Tuncay KAPUSUZOĞLU Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından her yıl şubat ayının sonunda kutlanan “Vergi Haftası”nın amacı, vergi bilincinin çocuklarda ve genç nesillerde oluşturulması, toplumun tüm kesimlerine benimsetilmesi, mükelleflerin vergiye gönüllü uyumunun sağlanması ve kayıt dışı ekonomi ile mücadele bilincinin oluşturulması olarak belirtilmiştir. Peki, kutlama, tanıtım ve bilgilendirme ile vergi bilinci oluşturulabilir mi? Vergi bilincini etkileyen nedenler nelerdir? İdeal vergi sistemi için yüzyıllardır çeşitli fikirler ortaya atılmakta, modellemeler ve ilke tanımları getirilmektedir. Ancak, uygulamaya baktığımızda vergi gibi insan yaşamına doğrudan etki eden bir konudaki en önemli unsur, “kabul edilebilirlik”tir. Vatandaşlar ödedikleri vergiyi ne kadar içtenlikle kabul edebiliyorlarsa, o kadar ideale yakın bir vergi sistemi kurulmuş demektir. Vergide kabul edilebilirliği etkileyen hususlar ana hatlarıyla aşağıdaki gibidir: 1. Ödeme gücü ölçüsünde vergi alınması: Yurttaşlardan ekonomik ve kişisel durumları dikkate alınarak mali gücüne göre vergi alınması esastır. Bu gerçekleştiği zaman verginin adaletli ve dengeli dağılımı sağlanmış olacaktır. Ödeme gücü ölçüsünde vergi alınmaması, belli bir kesimden mali gücün ötesinde, ağır biçimde vergi alınması şeklinde olabileceği gibi, belli bir kesimden mali güç ile alakası olmayan ölçüde küçük tutarlarda vergi alınması şeklinde de gerçekleşebilir. Her iki durumda da süreklilik taşıyan bir yapı oluştuğunda, halk arasında “kabul edilebilirlik” zedelenmektedir. 2. Ödenen vergilerin şeffaf olarak izlenebilmesi: Vergi, tanımı gereği karşılıksız olmasına rağmen vatandaşlar ödedikleri verginin nerelere harcandığını görmek ve bilmek istemekte; sağlık, eğitim, güvenlik, barınma, ulaşım gibi çok sayıda alanda kendilerine verilen kamu hizmetinin niteliğini karşılaştırmaktadır. Alınan kamu hizmeti ile ödenen vergi arasında süreklilik taşıyan bir orantısızlık oluştuğu zaman, verginin kabul edilebilirliği tartışmalı hale gelmekte; huzursuzluk artmaktadır. Bu nedenle, Devleti yöneten siyasi otoritenin topladığı vergi tutarlarını ve bunların harcandığı yerleri halkın kolaylıkla görebileceği şekilde ayrıntılarıyla paylaşması, tercihleri ile ikna edici olması zorunludur. 3. Vergiye gönüllü uyumun sağlanması: Vergiye gönüllü uyum, vatandaşların üzerlerine düşen vergi yükümlülüklerini zamanında ve eksiksiz yerine getirmesi olarak tanımlanabilir. Vergiye gönüllü uyumu olumsuz olarak etkileyen çok sayıda etken vardır. Bunlardan en önemlisi, vergi yükümlülüklerini yerine getirmeyen mükellef sayısının süreklilik taşıyan bir şekilde kitlesel boyutlara ulaşmasıdır. Böyle bir ortamda, vergiye uyumlu mükelleflerin vergiyi kabul edilebilir bir unsur olarak görmesi mümkün değildir. Kayıt dışı ekonominin kronik bir hal alması; vergi mükelleflerinin siyasi iktidara olan inancının kaybolması; vergi aflarının düzenli periyodlarla yapılan ve artık gelenekselleşmiş bir yapıda “beklenti” oluşturur hale gelmesi; verginin kayıtlı mükellef üzerinde tutar olarak yüksek hale gelmesi ve ödenilebilir olmaktan uzaklaşması, vergiye gönüllü uyumu olumsuz etkileyen en önemli nedenlerdir. 