Hifa İkra ve Fatma Nur’un suçu ne?

“Hifa”, sabırlı dişi sahabe anlamına geliyor. Tam anlamı “ Mekke'nin en gösterişli yerinde sadece Allah'ın rızasını kazanmak için yaşayan Müslüman kadın ”mış, öyle diyorlar. “İkra” ise “oku” anlamındadır. Demek ki çocuğun hem iyi bir müslüman hem de okuryazar olması hayal edilmiş. Hayal kimin bilmiyorum, olan şudur; Hifa İkra’nın annesine tecavüz edilmiş, o saldırının sonucudur. Ardından benzer şeyler ona da yapılmaya çalışılmış. Yapan “ Kuran’a Hizmet Vakfı ” yöneticisi olan babasıdır. Demek ki o tür bir okumanın ve o tür bir inancın kimseye faydası yoktur. Sekiz yaşındaki Hifa İkra’nın cansız bedeni annesi ile birlikte Zeytinburnu sahilinde buldular birkaç gün önce. Bizim okumuş ama bunlarına göre gavur kadınlarımız koştu ölüleri kaldırmaya. Bir iki çok müslüman kerhen gelmişti, onlara da kadınlarımız izin vermedi. O sayede iki cansız beden büyük insanlığın omuzlarında çıktı son yolculuğuna. Adının hilafına, bu kahrolası düzenden paylarına taciz, tecavüz, eziyet ve ölüm düşmüştür. *** İçim kaldırmıyor, gerisini özet geçeyim. Annesi Fatma Nur Çelik’in hayatı da benzer bir hikâye. “ Kuran’a Hizmet Vakfı mescidinde ”, evet mescitte, Ayhan Şengüler adlı bir Selefinin tecavüzüne uğramış. Kadın, son çare, durumu ailesine anlatarak kurtulmaya çalışmış. Ancak “kutsal aile” de cemaate dahil olduğundan kadını tecavüzcüsü ile evlendirmiş. Fatma Nur’u değil kahrolası namuslarını kurtarmışlar böylece. Tecavüze dayak ve hakaretlerin eşlik etmesi bu müdahaleden sonra. Ayhan Şengüler, Fatma Nur’u porno izlemeye, orada gördüklerini uygulamaya zorluyor, bağlayarak tecavüz ediyor ve sonra bağlı hâlde bırakıp gidiyormuş. Dava tutanaklarından aktarıyorum. Hifa İkra doğunca, belki kurtulurum diye düşünmüş, ancak Selefi Ayhan durmamış. Fatma Nur başka yollarla kurtulmaya çalışınca bir tarikat mahkemesi kurulmuş. Cin çıkarma seansı yapmaya karar vermişler. Cin çıkmamış tabii. Bu hayhuy arasında Fatma Nur boşanmayı başarmış. Kadın elden kaçınca sıra Hifa İkra’ya gelmiş. Hifa İkra annesine, Ayhan Şengüler’in kendisine dokunduğunu anlatınca olay tekrar yargıya taşınmış. Ancak Selefi sapık serbest bırakılmış ve dava kapanmış. Anne ve kızını ölüme sürükleyen olaylar zinciridir. *** Kuran’a Hizmet Vakfı hizmetini Ümraniye’nin bir mahallesinde veriyor. Aynı binada vakfın Vuslat dergisi ve Özel FM adılı bir radyo kanalı da faaliyette. Mahkeme tutanaklarına göre vakıfta çalışanların hepsi kod adı kullanıyor. Resmi nikah ve çocukların okula gönderilmesi günah. Vakıftaki “Vuslat Çocuk” adlı birimde pek çok çocuk var. Bunlar örgün eğitimin dışına itilmiş yoksul çocuklar. Bütün bu hizmetlerden amaç ileride laik TC’yi yıkmak ve yerine şeriata uygun bir “Mekke Devleti” kurmak. Adı geçen vakıf “Kul Sadi Yüksel” gurubunun uzantısı. Sadi Yüksel bir Selefi-Vahabi. Daha çok Konya’da aktif. Selçuk Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü