Alternatifsiz

Neo-liberalizmin en büyük tuzaklarından birisi, size alternatiflerinizin çok olduğu hissini vermektir. Aldığınız ayakkabıdan, evinizdeki eşinize, marketteki yoğurttan, satın aldığınız arabaya kadar bütün piyasa sistemini kapsar. Temel hedefi, sizi daha iyi seçeneğe yönlendirmek değil, sahip olduklarınıza dair memnuniyetsizlik üretmektir. Memnun olmayan insan, her an vazgeçebilecek şekilde ilişki kurar. Bağ kurmaz, sadece ilişir. Tuzak şu ki, gerçekte fazla seçenek yoktur. Sunum biçimleri farklı olsa da benzer nitelikteki şeyler, benzer işlevler sunar. Daha iyi seçenek için daha çok kazanmanız zorunludur. Bu da genellikle mümkün değildir. (Suç oranının artış nedenlerinden en önemlisi.) Böylece sizi borçlandırır. Borçlanan insanın hareket alanı daralır, tüketmek için özgürlüğünden vazgeçer. Amacım, piyasanın karanlık dehlizlerinde dolanmak değil. ABD görünümlü İsrail’in (Doğan görünümlü Şahin gibi düşünün) İran’la savaşında, kısırlaşmış entelektüel alanı genişletmeye çalışmak. İran’da olanlara “bölgesel” demek, yeni küresel sisteme dair bilgi yanlışı. Zira durum bölgesel değil, küresel. “Küresel” ne demek, pek fikrimiz yok. “Küresel”, teorik olarak Asya, Amerika ve Avrupa kıtalarını kapsayan demektir, dünyanın hepsini değil. İsrail- İran savaşı, olanlar ve sonuçları açısından küreseldir. İran’ın, İsrail’e “dünyanın her yerinde elçiliklerin güvende olmaz” uyarısı, sorunu körfezden öteye taşır, tıpkı İspanya’da halkı sokağa taşıdığı gibi. Konunun “hayalet öznesi” Çin’i, her şeyin nedeni olan “öteki” gibi konumlamak da sorunlu. Kültürün psikanalitik yapısını çalışan Zizek’in “Asıl cesaret bir alternatif tahayyül etmek değil, aşikâr bir seçenek olmadığı gerçeğini kabullenmektir: Bir alternatif hayali, bizi açmazımızın kördüğümünü düşünmekten alıkoyar” saptaması önemlidir. ABD politikalarını, Çin’in yükselişi üzerinden değerlendirmek, saldırganlığı rasyonelleştirmekten başka bir şey değil. Çin’in dönüşümünde önemli rolü olan Wang Hunnig’i okumalısınız. Çin Halk Siyasi Danışma Konferansı (CPPCC) üyesi Hunning, “Amerika, Amerika’ya Karşı” kitabında neo-liberalizmin ürettiği topluluk-birey arasındaki gerilimin iyi sonuç vermeyeceğini, “biz” duygusu güçlü ülkelerin geleceği şekillendireceğini anlatıyor. Çin’in yükseliş politikasını, sanıldığının aksine ekonomiye değil, insana odaklıyor. “Güçlü ülke” tanımının yanına, “biz duygusu güçlü ülke” tanımını koyuyor. Alternatiflerin zayıf yanlarını analiz edip kendi iç dönüşümüne yoğunlaşıyor. Kısacası, “ikinci Mao” olarak anılan Şi Cinping’in “enerji damarlarımı koparıyorlar” diye bağırmaması doğru okunmalı. Mao’nun, “Gök kubbe altında kaos var, koşullar mükemmel” sözlerini aklında tutuyor. Sanchez’den çıkarılacak 7 ders Bir, adalet duygusu incinmiş insanlar, adaleti savunan liderleri yüceltir. İki, neo-liberal politikalara tavır koyan liderler yükselir. Üç, güçlüye karşı cesur olan kahramanlaşır. Dört, kişileri değil, ilkeleri savunanlar güven kazanır. Beş, savaştan yorulmuş ortamda, koşulsuz barışı destekleyenler sevilir. Altı, insanlar “ama”sız, “belki”siz net söylem sever. Yedi, karizmanın sevilmekle değil, zoru başarmakla ilgisi vardır. İletişim notları Bir, “ABD bölgedeki Kürt grupları silahlandırarak İran’a karşı kullanacak” haberleri servis edilirken, DEM Parti’den “Kürtler kimsenin taşeronu olamaz” açıklaması gelmedi. Gelse, parti kimliği güçlenirdi. İki, ülkemizin eğitim ve kültür politikalarını kuruluş ayarlarına dönerek “biz” bilinci üzerinden yenilemekte yarar var. Yenilenmeyi sadece din üzerinden düşünmek, “biz”i oluşturmaya yetmez. Daha geniş bir perspektif şart. AKLIMDA KALAN Kadınlar günü: Kadınlarla ilgili meseleleri “kadınlar günü” ambalajıyla estetik hale getirmek, sorunların çözümüne hizmet etmez, etmiyor da zaten. “Kadınları en çok ben düşünürüm” reklam filmleri ve kutlama mesajları, ruhsal yükü artırmaktan öte gitmiyor. Uluslararası “tehlikedeyim” işaretini bilen olmadığı için Tokat’ta, bir kadın öldürüldü. Sosyal medya mesajlarıyla “8 Mart”ı kutlarken.