç durmadan nükleer enerji ile çalışıyor ama 5 bine yaklaşan mürettebat altına etmemek için 45 dakika tuvalet kuyruğunda beklemek zorunda. Çin’in başlıca hegemonya aracı olan Tek Yol- Tek Kuşak’ı sabote etmek Bu köşede çok yazdık, çok kısaca Çin’in dünyanın fabrikasına dönüşmesi, pazar ve hammadde kaynaklarına ulaşmanın çok yaşamsal hale gelmesi ile Çin bütün dünyayı neredeyse birbirine bağlayan bir hegemonya projesi olarak Tek Kuşak Tek Yol’u inşa etmeye başladı. Bu birçok kanaldan dünyayı birbirine bağlayan proje sadece limanları, tren ve iletişim yollarını kapsamıyor, yol boyunca serbest bölgeleri, ticaret kolonilerini ve büyük ölçüde emek gücü kullanımı da içeriyordu, doğal olarak Çin ordusu da usul usul bu hattı takip etmeyi planlıyordu. ABD ve genel anlamda Batı emperyalizmi kendi hegemonyasını tahrip eden projeyi durdurmak için çok çabaladı. Alternatif projelerden burada bahsedecek yer yok. Ancak yol boyunca özellikle cihatçı aparatçıkları sabotaj için kullandılar. Şimdi zaten yolun üstünde tetiklenmiş Pakistan-Afganistan savaşı yaşanıyor, her an savaşa dönüşebilecek Hindistan-Pakistan savaşı olasılığı kenarda bekliyor. İran’ın düşmesi büyük ölçüde Tek Kuşak Tek Yol’u bitirecek bir hamle gibi duruyor. Çin ABD ile ilk kapışmayı kendi topraklarından uzakta almayı akılsızca buluyor ve Pasifikte bu nihai kapışma için bekliyor gözüküyor. Ancak medyaya yansıyan “gemi katili” diye adlandırılan balistik füzeleri İran’a sağlaması savaşın seyrini değiştirebilir. Bugünkü teknoloji ile uçak gemileri yenilmez değiller. Ayrıca İran tarafından fırlatılan füzelerinin isabet yeteneği bir Rusya veya Çin istihbarat desteğini düşündürüyor. *** Son söz olarak şunu söyleyelim, bu akılsız ve zıvanadan çıkmış, kötülük ve kalleşlikle dolu dünyayı düzeltecek çok önemli bir şey var: Dünya emekçi kadınlarının ayağa kalkışı. Onların yeni bir dünyanın perdesini açışına tanıklık edeceğiz.