Öğrenme güçlüğüne karşı oğlundan ilhamla yola çıktı

Disleksili oğlunun okuma yazmayı sökebilmesi ve öğrenmesinde yardımcı olması için yapay zekâ altyapılı bir uygulama geliştiren Bilgisayar Mühendisi Günet Eroğlu “Klinik testlerin ardından ilk ‘kullanıcım’ oğlum oldu. Şimdi üniversite 3’üncü sınıfta ve kendi yolunu başarıyla çiziyor. Onu bugün böyle gördükçe, bir annenin pes etmemesinin ne kadar büyük bir değişim yaratabileceğini çok daha iyi anlıyorum” diyor. Boğaziçi Üniversitesi’nde Bilgisayar Mühendisliği ve Matematik bölümlerini bitiren Günet Eroğlu, yüksek lisans için Oxford Üniversitesi’ni, ardından da İTÜ’de MBA ve Sabancı Üniversitesi’nde doktora programlarını tamamladı. Yoğun bir akademik ve profesyonel hayatı olan Eroğlu’nun hayatındaki dönüm noktası ise anne olunca başladı. Oğluna üstün zekâlı teşhisi konulsa da okula başladığında okuma yazmayı öğrenemediğini, dikkatini toplayamadığını ve her başarısız denemede özgüveninin biraz daha sarsıldığını gördü. O dönem aldıkları desteklerle bir ilerleme kaydedemeyince, tüm vaktini “Oğlum için ne yapabilirim?” diye araştırmaya ayırdı. “Nöro geri bildirim” denilen bir kavramla tanıştı. “Mesela öğrenme güçlüğü mü yaşıyorsunuz? Yeniden öğrenebilir misiniz? Çünkü beyin kendini yenileyebilen bir organ” diyen Günet Eroğlu, bunu öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklar için nasıl kullanabileceğini araştırmaya başladı. Nörologlar, yazılımcılar, psikolog ve psikiyatristlerden oluşan 10 kişilik bir ekiple, klinik veriler toplanarak, algoritmalar yazıldı, yüzlerce saat Ar-Ge ve klinik çalışmaların ardından TÜBİTAK onaylı “Auto Train Brain” ortaya çıktı. Uygulamanın bir nevi beyni eğittiğini ve öğrenmeyi öğrettiğini söyleyen Eroğlu, yöntemin oğlunun öğrenme güçlüğü sürecindeki faydasını görünce, diğer ailelerin de kullanımına açtı. “Oğlum o zaman 7 yaşındaydı şimdi 21 yaşında üniversite 3’üncü sınıf öğrencisi” diyen Auto Train Brain CEO’su Günet Eroğlu ile ilham veren hikâyesini konuştuk. Sistem tam olarak nasıl çalışıyor? Yaptığımız çalışmalar; beyin dalgalarını eğiterek dikkati, öğrenmeyi ve hafızayı güçlendirebileceğimizi kanıtlıyordu. Ama bu yöntemler ya çok pahalıydı ya da sadece kliniklerde ulaşılabiliyordu. Ben de bir mühendis ve anne olarak bu teknolojiyi herkesin evinde kullanabileceği, yapay zekâ destekli bir hâle getirmek istedim. Sistemimiz yurt dışından getirttiğimiz 14 kanallı bir başlık ve yazılımla çalışıyor. Bu başlık, kişinin beyin sinyallerini okuyup yazılımımıza iletiyor. Arka planda nörolog ve psikologlardan oluşan ekibimiz bu verileri sürekli izliyor. Başlıktan gelen karmaşık sinyalleri yapay zekâ saniyeler içinde analiz ediyor. Beynin hangi bölgesinde sorun olduğunu, hangi bölgenin düzgün sinyal üretip üretmediğini raporluyor. Mesela sol kulak üzerindeki bölgede bir yavaşlık mı var yoksa ön bölgede dikkat sinyalleri mi zayıf? Yapay zekâ bunları anında tespit ediyor. Sadece tespit etmekle de kalmıyor, kişiye özel bir eğitim yolu çiziyor. Yani herkesin beyni farklı olduğu için, yapay zekâ o kişinin ihtiyacına göre egzersizi anlık olarak