4. Hukuk devletinin zayıflaması, kuralsızlığın hâkim olması: Hukuk devleti, “bir ülkedeki özel ve kamuya ilişkin bütün işlemlerin belirlenen evrensel hukuk kurallarına bağlı olarak yapıldığı ve söz konusu kurallara uyumun bağımsız yargı erki tarafından denetlenebildiği devlet düzeni” anlamına gelmektedir. Bu çerçevede, konulan kuralların teorik yapısı ile birlikte uygulanabilirliği de hayati önem taşımaktadır. Evrensel hukuk kurallarından uzaklaşıldığı, uygulanmaya çalışılan hukuk kurallarının denetlenmediği, yargı erkinin işlevini yitirdiği, yazılı hukuk kurallarına olan inanç ve güvenin kaybolduğu ortamlarda hukuk devletinden bahsedilmesi mümkün değildir. Hukuk devletinin olmadığı yerlerde vergilerin kabul edilebilirliği en az düzeye inmektedir. Genel ortamdaki kaotik yapıdan vergi sisteminin etkilenmemesi mümkün değildir. 5. Kayıt dışılığın yaygınlığı: Bir ülkede kayıt dışı ekonomi kronik bir hal almışsa, bunun engellenmesi için yeterli önlemler alınmıyorsa ve kayıt dışılığa geçiş oldukça kolay bir hale gelmişse, kayıt dışılık hayatın bir parçası olmuş; iktisadi faaliyetleri yürütmek için dikkate alınması gereken önemli unsurlardan biri haline gelmiş demektir. Kayıt dışılığın süreklilik taşıdığı ortamda kayıt altında faaliyette bulunmak son derece güç hale gelebilir. Bu durumda iyi niyetin ötesinde, rekabetin ve piyasada kalıcı olabilmenin getirdiği zorunluluk nedeniyle vergi sistemi sağlıklı bir şekilde işlemeyecektir. Sık sık getirilen vergi aflarıyla kayıt dışılığın Devletçe teşvik edilir hale gelmesi de kayıt altında vergisini eksiksiz ve düzenli ödeyen yurttaşların mağdur olmasına ve içinde bulunduğu sistemi reddetmesine yol açmaktadır. Çoğunluğun yaptığını, azınlıkta kalanlar yapmazsa rekabet koşulları nedeniyle ekonomik faaliyette bulunmak olanaksızlaşmaktadır. 6. Vergi kültürü ve vergi algısı: İnsanların yaşam biçiminde, öğretilmiş ve algı haline dönüşmüş geleneklerin, sahip olunan değerlerin, kabul edilen kuralların, davranışların önemi büyüktür. Tüm bu unsurların oluşmasında din, dil, coğrafya, sosyal yapı, tarihsel yapı, eğitim, gelişmişlik düzeyi birincil ölçüde etkilidir. Öğretilmiş ve kuşaktan kuşağa aktarılarak bir yapı haline dönüşmüş sistematik davranış biçimi, kişilerin olduğu gibi, belli ortak paydaya sahip toplumların da temel özelliği haline gelmektedir. Bu özellikler bütününü kültür olarak adlandırabiliriz. Vergi kültürü kavramıyla da bu topraklar üzerinde geçmişten günümüze ulaşan bireysel ve kitlesel “algı” kastedilmektedir. Vergi kültürü ve vergi algısı yaşadığımız topraklarda geçmişten beri sorunlu bir seyir izlemiştir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde verginin ve vergi toplama yetkisinin mültezimlere bir imtiyaz olarak devredilmesi; hak ve hukuka uygunluğunun denetlenmemesi ve ödeme gücünden ziyade toplanacak maddi tutarlara odaklanılması ciddi bir sorun oluşturmuştur. Geçmişte tarım ve hayvancılığa dayalı vergi sistemindeki “kaçırma” öyküleri halen halk arasında yaygın olarak anlatılmaktadır. Sonraki dönemlerde geçmişteki olumsuz algıyı gideren ve halkın içine sinen uzun dönemli bir vergi politikası izlenmemiştir. Vergi algısının olumsuzluğu günümüze kadar ulaşmış ve vergi kültürünün istenilen düzeyde oluşmamasında başat bir etken olmuştur. Vergi kaçırmanın toplumda ciddi bir tepki görmemesindeki en önemli nedenlerden birisi budur. Sağlıklı bir vergi sistemi kurulması ve kabul edilebilirliğin yerleşmesi için bu olumsuz algının mutlaka giderilmesi gerekmektedir.