Türk sinemasının gençlik çağlarının en derin travması hiç kuşkusuz 1970-1980 yılları arasında Yeşilçam’da yaşanan seks filmleri furyasıydı. Yeşilçam’ın yaşadığı bir varoluş krizinin içinde ortaya çıktı. Varoluş krizi diyorum çünkü sinema anlamını kaybetmişti. Televizyon hayatın odağına yerleşmiş, insanlar siyasi ve toplumsal gerginliklerin yoğun olduğu, ekonominin zor günlerden geçtiği bu dönemde sinemayı terk edip sıcak evinde televizyonuyla yaşamayı tercih etmişti. Bu da beraberinde sinema salonlarının boşalmasını, yapımcıların iflasını getirmişti. O şartlarda sinemanın bir anlamı yoktu. Derken yapılan bir deneme sonrası yapımcılar seks filmlerinin ilgi gördüğünü, salonları doldurduğunu fark ettiler. Türk yapımı seks filmleri çekilmeye başladı. Sadece erkeklerin gittiği, televizyona girme ihtimali olmayan bu filmler izbe, pis kokulu sinemalarda erkek güruhun cinsel açlığını tatmin etmeye yönelik yapımlardı. Bu sözümona erotik komedilerin bir işlevi daha vardı. Asayişin berkemal olmadığı ülkede yaşanan ekonomik ve toplumsal krizler karşısında, iktidarın halkın dikkatini dağıtma isteği. Bu travmayı neredeyse 50 yıl boyunca defalarca masaya yatırdık. Tartıştık, eleştirdik. Bugünlerde ise bir Türk filmi aldı sözü; onun da diyecekleri vardı, anlatmaya başladı. Yönetmenliğini ve senaristliğini Hasan Tolga Pulat’ın yaptığı “Parçalı Yıllar”. Filmin başrolü olan Aytekin karakterini canlandıran Yetkin Dikinciler, filmdeki performansıyla 62. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazandı. Aytekin 1975-1980 yılları arasını içeren bu dönem filminde, konservatuvar mezunu bir tiyatrocu. İlkeleri olan, devrimci ruhlu, oğlunun adını Mahir koymuş, vicdanı sağlam, dürüst bir oyuncu. Ne var ki, oynadığı rollerden evin geçimini sağlayacak parayı denkleştiremiyor bir türlü. Türkiye’nin ekonomik krizle boğuştuğu, sinemanın ise yazının girişinde anlattığım erotik film furyası dönemleri. Tamam etik değerleri yüksek biri Aytekin ama kanser hastası bir karısı, bir de Ankara’da babasından öğrendiği doğrularla ve değerlerle üniversitede siyasi olaylara karışıp başını sürekli derde sokan bir oğlu var. Elinde komşunun yaptığı türlünün bulunduğu sefer tası ve kafesteki Sarışın isimli kuşla birlikte karısını ziyarete gidecekken, yapımcısının onu aradığını öğreniyor Aytekin. Önce ona uğruyor. Reddemeyeceği bir ücret teklif ediyor yapımcı. İş yapmayan filmlerinin afişini ve adını değiştirecekler, Aytekin de borçlarını bedeniyle ödemeye çalışan bir kadını sahibi olduğu bakkalda taciz edecek. Ama sözümona komikçe yapacak bunu. Beş kuruş parası yok. Buzdolabı tamtakır. Tüp bitmiş. Cep delik, cepken delik. Neyi tutsa elinde kalıyor. Ağır bir yoklukla sınanma hâli. Hastanedeki karısının durumu günden güne güne bozuluyor, tedavi masrafları birikip duruyor. Teklifi kabul ediyor. Mecburiyetten. Aytekin’in çektiği erotik sahne çok ilgi görünce ona erotik komedilerde başrol oynamayı teklif ediyor yapımcı. Tiyatrodan ya da başka herhangi bir işten kazanamayacağı kadar çok para karşılığında. Aytekin’in utangaçlığı, çekingenliği, annesi yaşındaki rol arkadaşına peştamalli hâlde masaj yapmak zorunda kalışı, tacizkâr rollere bir türlü gönül indiremeyişi onu çok zorluyor. İlkeleri ve sorumlulukları arasında sıkışıp nefes alamayacak hâle geliyor. “Hamlet” provasından çıkıp erotik film çekmeye gittiği anlaşılınca tiyatrodan kovuluyor. İdealizmi, değerler sistemi, emeğe verdiği önem, baba ve eş olmanın mecburiyetleri nedeniyle unufak oluyor. “Parçalı Yıllar” Aytekin’in hikâyesini anlatırken, Yeşilçam’ın travmasını da çarpıcı sahnelerle analiz ediyor. İktidarın toplumu uyutmak için erotik filmleri kullanmasına, sansür kurulunun çarpık işleyişine, bu filmlerde oynayan erkekler star muamelesi görürken, kadın oyuncuların mağdur edilmesine ve onlara kötü gözle bakılmasına hatta söyleşilerde kadın oyuncuların tercih edilmemesine ve daha nice iki yüzlülüğe cesurca dokunuyor. Peki Aytekin nasıl kurtulur? Ya da Aytekin’in kurtulma şansı var mı? Soruların cevabı filmin finalinde. Hasan Tolga Pulat, sağlam senaryosu ekseninde yönettiği “Parçalı Yıllar”da âdeta varoluşçu psikoterapi uygulamış Türk sinemasına. Irvin Yalom’un “Varoluşçu Psikoterapi” adlı kitabındaki ölüm, özgürlük, yalıtım, anlamsızlık kavramlarının tümü işleniyor filmde. İyileşme sürecine tanıklık etmekse büyük mutluluk. Terapistin karşı koltuğunda Yeşilçam adına oturan Yetkin Dikinciler, bu zor terapi sürecinin en kritik anlarını büyük bir ustalıkla canlandırıyor. Zorlanmaları, ikilemleri, terapiyi terk edip gitme isteğini, anlamsızlık çukurunda debelenişleri, sorumluluk ve özgürlük arasında sıkışıp kalmaları oynamaktan çok yaşıyor gibi. O kadar sahici, o kadar dürüst, o kadar etkileyici. Acısını ta içimizde hissederken, gülümseyişleriyle mutlu oluyoruz. Bu çok özel oyunculuğun, ödüllendirildiği Altın Portakal’a da değer kattığını düşünüyorum. İzlemenizi çok isterim… İyi pazarlar.