Fransa Devlet Başkanı Emmanuel Macron Pazartesi günü, Fransa'nın nükleer savaş başlığı cephaneliğini genişleteceğini ve aslında emperyalist saldırganlığı tırmandıracak "nükleer caydırıcılık" programını güçlendireceğini açıklamıştı . Reuters 'ın aktardığına göre Almanya bu "nükleer caydırıcılık" programında önemli bir rol üstlenecek. İşbirliği yapacağı ifade edilen dokuz Avrupa ülkesi, Avrupa’nın iki nükleer gücü olan Fransa ve Birleşik Krallık'ın yanı sıra Almanya, Polonya, Hollanda, Belçika, Yunanistan, İsveç ve Danimarka'dan oluşuyor. Tam kapsamlı silahlanma hızlanıyor Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ülkesinin nükleer cephaneliğini büyüteceğini açıklaması ve Avrupa ülkelerini Fransız "nükleer caydırıcılığı" etrafında “stratejik diyalog”a davet etmesi, Avrupa’da yeni bir güvenlik tartışmasını tetikledi. Paris yönetimi bir yandan nükleer programını genişletmeye hazırlanırken, bir dizi Avrupa ülkesi de bu programın çeşitli boyutlarında Fransa ile işbirliği yapmaya açık olduklarını duyurdu. Reuters ’ın aktardığına göre Fransa’nın girişimine dahil olabileceği belirtilen ülkeler arasında Avrupa’nın iki nükleer gücü olan Fransa ve Birleşik Krallık’ın yanı sıra Almanya, Polonya, Hollanda, Belçika, Yunanistan, İsveç ve Danimarka bulunuyor. Avrupa’daki tartışma yalnızca Fransız nükleer cephaneliğinin genişlemesiyle sınırlı değil. Birçok Avrupa ülkesi aynı anda hem NATO’nun ABD merkezli nükleer paylaşım sisteminin parçası olmayı sürdürüyor hem de Fransa’nın “Avrupa içi caydırıcılık” girişimine destek veriyor. Bu durum kıta güvenliğinde iki farklı nükleer şemsiyenin aynı anda tartışıldığı yeni bir tabloya işaret ediyor. Macron’un ‘Avrupa caydırıcılığı’ hamlesi Fransa’nın nükleer programı (Force de frappe), NATO’nun nükleer planlama yapısından bağımsız olarak tamamen ulusal komuta altında yürütülüyor. Fransa’nın yaklaşık 290 civarında nükleer savaş başlığı bulunduğu tahmin ediliyor. "Caydırıcılığın" ana omurgasını denizaltılardan fırlatılan balistik füzeler (SNLE) oluştururken, ikinci bileşen ise Rafale savaş uçakları tarafından taşınabilen hava konuşlu nükleer başlıklardan meydana geliyor. Paris yönetimi nükleer doktrinini “hayati ulusal çıkarların korunması” çerçevesinde tanımlıyor. Nükleer silahların kullanım kararının yalnızca cumhurbaşkanına ait olduğu özellikle vurgulanıyor . Macron’un son açıklamaları ise, Fransa’nın bu kapasiteyi modernize ederek Avrupa güvenliği bağlamında daha görünür hale getirmeyi hedeflediğini gösteriyor. Ancak Avrupa ülkeleri bu girişime katılsa da Fransız nükleer silahlarının kullanılıp kullanılmayacağına karar verecek olan yine yalnızca Paris olacak. Almanya: Fransa ile askeri tatbikat gündemde Almanya da Fransa’nın "nükleer caydırıcılık" girişimine destek veren ülkeler arasında yer alıyor. Almanya Başbakanı Friedrich Merz, X üzerinden yaptığı açıklamada yıl sonuna kadar somut adımlar atılmasının planlandığını belirtti. Merz, bu adımlar arasında Almanya’nın Fransa’nın nükleer tatbikatlarına konvansiyonel unsurlarla katılmasının da bulunduğunu ifade etti. Berlin yönetimi böylece Avrupa güvenliği konusunda hem NATO ile bağlarını korumaya hem de Fransa ile stratejik işbirliğini derinleştirmeye çalışıyor. ABD bombaları dururken Fransa'ya kapısı aralanıyor Fransa ile nükleer diyaloga açık olduklarını açıklayan ülkeler arasında NATO’nun nükleer paylaşım düzenlemesinin parçası olan devletler de bulunuyor. Hollanda ve Belçika gibi ülkeler hâlihazırda ABD’ye ait nükleer silahların konuşlandırıldığı Avrupa ülkeleri arasında yer alıyor. Açık kaynak tahminlerine göre Hollanda’daki Volkel Hava Üssü ve Belçika’daki Kleine Brogel Hava Üssü’nde ABD’ye ait B61 tipi nükleer bombalar bulunuyor. Bu silahlar ABD kontrolünde tutuluyor ancak savaş durumunda ev sahibi ülkelerin hava kuvvetleri tarafından kullanılabilecek şekilde planlanmış durumda. Lahey yönetimi Fransa ile kurulacak işbirliğinin bu NATO düzenlemesinin yerine geçmeyeceğini özellikle vurguladı. Hollanda hükümeti, söz konusu işbirliğinin esas olarak siyasi istişare, bilgi paylaşımı ve olası tatbikat katılımı düzeyinde olabileceğini belirtti. Benzer şekilde Belçika hükümetinden de Fransa’nın girişimine doğrudan karşı çıkan bir açıklama gelmedi. Kuzey