değiştiriyor. Çocuğun o anki ruh hâline veya yorgunluğuna göre zorluk seviyesini ayarlıyor. Mesela sinyallerden dikkatinin dağıldığı anlaşılırsa telefona bir uyarı gidiyor. Ekran hemen kararıyor ve ses azalıyor. Çocuk tekrar dikkatini topladığı an ekranın rengi açılıyor ve ses yükseliyor. En büyük kolaylığı da eğitimin evde veya dışarıda her yerde yapılabiliyor olması. Oğlunuzda nasıl farklar gördünüz? Süreç nasıldı? Klinik testlerin ardından ilk ‘kullanıcım’ oğlum oldu. O süreç benim için hem büyük bir heyecan hem de umut doluydu. Yazılımın ilk hâllerini denemeye başladığımızda, oğlumun okuma yazmadaki o tutukluğunun yavaş yavaş açıldığını gördük. En büyük farkı özgüveninde hissettik. Arkadaş ortamı her geçen gün artmaya başladı. Eskiden bir ödevin başına oturmak onun için âdeta bir kâbusken, beyni eğitildikçe odaklanma süresi uzadı ve “Ben yapabiliyorum” demeye başladı. Şimdi üniversite 3’üncü sınıfta ve kendi yolunu başarıyla çiziyor. Onu bugün böyle gördükçe, bir annenin pes etmemesinin ne kadar büyük bir değişim yaratabileceğini çok daha iyi anlıyorum. Her çocuk için uygun mu? Kimler kullanabilir? Genel olarak dört yaşından itibaren kullanılabiliyor. Çünkü kullanılan başlığı kafasında tutması gerekiyor. Özellikle disleksi, dikkat eksikliği ve hiperaktivite (DEHB) gibi öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklarımızda çok etkili sonuçlar alıyoruz. Sadece çocuklar da değil, odaklanma sorunu yaşayan yetişkinler veya beyin performansını artırmak isteyenler de kullanabiliyor. Ama odak noktamız hep o ‘özel’ çocuklarımız ve onların hayatını kolaylaştırmak. Dünyada çok iyi bilinen bir yöntem Başka ülkelerde de uygulanıyor mu? Aslında nöro geri bildirim, dünyada çok iyi bilinen bir yöntem. Amerika ve Avrupa’da kliniklerde yıllardır kullanılıyor. Biz bu klinik teknolojisini yapay zekâyla birleştirip evde kullanılabilir bir mobil uygulamaya dönüştürdük. Beynin tam 14 farklı noktasından aynı anda sinyal alarak bu eğitimi gerçekleştiriyoruz. Bu kadar kapsamlı bir analizi mobil platforma taşımak gerçekten büyük bir adımdı. Bugün Angola’dan İspanya’ya kadar 15 ülkede, 5 binden fazla kullanıcımız var. Özel gereksinimli çocuklarla ilgili aileler nasıl bir yol izlemeli? Ülkemizde disleksi veya DEHB gibi durumlar hâlâ bir ‘hastalık’ gibi görülüyor. Hatta bazen bu çocuklara sadece ‘yaramaz’ denilip geçiliyor. Ailelerin, bu çocukların beyinlerinin ‘farklı’ çalıştığını kabul etmesi gerekiyor. ’Tembel’ ya da ‘dikkatsiz’ diye etiketlemek yerine altında yatan biyolojik sebebi anlamaya çalışsınlar. Bu süreçte en önemli konu sabır ve sürekliliktir. Çünkü her çocuk farklıdır. Beyin de tıpkı bir kas gibi çalışır. Nasıl spor salonunda vücudumuzu geliştirmek için düzenli antrenman yapmak gerekirse beynin gelişim göstermesi için düzenli antrenmana ihtiyaç duyar. Eğitim artık sadece kitapla ve kalemle sınırlı kalmamalı. Günümüzde dijital terapi yöntemleri var ve bu yöntemler çocukların hayatını gerçekten kurtarabiliyor. Bu çocukların potansiyellerini harcamamak için devletin ve eğitim sisteminin bu yeni teknolojileri daha fazla desteklemesi gerekiyor.