Figaro’nun Düğünü’nden Fransız Devrimi’ne

Figaro'nun Düğünü, toplumsal sınıf çatışmaları bakımından büyük bir gerilim barındırdığı kuşkusuz olan operalardan birisi. Bu opera kısaca Kont Almaviva'nın Susanna'yı baştan çıkartmaya çalışarak ve "jus primae noctis" yani "ilk gece hakkını" öne atarak Figaro ve Susanna'nın evliliğine engel olmaya çalışması, sonrasında Kontesin de işbirliğiyle bir tuzağa düşürülüp tüm bu durumdan ve Kontese olan sadakatsizliğinden pişmanlık duyarak özür dilemesiyle birlikte operanın sonunda tüm karakterlerin mutluluk ve huzura erişmesini konu alıyor. Eser, birçok klasik dönem operasında olduğu gibi aristokrasiye yönelik hicivsel bir eleştiri barındırıyor. Eseri uşak-efendi çatışması, kadın karakterler üzerinden feodalite eleştirisi ve köy halkının Almaviva Kontuna karşı oynanan oyunların doğrudan parçası olması bakımından incelersek bu operanın 1786 Mayısında Burgtheater'daki prömiyerinden 3 yıl sonra gerçekleşecek olan Fransız Devrimiyle bağdaştırılması şaşırtıcı olmayacaktır. Tabii ki Fransız bir oyun yazarı olan Pierre Beaumarchais'nin "La folle journée, ou Le mariage de Figaro" (Çılgın Gün veya Figaro'nun Düğünü) eserine değinmeden bu bağlantıyı kuramayız. Bu eser, Beaumarchais'nin Figaro üçlemesinin ikinci ve en keskin eleştiriler barındıran metne sahip oyunudur. Üçlemenin ilk oyunu Rossini'den bildiğimiz La Barbier de Séville (Sevil Berberi), ikinci oyunu Le Mariage de Figaro (Figaro'nun Düğünü), üçüncü ve son oyunu ise La Mére coupable (Suçlu Anne). Bu üçlemenin hem oyun metninde hem opera olarak uyarlanmasında dikkat çekici ve ince düşünülmüş detaylar mevcut. Kronolojik bir sırayla ilerleyen bu üçlemede yazar karakterleri her seride biraz daha yaşlandırıp, karakterlerin bir önceki oyunda sahip olduğu sorunlardan daha farklı sorunları vurguluyor. Örnek olarak Figaro’nun Düğünü’ndeki temel sorun ve çözüme ulaştırılmaya çalışılan şey Figaro ile Susanna’nın evlenmek için harçadığı çabayken, üçüncü oyun olan Suçlu Anne’de evliliklerin getirdiği sorunlar işlenir. Eserlerin bestelenme ve sahnelenmesindeki bir detay daha ise karakterlerin üçleme boyunca ses rengi ve davranışlarında farklılıklar gözükmesi. Rossini’nin bestelediği Sevil Berberi operası, üçlemenin ilk oyunudur ve dolayısıyla karakterler üçlemenin sonraki oyunlarına göre daha gençtir. Sevil Berberi’ndeki Kont ve Figaro’nun ses renkleri; Figaro’nun Düğünü’ndeki Kont ve Figaro’nun ses renklerinden daha incedir. Her iki karakterin davranışları da Figaro’nun Düğünü’ndeki kadar cüretkar ve ağırbaşlı değildir. Peki Fransız Devrimi'nin ayak sesleri olan Beaumarchais oyunlarını opera metnine dönüştürmek, bestelemek ve sahnelemek için librettist Lorenzo da Ponte ve W.A. Mozart nasıl bir motivasyon bulmuş olabilir? W.A. Mozart, Figaro'nun Düğünü operasını bestelerken II. Joseph desteği ile besteledi ancak Habsburg İmparatorluğu’nda elbette böyle bir operanın sahnelenmesi barındırdığı eleştiriler bakımından yasak olmalıydı. W.A Mozart ve Lorenzo da Ponte eseri sunmak için saraya ilk götürdüklerinde, doğrudan aristokrasiye yönelen sert eleştiriler politik açıdan tehlikeli görüldü ve sansürlendi. Lorenzo da Ponte ve W.A. Mozart bu bölümleri direkt olarak sansür etkisiyle yok etmek yerine biraz törpüledi ve yumuşattı. Ancak toplumsal eleştiriler ve sınıf gerilimleri bu sansürden ustalıkla korundu. Lorenzo da Ponte hiciv yönünden hiç taviz vermezken; W.A. Mozart, eşsiz müziğiyle bu karakterleri daha da derinleştirdi. Bu derinlik Figaro karakterini daha kurnaz, başını soktuğu her işin üstesinden gelebilen bir karakter olarak üretip halkın temsiliyetini Figaro’ya yüklüyor. Halkın karşısında sarayı temsil eden Kont Almaviva ise daha heybetli, daha öfkeli görünmesine rağmen bu öfke ve kibir ince bir ustalıkla komedileştiriliyor ve o öfke seyirci önünde gülünç bir hale getiriliyor. II. Joseph'in hükümdarlık sürecinde yapmış olduğu reformlardan böyle bir operanın sahnelenmesine de izin vermesi mümkün görünüyor. Serfliği kaldıran ve vergide eşitlik getiren reformlar II. Joseph döneminde yürürlüğe giriyor. Tüm bunları II. Joseph’e hoşgörülü, iyi kalpli bir hükümdarlık atfederek açıklamak, tarihi çok yüzeysel okumanın sonucu olur. Sarayın kendi bestecilerine mevcut düzeni eleştiren ve mevcut düzenin sahipleri karşısında onları açıkça aşağılayan operalar sahnelettiren bir dönemden Avrupa’nın nasıl bir sınıfsal gerilim içerisinde olduğunu anlayabiliriz. Bu reformlar, hükümdarların zaman zaman iyi kalpli oluşlarıyla değil, toplumun huzursuzluğunun saraya uyguladığı basınçla açıklanabilir. Bu basıncın bir tarafı da besteledikleri ve sahneledikleri eserlerde bu huzursuzluğu sarayın yüzüne yüzüne kusan aydınlardır. Tüm bu yönleriyle Le Nozze di Figaro (Figaro'nun Düğünü) operası, Fransız Devriminin eşitlik, özgürlük, kardeşlik düşünceleriyle paralel bir şekilde değerlendirilmeli. Bu yüzden metnini Beaumarchais’in yazıp Lorenzo Da Ponte'nin librettosuyla sahnelenmiş olan Figaro’nun Düğünü operası da devrim öncesi Avrupa'daki toplumsal huzursuzluğun kültürel habercisidir.