mezunu. Üsküdar İmam Hatip Lisesinde iki yıl Türkçe öğretmenliği yaptıktan sonra bir cemaat kurmaya karar vererek daha kârlı bir yol tutturmuş. Selefilik, son yıllarda moda bir hareket. Yani yerli ve milli tarikatların yanında bir de bu tür bir gericilik türedi. Cübbeli Ahmet, “ Türkiye'de 2 bin selefi derneği var. Şahıslar pompalı mompalı. İç savaşa hazırlanıyorlar ” demişti birkaç yıl önce. IŞİD’in kaynaklarından biri de bu yeni oluşumlar. Uluslararası bağlantıları da var. Suudi Arabistan bu gurupları el altından destekliyor. Suriye'de çok yaygınlar; Irak, Cezayir, Bosna, Kosova ilgi alanlarında. Burada gönüllüler devşirip kriz bölgelerine savaşa gönderiyorlar. Maksat eğitim olsun! Bu guruplarla ilgili Diyanet raporunda bu yola giren yedi kişi ve gurup sayılıyor. Furkan Vakfı- Alparslan Kuytul ve Ebu Hanzala kod adlı Halis Bayancuk en bilinenleri. Bunları Abdullah Yolcu, Fezullah Birışık, Mehmet Balcıoğlu, Mehmet Emin Akın ve Kul Sadi Yüksel gurupları takip ediyor. Diyanet'e göre bu guruplar tasavvuf karşıtı; demokrasiden, laiklikten ve cumhuriyetten nefret ediyor. Yani sadece mevcut devlete değil onun yaslandığı tarikatlara da düşmanlar. Bu Selefi yapılanmaların tamamı değme gizli örgütlere taş çıkaracak bir yapıda. Ne yerleri belli ne yurtları. Arama motoru her adımda bir duvar çıkarıyor önünüze. Hem her şey ortalıkta hem de her şey gizli. Devlet de bu yapılanmaların görünür olmasını istemiyor. Selefi oluşumlar bir tür yedek güç yeni rejim için. Suriye’yi onlarla düzlediler. Ayhan Şengüler adlı sapığın bir türlü yargılanamamasının, hatta gözaltına alınmamasının nedeni işte bu. *** Selefilik inançla ilgili konularda Kuran ve Sünnet’in lafzına bağlı olan ve yorumu kabul etmeyen bir ekol. Sözlükteki karşılığı “önce gelmek, geçmek, geçmişte kalmak.” İlk Müslümanlara ve dinin ilk haline bağlı olmak demek bu. Dinin evrimi bir bozulma olarak kabul ediliyor haliyle, geriye dönülmek isteniyor. “Kuran’a Hizmet”ten kasıt işte bu. Selefilik XIX. yüzyılın ikinci yarısından sonra ortaya çıktı. İslam coğrafyası Batılı güçlerin işgali altındaydı. Bunun dinin yozlaşmasından kaynaklandığı sanılıyordu. Çıkış yolu Kuran ve Sünnet’e dönmekteydi. Radikalleşmesi I. Dünya Savaşının ardından. Mısır’da Hasan el-Benna ve Müslüman Kardeşler, Pakistan’da el-Mevdudi ve Cemaat-i İslâm ile başlayan bu süreç Selefiliği bir dini ideolojiye dönüştürdü. Şekilci, ahlaksız, tarihi birikimleri ve kültürel katkıları reddeden bir söylem geliştirdi. Bu arada Suudi Arabistan’da ortaya çıkan Vahabilik de aynı yola girdi. Suudi Arabistan bir Selefi-Vahabi oluşumudur. Sahadaki halini şöyle özetleyeyim; Suudi Arabistan’da türbe, yatır yoktur; yasaktır. “Sakal-ı Şerif, Hırka-i Şerif” gibi kutsal nesneler de yoktur, bunlar cahiliye devrinden kalma putperestlik sayılır. İmam, müezzin gibi din görevlileri devlet memuru değildir. Allah için yapılan görevin