BirGün Kadın Kolektifi Laiklik meselesi kadınlar açısından doğrudan yaşamın kendisine temas ediyor. Eğitimden çalışma hayatına, Medeni Hukuk’tan bedensel haklara kadar pek çok alanda elde edilen kazanımlar rejim tarafından gasp edilmeye çalışılırken kadınlar laikliği savunmayı sürdürüyor. Gerici politikalarla kamusal yaşamın dizayn edilmesine karşı durmak kadınlar için yaşamsal öneme sahip. Kadınlar, laikliğin aynı zamanda patriyarkal denetim mekanizmalarına karşı temel bir özgürlük zemini olduğunu vurguluyor. *** KAZANILMIŞ HAKLAR BİLİNÇLİ OLARAK BUDANIYOR Şanal Sarıhan - 29 Ekim Kadınları Derneği Başkanı Kadınların özgür ve eşit bireyler olarak var olabilmesinin teminatı laikliktir; bu nedenle laikliğin savunulması kadın haklarının savunulmasının ayrılmaz bir parçasıdır. Laik ve demokratik hukuk devleti, kadınların eşit yurttaşlık haklarının güvencesidir. Laiklik; kadınların bedeni, kimliği ve yaşam tarzı üzerinde hiçbir dinsel ya da ideolojik tahakküm kurulamayacağı anlamına gelir. Ancak, Anayasa ve kanunlardaki söz konusu güvenceler uygulamada daralmış durumdadır. Ülkemizde yaşayan bir kısım insan, kadın ve çocuklarımızın yaşam dahil bütün haklarını hiçe sayan bir yaşam kurmak gayretindeler. En son örneğini birkaç gün içinde acıyla yaşadık. Fatma Nur Çelik ve 8 yaşındaki çocuğu Hifa ne yazık ki denetimsiz kalan hatta korunan tarikat üyeleri tarafından hayattan koparıldılar. Bütün bu yaşananlar, kadınların eğitim hakkını, çalışma hakkını ve karar mekanizmalarında yer alma hakkını sistematik biçimde budamakta; eşit yurttaşlık ilkesini zedelemektedir. Kadınları özgür ve bağımsız bireyler olarak değil, itaatkâr ve sınırları çizilmiş roller içinde tanımlayan bu anlayış, kazanılmış haklarımızı geriye götürmeye yönelik bilinçli bir müdahaledir. *** LAİKLİK VARSA KADINLAR VARDIR Canan Güllü - TKDF Başkanı Benim hayatım bana öğretilen Cumhuriyet’in değerlerine sahip çıkmakla geçti. Çünkü kendimi, eşitlik taleplerinden vazgeçmeyerek bu ülkenin kurtuluş ve kuruluş mücadelesinde emeği olan kadınların bir devam halkası olarak gördüm. Onlar nasıl ki kadın erkek eşitliği için her durumda mücadeleden vazgeçmedilerse; ben de bize sağlanmış bu kazanımlar olan anayasal eşitlik, laiklik, çağdaşlık ve hukukun üstünlüğü için sorumluluk hissettim. Laiklik benim için yalnızca bir yönetim biçimi değildir. Laiklik, kadınların özgür nefesidir. Laiklik, devletin tüm inançlara eşit mesafede durması; kimsenin inancından ya da inançsızlığından dolayı ayrımcılığa uğramamasıdır. Laiklik, hukukun dini referanslarla değil, evrensel insan hakları ilkeleriyle işlemesidir. Çünkü biliyorum ki laiklik zayıfladığında en önce kadınların hakları zayıflar. Bugün çevre ülkelerde yaşanan dinsel yönetim biçimleri bize açık bir gerçeği gösteriyor: Laiklik ortadan kalktığında eşitlik de ortadan kalkar. Kadınların kamusal alandaki varlığı tartışma konusu olur, yaşam tarzlarına müdahale edilir, bedenleri ve kimlikleri üzerinde denetim kurulur. Bu yüzden laiklik soyut bir ilke değil, günlük hayatın güvencesidir. Ben laikliği bir tercih değil, Cumhuriyet’in temel direği olarak görüyorum. Anayasal eşitlik, çağdaşlık ve hukukun üstünlüğü laiklik olmadan korunamaz. Laiklik, kadınların kazanılmış haklarının teminatıdır; demokrasi ile birlikte yaşar, demokrasi ile güçlenir. Bugün de aynı yerdeyim. Kurucu kadınların bıraktığı emanete sahip çıkmak, laikliği savunmak ve eşit yurttaşlık ilkesini yaşatmak benim için bir görevdir. Çünkü biliyorum ki laiklik varsa kadınlar vardır, laiklik varsa demokrasi vardır, laiklik varsa hukuk vardır. Laiklik vazgeçilmezimiz. *** 8 MART: KADINLAR NEDEN LAİKLİĞE SAHİP ÇIKIYOR? Selin Nakıpoğlu - Avukat 8 Mart, kadınların eşitlik için verdikleri mücadelenin tarihidir. Bugün, dünyayı değiştiren o uzun yürüyüşün hatırlandığı gündür. Türkiye’de ise bu mücadelenin en kritik dayanaklarından biri laikliktir. Çünkü kadınların eşit yurttaşlık hakkı, medeni hukuk güvencesi ve kamusal hayata katılma özgürlüğü ancak laik bir hukuk düzeninde mümkün olmuştur. Türkiye’de kadınların miras hakkı, boşanma hakkı, tek eşlilik ilkesi, mahkemede tanıklığının erkekle eşit kabul edilmesi, eğitim hakkı… Bunların hiçbiri kendiliğinden doğmadı. Bunlar, Cumhuriyet’in laik hukuk düzeniyle birlikte kazanıldı. Medeni Yasa’nın kabulüyle birlikte kadınlar dini hukuk düzeninin eşitsizliğinden çıkarak yurttaşlık hukukunun eşitliğine adım attı. Bu yüzden kadınlar laikliğin ne demek olduğunu teorik tartışmalardan değil, hayatlarından bilir. Bugün “şeriat” çağrılarının açıkça yapılabildiği, laikliği savunmanın ise zaman zaman hedef gösterildiği bir iklimde bu gerçeği daha açık görmek gerekiyor. Oysa Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu ilkesi olan laiklik, aynı zamanda kadınların eşit yurttaşlığının teminatıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları da şeriat düzeninin demokrasi ve insan haklarıyla bağdaşmadığını açıkça ortaya koymuştur. 8 Mart’ın bize hatırlattığı tam da budur: Kadınların eşitliği ile laiklik birbirinden ayrı düşünülemez! Laikliğin zayıflatıldığı her dönemde ilk hedeflerden biri kadınların hayatı olur. Eğitimden başlayarak kamusal yaşamın pek çok alanında kadınların haklarının tartışmaya açıldığını görürüz. Okullarda dini referansların güçlendirilmesi, kız çocuklarının erken yaşta evliliğinin meşrulaştırılmaya çalışılması, kadınların yaşam tarzına yönelik müdahaleler… Bunların hepsi laikliğin geriletilmesiyle birlikte ortaya çıkan tabloyu gösterir. Bugün Türkiye’de laikliği savunanların önemli bir kısmının kadınlar olması tesadüf değildir. Kadınlar çok iyi bilir ki laiklik yalnızca bir anayasa ilkesi değildir; hayatlarının güvencesidir. Bu yüzden her 8 Mart’ta meydanlarda yükselen ses yalnızca eşitlik talebi değildir. O ses aynı zamanda şunu söyler: Laiklik varsa eşitlik mümkündür. Laiklik yoksa eşitlik de yoktur. Yaşasın 8 Mart!