ülkelerinde ayrışma: Şahinler ve temkinliler Fransa’nın Avrupa içinde yeni bir "nükleer caydırıcılık" hattı kurma girişimi Kuzey Avrupa’da da farklı tepkilerle karşılandı. Bölgedeki ülkeler Fransa ile diyaloga tamamen kapıyı kapatmamakla birlikte, nükleer işbirliğinin kapsamı konusunda farklı tutumlar benimsiyor. Danimarka hükümeti, 2 Mart 2026 tarihinde düzenlediği basın toplantısında Fransa ile stratejik nükleer iş birliğine girmeyi kabul ettiğini açıkladı. Kopenhag yönetimi bu işbirliğinin, Danimarka’da nükleer silahların konuşlandırılması anlamına gelmediğini özellikle vurguladı. Ayrıca programın yalnızca Danimarka topraklarını kapsayacağı, Faroe Adaları ile Grönland’ın bu planın dışında tutulacağı belirtildi. Başbakan Mette Frederiksen yaptığı açıklamada NATO içinde ABD, Birleşik Krallık ve Fransa olmak üzere üç "nükleer caydırıcılığa" sahip ülke bulunduğunu hatırlatarak Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Avrupa ülkeleriyle bu alanda daha yakın işbirliği kurmak istediğini söyledi. Frederiksen ayrıca Avrupa’nın "caydırıcılık" kapasitesinin güçlendirilmesinin gerekli olduğunu savundu. Danimarka Savunma Bakanı Troels Lund Poulsen ise devlet kanalı TV2’ye verdiği demeçte Danimarkalı kurmay subayların Fransız nükleer programındaki tatbikatlara katılabileceğini ve Fransa’da yürütülecek ortak eğitim faaliyetlerinin parçası olabileceklerini açıkladı. Alınan karar Danimarka iç siyasetinde de tartışmalara yol açtı. Danimarka Demokratları Partisi’nden Inger Støjberg NATO’nun birkaç yıl önce tanınan NATO ile aynı olmadığını savunarak kararın gerekli olduğunu söyledi. Yeşil Sol Parti lideri Pia Olsen Dyhr ise ABD’nin Avrupa’dan giderek uzaklaştığını savunarak Fransız nükleer koruması altına girmenin mantıklı olabileceğini dile getirdi. İsveç de Fransa ile yürütülecek görüşmelere katılmaya açık olduğunu duyurdu. İsveç Başbakanı Ulf Kristersson sosyal medya platformu X üzerinden yayımladığı video mesajda İsveç’in Danimarka gibi yakın müttefiklerle birlikte bu görüşmelere katılmaya hazır olduğunu söyledi. Kristersson daha sonra İsveç televizyonu SVT ’ye verdiği demeçte Fransa ile yürütülen nükleer diyaloğun henüz erken bir aşamada olduğunu ve bunun İsveç açısından ne anlama geleceğinin henüz net olmadığını ifade etti. İsveç hükümeti kendi nükleer silahlarına sahip olmayı veya ülke topraklarında nükleer silah konuşlandırılmasını planlamadığını da özellikle vurguladı. Norveç ise Fransa’nın girişimine karşı daha temkinli bir tutum benimsedi. Norveç Dışişleri Bakanı Espen Barth Eide Fransız hükümetinin Norveç ile temas kurduğunu doğruladı ancak konunun ayrıntılı değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Eide Fransa’nın girişiminin reddedilmediğini ancak Norveç hükümetinin bu konuyu Fransa ile yürütülen diyalog çerçevesinde değerlendirmek için zaman istediğini ifade etti. Norveç yönetimi ayrıca Avrupa ülkeleri arasında yapılacak olası bir nükleer işbirliğinin NATO’nun rolünün yerini almaması gerektiğini vurguluyor. Bölgedeki en farklı yaklaşım ise Finlandiya’dan geldi. Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, Amerikan "nükleer caydırıcılığının" süreceğinden “yüzde 100 emin” olduğunu söyledi. Macron’un konuşmasından önce SVT’ye verdiği uzun röportajda Stubb, ABD’nin Avrupa’dan çekileceğine dair herhangi bir siyasi veya askeri işaret görmediğini ifade etti. Bu nedenle Finlandiya Fransa ile yürütülen nükleer diyalog sürecine katılan ülkeler arasında yer almıyor. Avrupa’da nükleer denklem değişiyor Macron’un girişimi Avrupa’da uzun süredir devam eden bir tartışmayı yeniden gündeme taşıdı: Avrupa güvenliği ABD’nin nükleer şemsiyesine mi dayanmalı yoksa Avrupa ülkeleri kendi "caydırıcılık" kapasitesini mi güçlendirmeli? Ortaya çıkan tablo ise iki yaklaşımın aynı anda yürütüldüğünü gösteriyor. Avrupa ülkelerinin önemli bir bölümü NATO’nun ABD merkezli nükleer mimarisinin parçası olmaya devam ederken aynı zamanda Fransa’nın Avrupa içinde yeni bir "nükleer caydırıcılık" hattı kurma girişimine de destek veriyor. Ancak bu yeni denklemde nükleer silahların kullanım kararının yalnızca Fransa Cumhurbaşkanı’nın elinde kalacak olması, Avrupa’nın güvenlik mimarisine ilişkin siyasi tartışmaları da beraberinde getiriyor.