karşılığında para almak ayıp sayılır. Para alan imamların arkasında namaz kılınmaz. Nakşilik, Halidilik, Nurculuk gibi tarikatlar da yoktur çünkü başka yola gerek yoktur. Camilerin altında ticarethane açamaz, kapısında para toplayamaz, kafanıza göre cami yaptıramazsınız. Kız İmam Hatip Lisesi yoktur, çünkü İslamiyet’te kadın imam mümkün değildir. Bizdeki halini düşününce daha mantıklı görüneceğinin farkındayım ama nihayetinde bu düzende kadın da yoktur. “Selefiyye” insansız bir inançtır. *** Suudi Arabistan’da inancı ilk haline döndürme çabası büyük bir yıkım faaliyetine yol açtı. Peygamberin ilk eşi Hatice’nin evini yıktılar. Suudi polisi gece gündüz nöbet tutarak insanların mezarın yerine çiçek bırakmasını, saygı göstermesini engelledi. Şimdi Hilton Otelinin müştemilatı yükseliyor üzerinde. Halife Ebu Bekir’in evi de aynı otel kompleksinin altında kaldı. İçinde Peygamberin torunlarından El Ureyd'in mezarının bulunduğu camiyi dinamitlediler, Suudi Polisi yıkıntının etrafında kutlama yaptı. Peygamberin doğduğu evin etrafını düzlediler, otoparka dönüştürdüler. Kutsal Kâbe, Zam Zam Tower’in gölgesinde kaybolup gitti. Hira Dağı'ndaki mağarayı da yıkmak istiyorlar fırsatını bulup. "Peygamber bize bu dağa çıkmaya, orada ibadet etmeye, kayalara dokunmaya izin vermedi" diyorlar çünkü. Muhammed’in doğduğu eve gelince, Suudiler ziyaret yeri haline gelmemesi için burayı da yıkıp üzerine bir kütüphane inşa etmiştir. Yani Hifa İkra ve annesini yok eden karanlıkla Suudi versiyonunun da bir bağlantısı yok. Bizdekiler Suudi din kardeşlerine göre düz putperestler. Aralarında din kardeşliğinden çok ideoloji kardeşliği var. Uzatmayayım, burada şeytan ayrıntıda gizlenmiyor, “büyük fotoğrafın” üzerinde oturuyor. Yok aslında birbirlerinden farkları. Hepsi çocuğu, kadını ve nihayetinde insanı silmek üzerine kurulu karanlık oluşumlardır. *** Bir kadının ve bir çocuğun cansız bedenini buldular deniz kıyısında birkaç gün önce. Hikayelerinin içinde kişisel hiçbir taraf yok. Laiklik ve cumhuriyet yıkıldığı için öldü onlar. Tarikatlara yol verildiği, gericiler kollandığı, anayasa rafa kaldırıldığı, hukuk tepelendiği için öldürüldüler. Kadınlar ve çocuklar değil, Ayhan Şengüler türü sapıklar lazım düzene çünkü. Yurttaşlığı silmek ve geride kalanları müritlere, ümmete, tebaaya dönüştürmek istiyorlar. Hoşgörüye, sadakaya, merhamete muhtaç etmek istiyorlar hepimizi. Bir kadının ve bir çocuğun cansız bedeni bulundu koca şehrin kıyısında. Bu kahrolası düzenden paylarına düşen tacizin, tecavüzün, eziyetin ve ölümün izleri vardı üzerlerinde. Onlar can verirken koca şehir ve koca ülke uyumaktaydı. Söyledik tekrarlayalım; merhamet zalimin sadaka zenginin erdemidir. Hoşgörü sizi yurttaş değil azınlık yapar. Mürit, ümmet, tebaa olduğunuzda size kalan Hifa İkra ve Fatma Nur’un kaderidir. Ne diyeceğiz başka; laiklik yıkılırken uyursan ölürsün. Uyan, doğrul, kalk artık!