Laiklik, bu topraklarda çoğu zaman bir “yaşam tarzı tercihi” ya da devlet örgütlenmesine dair bir düzenleme olarak tartışılır. Oysa laiklik bundan çok daha fazlasıdır. Laiklik kapitalist ve sosyalist toplumlarda yurttaşların bir aradalığının dolayısıyla halk olmanın maddi ve siyasal koşuludur. Emekçilerin, kadınların, gençlerin, farklı inanç ve kimliklerden yurttaşların eşitliğini mümkün kılan devrimci bir ilkedir. Bu nedenle laikliği savunmak bir anayasa normunun ötesinde halkın egemenliğini, ülkenin bağımsızlığını ve toplumsal kurtuluş imkanını savunmaktır. Egemenliğin kaynağını gökyüzünden yeryüzüne indiren ilke laikliktir. Din, sınıflı toplumlarda her zaman çelişkili bir rol oynamıştır. Bir yandan emekçilerin sığınağı olmuş diğer yandan egemen sınıfların meşruiyet aygıtı olarak işlev görmüştür. Siyasal iktidar ile dinsel otoritenin iç içe geçtiği her tarihsel anda eşitsizlikler kutsallaştırılmış, yoksulluk kader, itaat erdem olarak sunulmuştur. İşte laiklik bu kutsallaştırma mekanizmasının kırılmasıdır. Halk olmak tam da burada başlar: Egemenliğin göksel iradeden değil halkın ortak iradesinden doğduğu yerde. Laiklik sıradan insanların kendi yazgısını belirlemesidir. Laiklik öncesi toplumsal düzenlerde emekçiler, dini buyruklarla meşrulaştırılan bir itaat rejimine mahkum edilmiş, emeklerine ve hayatlarına kutsal adına el konulmuştur. Laiklik bu kaderciliğe karşı gerçekleşmiş tarihsel bir kopuştur. Toplumsal hayatın, insan aklının ve tarihsel ilerlemenin birikimiyle şekillenmesidir. İşte bu ortak zemin, farklı inançlardan ve kimliklerden insanların bir arada, halk olarak yaşayabilmesinin temelidir. EGEMENLİĞİNİ KORUYAMAZ Laiklik yurttaşlıktır. Laiklik yoksa halk yurttaş değil, tebaa ve kuldur. Kişisel vicdan meselesi olan din siyasallaştığında toplumsal ilişkileri, hukuku, eğitimi ve ülke kaynaklarının paylaşımını belirleyen bir araç haline dönüşür. Böylece yurttaşlardan oluşan bir toplum değil, biat eden tebaa ortaya çıkar. Yurttaşlık bilimsel eğitim hakkına, sağlık hakkına, insanca barınma hakkına ve onurlu bir yaşama sahip olmaktır. Laiklik olmadan yurttaşlık, yurttaşlık olmadan halk olunamaz. Halk olarak örgütlenemeyen toplumlar da kendi bütünlüklerini ve egemenliklerini koruyamaz. Toplumun akıl ve bilimle buluşmasının yolu laiklikten geçer. Bilimsel eğitim çocukların korku, itaat ve kader duygusuyla kuşatılmış bir eğitim düzenine mahkum edilmemesidir. Bilimsel eğitim gençlerin özgür düşünmesini, sorgulamasını ve geleceğini kendi elleriyle kurmasını mümkün kılar. Gençliğin “nasıl yaşamalı” sorusuna kendi yanıtını verebilmesi ve dünyayı değiştirme iradesini eline alabilmesidir. Laiklik sınıf mücadelesinin de temelidir. Sermaye ile emek arasındaki uzlaşmaz çelişkinin gerici bir örtü altında gizlenmesine itiraz etmektir. Emeği sermaye karşısında dilsiz ve eylemsiz bırakan gericiliğe karşı çıkmaktır. İş cinayetlerini fıtrat diyerek meşrulaştıran, ağır sömürüyü işçi ile patron arasındaki ortak dindarlık pratikleriyle görünmez kılan, böylece emekçileri itaatkarlaştıran o kalın ve gerici ideolojik örtüyü kaldırmaktır. Sömürüyü şükürle normalleştirenlere, itaatkarlığı erdem diye yüceltenlere karşı açık ve net bir sınıf tavrıdır. Halk olmak biat çağrılarıyla değil emeğin ortak çıkarları etrafında kurulan mücadeleyle mümkündür. Laiklik aynı zamanda bağımsızlıktır. Emperyalizm toplumları denetim altına almak için askeri ve ekonomik araçların yanında ideolojik ve kültürel kanalları da seferber eder. Ülkemizin de içinde bulunduğu coğrafyada emperyalizmin gerici yapılarla kurduğu ilişkiler savaşları ve yıkımı büyütür. Yurttaşların dini referanslara dayanarak ayrıştırılmaması yurttaş dayanışmasının, yurttaş dayanışması da tam bağımsızlığın ön koşuludur. SAHİP ÇIKALIM Laikliğin zedelendiği her yerde bir ilke aşınmaz, toplumun ortak yaşam zemini dağılır. İnanç, kimlik ve yaşam tarzı farklılıklarının siyasal iktidar mücadelesinin aracı olduğu her durumda toplumun ortak yaşamı zayıflar. Çünkü laiklik, farklı inançlara sahip insanların toplumsal yaşamda yan yana durabilmesinin güvencesidir. Bu güvence ortadan kalktığında toplum ayrışır ve ortak yaşam bağı çözülmeye başlar. Bu nedenle laikliğin gerilediği her yerde aşınan, halkın birlikte yaşama iradesi ve geleceği birlikte kurma kapasitesidir. Bitirirken laiklik, halk olmanın devrimci ilkesidir. Bu nedenle laikliği savunmak geçmişe ait bir ilkeyi koruma değil geleceği bir halk olarak birlikte kurma iradesidir. Memleketi çevreleyen ateş denizinin kıyısında bu iradeye sahip çıkalım.