Geride bıraktığımız Şubat ayının son günü, dünyanın iki haydut devleti ABD ve İsrail , Cenevre ’de barış görüşmeleri sürerken savaş makinesini ateşleyerek kapı komşumuz İran ’a eşgüdüm içinde bomba yağdırdılar! Bu saldırılarda başta ülkenin dini lideri Ali Hamaney olmak üzere 40’ın üzerinde üst düzey devlet yöneticisi ve komutan öldürüldü. İran da anında karşılık vererek İsrail’i ve Körfez ülkelerindeki ABD üslerini füzelerle vurmaya başladı... Birleşik Krallık da Güney Kıbrıs ’taki askeri üsleri dolayısıyla hedefteydi. Çünkü bu üsler, ABD ’nin İran ’a yönelik operasyonlarında kullanılıyordu. Ateş altındaki İran, bu aşamada ABD’nin destekçileri arasında ayırım yapacak durumda değildi. Körfez ülkelerinin yanı sıra Güney Kıbrıs’taki Ağrotur ( Akrotiri ) üssünü de insansız hava aracıyla vurdu... İngiltere yöneticileri başlangıçta çelişkili açıklamalar yaparak olayı yalanlasalar da daha sonra İran’ın saldırısını doğrulamak zorunda kaldılar. ADA’DAKİ ÜS BÖLGESİ İNGİLİZ TOPRAĞI! Kıbrıs’ın Rum kesimindeki Ağrotur ve Dikelya askeri üsleri, Londra ve Zürih Anlaşmaları ile Birleşik Krallık ’a adeta “ hediye ” edilmiştir! Çünkü eski İngiliz sömürgesi olan Kıbrıs, 1960 yılında bağımsızlığını kazanırken İngiliz emperyalizmi o topraklarda giderayak kendine böyle bir ayrıcalık sağlamayı başarmıştı. Kıbrıs’ta İngilizlerin işgali altındaki geniş üs bölgesi, askeri bir üs olmanın çok ötesinde, Birleşik Krallık devletinin egemen toprağı sayılıyordu artık! Ama unutmamak gerekir ki Londra-Zürih Anlaşması ’nın altında Türkiye ’nin de imzası vardı... İngiltere Başbakanı Keir Starmer , savaşın başında Ada’ki üslerini İran’a karşı kullandırmayacaklarını açıklamışken ABD Başkanı Danold Trump ’ın baskısıyla geri adım attı ve “ sınırlı savunma amaçları için ” kullanıma izin vereceklerini söyledi. İran Devrim Muhafızları Generali Sardar Jabbari de buna karşılık, " Amerikalılar uçaklarının çoğunu Kıbrıs’a taşıdı. Kıbrıs’a öyle bir yoğunlukta füze fırlatacağız ki Amerikalılar adayı terk etmek zorunda kalacaklar " diye üst perdeden tehdit savurdu. KIBRIS HALKI KAYGILI Doğaldır ki bütün bu gelişmeler, bölünmüş Kıbrıs Adası’nın güneyinde olduğu kadar kuzeyinde de kaygı ve korkuya yol açtı... Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, ülkenin güvenli olduğunu açıklayarak halkın kaygılarını gidermeye çalışırken Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde de üst üste toplantılar ve açıklamalar yapıldı. Kıbrıslı Rum lider Nikos Hristodoulidis , gelişmelerle ilgili olarak şöyle dedi: “ Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer , devam eden bölgesel gelişmelerle ilgili olarak aradı. Kıbrıs’ın hedef olmadığını açık ve net bir şekilde teyit etti. Doğrudan iletişimi sürdürüyoruz. Tüm ilgili makamlar sürece tam olarak dahil olmuş durumda ve gelişmeleri yakından izliyor .” Türk tarafında da belirgin bir hareketlilik vardı. Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman , bölgede yaşanan gelişmeleri değerlendirmek üzere önce Cumhuriyet Güvenlik Kurulu’nu topladı. Sonra siyasal parti başkanlarıyla Başkanlık Konutu’nda ortak bir toplantı düzenledi. Görüşmelerden sonra Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamada özetle şöyle denildi: " Cumhuriyet Güvenlik Kurulumuz toplantısını gerçekleştirdi ve ABD ve İsrail’in İran’a yönelik operasyonlarıyla başlayan süreci, özellikle adaya etkileri dikkate alınarak, çeşitli senaryolar çerçevesinde ayrıntılı bir biçimde değerlendirdi. Çalışmalarımız tam bir koordinasyon içerisinde devam edecektir ." “ÜSLER TARİHİ HATA” İran’a yapılan saldırının etkileri Kıbrıs’ta yoğun biçimde tartışılıyor. Savaşla ilgili değerlendirmelerde, uzun zamandır unutulmuş görünen Ada’daki yabancı üsler konusu yeniden önemli bir yer tutmaya başladı. Yenidüzen gazetesinin haberine göre, Cumhuriyetçi Türk Partisi ( CTP ) Grup Başkan Vekili Asım Akansoy , Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, Kıbrıs’taki yabancı askeri varlıklara ve bölgedeki savaş politikalarına sert eleştiriler yöneltti. Akansoy , özellikle İngiltere’nin adadaki egemen üs bölgelerine dikkat çekerek, “ İngiltere’nin Kıbrıs adasında toprak bulundurması tarihin büyük hatasıdır ” dedi. İngiltere’nin Ağrotur ve Dikelya ’daki varlığına da dikkat çeken Akansoy , bu bölgelerin üs olmanın ötesinde “ İngiliz egemen toprağı ” statüsünde olduğunu anımsatarak, “ Üsler, İngiliz emperyalizminin bir eseridir ” dedi. Tarihçi Güven Uludağ da Birleşik Krallık’ın Kıbrıs’taki askeri varlığına ilişkin kamuoyunda eksik bir algı bulunduğunu belirterek olası bir bölgesel savaş senaryosunda adanın tamamının risk altına girebileceği uyarısında bulundu. Uludağ , savaşın uzaması ve coğrafi olarak genişlemesi durumunda yalnızca üslerin değil, tüm adanın fiilen bir çatışma alanına dönüşebileceğini söyledi. Türkiyeli ve Kıbrıslı devrimciler, Ada’nın bütünündeki askeri üslere ve yabancı askerlere karşı her zaman ortak bir tutum ve dayanışma içinde oldular. Bu tarihsel tutumun değeri, Ada’da savaş kapıya dayanınca daha iyi anlaşılmışa benziyor...