Sis koyulaşıyor!

Bu ülke, yarım yüzyıl boyunca terörden çok çekti. Bu nedenle en küçük bir barış ışığına büyük bir özlem ve umutla sarılır. Böyle bir ortamda, 1999 Şubat’ında ABD tarafından Kenya’da yakalanıp Türkiye’ye teslim edilen ve yaşam boyu hapis ile cezalandırılmış bulunan Abdullah Öcalan ile başlatılan Terörsüz Türkiye girişimi, yaşamsal önemi nedeniyle doğru değerlendirilmelidir. Girişim ilk somut sonucunu 18 Şubat’ta yayımlanan, Meclis’in  “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu ile verdi. Rapor, önemlidir; ancak, “Öcalan’ın Rapor konusundaki görüşleri“ de çok, çok önemlidir. Öcalan hafta içinde,  2 Mart’a kapsamlı bir değerlendirme yaptı;  Terörsüz Türkiye’nin geleceğine yönelik bir yol haritası çizdi; önerilerde bulundu. Bu önerilerin olabildiğince ayrıntılı ve aynı tarihlerde başlayan ABD- İsrail ’in İran’a açtığı savaş göz önünde tutularak ele alınması gerekiyor. NE YAPILMALI? Öcalan 2 Mart açıklamasında,  ilgili tarafların “…raporun gerektirdiği yasal ve kurumsal pratik süreci başlatması, silahın kesin olarak gündemimizden çıkmasını garanti edecektir”. Rapor, demokrasi mücadelesinde yeni süreç için kapı aralayan çok önemli bir adım olarak değerlendirilmelidir. Rapor bir kavram seti sunmaktadır. Demokratik bir mücadele ve diyalogla hayata geçirilecek olan kavram ve kurumlar, Cumhuriyetin nasıl demokratikleştirileceğine dair de bir yol haritası sunmaktadır. Bu nirengi noktasıdır. Rapor içeriği demokrasiye açıktır. Bu da başlangıç için umutlu olmamızı sağlayan en önemli etkendir. Bu sözleşmenin akamete uğramaması demokrasi güçlerinin elindedir. Parlamentonun büyük bir çoğunluğunun bu sözleşmeyi imzalamış olması konsensüsün ne kadar geniş olduğunu göstermektedir. Hiç kimsenin rehavete kapılma lüksü yoktur. Asıl mücadele şimdi başlamaktadır. Zor ama başarının imkân dâhilinde olduğu bir sürece girmiş bulunuyoruz. Son bir yılda yürütülen diyalog sürecinin bir sonucudur bu. Ancak son yüzyıldaki yaraların sarılması için bu ilk adım sadece bir yol haritası sunmaktadır. Tarihten ders çıkarılıp en küçük bir adıma bile sahip çıkılması doğru siyasal tavırdır. Barış ve demokrasinin topluma mal edilmesi, ona uygun düşünce ve zeminin oluşturulmasıyla mümkün olacaktır. Yeni sürece uygun çalışmalar için daha fazla bekleme şansımız yoktur. Rapor bunun yolunu açıyor. Bu bir imkândır ve sonuna kadar yararlanılmalıdır." *** Anahtar sözcüğü  “Cumhuriyet’in nasıl demokratikleşeceği” olmasına karşın Öcalan bu sözlerinde konuya açıklık getirmiyor. Ayrıca bu değerlendirme “kendi içinde” de çok sorunludur. Önce, sözü edilen demokrasi ve özgürlüklerin “içeriği” konusunda hiç söz edilmemesi ya da isteklerin belirsiz bırakılması Öcalan görüşlerinin en büyük eksiğidir. Bilindiği gibi özgürleşme üretimle başlar.  Cumhuriyet, Mustafa Kemal Atatürk’ün, 1929’dan başlayarak 1 Kasım TBMM’yi açış konuşmalarında, üstelik birkaç kez, 1936 ve 1937’de teknik ayrıntılarına da girerek açıkça istemesine karşın bir “toprak reformu” gerçekleştiremedi. Bölgede kapitalizm öncesi ya da feodal üretim ilişkileri sürdürüldü. Çok partili yaşama geçilmesinde demokratikleşmenin önündeki en büyük engel, Cumhuriyet’in en kapsamlı özgürleşme girişimi Köy Enstitülerinin kapatılmasında da çok etkili olan toprak ağalığıdır. Kürt siyaseti Kürt insanın özgürleştirecek bu ağır kayayı kaldıracak bir adım atmadı. Sosyalist olduğunu ikide bir dile getirmekten büyük keyif aldığı anlaşılan Öcalan, sosyalist olmanın temeli olan üretim yapısına ve bundan kaynaklanan binlerce yıllık  “insanı insana kul yapan” bağımlılık ilişkilerine hiç ama hiç değinmiyor. Oysa gerçek barış “eşitlikle” başlar. Yine açıklamada, kesinleşmiş yarı kararlarının uygulanmaması,  özgürleşmenin ve demokratik devletin temeli olan laiklikten söz edilmemesi ve hele ABD konusuna hiç değinilmemesi de çok önemli eksiklerdir. *** Önemli bir gerçek daha var. Terör örgütü yapıları,  gözü kapalı bağımlılık ya da verilen “emrin kesin yerine getirilmesi- olmazsa ölüm” anlayışına dayanır. Öcalan bu çok önemli konuya da hiç değinmiyor. Bu nedenle “PKK’da örgüt içi demokrasiden söz edilebilir mi” sorusu Öcalan’ın atılacağını söylediği her türlü demokrasi ve özgürlük adımını soru işaretinin çengeline asıyor. DIŞARDAKİLER NEREDE? Öcalan’ın bu açıklamayı yaptığı saatlerde ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı başladı. Ve anında görüldü ki ABD Başkanı Trump, başta İran Kürtleri olmak üzere Irak ve Suriye’deki Kürtlerin,  kendisine destek olmaları için görüşmeler yapıyor. New York Times 5 Mart’ta CIA’nin, İran Kürtlerini, üstelik daha “savaş başlamadan” isyan etmeleri için “küçük silahlarla donattığını” yazıyor. Sonrasında İran Kürtlerinin “savaşa hazırız” açıklamaları geliyor. Dışişleri Bakanı H. Fidan durumu “yakından izlediklerini” açıklıyor. Bu arada eklenmeli, Savaş konusunda en güçlü karşı çıkışı İspanya’nın sosyalist Başbakanı Pedro Sanchez yapıyor. Bilindiği gibi Kürtler Türkiye dışında, Suriye, Irak ve İran’da da bulunuyor; ancak Öcalan’ın bundan sonrası için yol haritası çizdiği rapor değerlendirmesinde Türkiye dışındaki Kürtlere nedense,  hiç, ama hiç,  değinmiyor. Bu durum da, Öcalan’ın açıklamalarını tam anlamıyla boşluğa düşürüyor; iyice anlamsızlaştırıyor. Sonuçta, bilinmezlik ve boşluklarla dolu olan Terörsüz Türkiye süreci ABD-İsrail ile İran arasındaki savaş nedeniyle çok daha yoğun bir sis perdesinin altında kalıyor. Bu nedenlerle, Terörsüz Türkiye konusunda Öcalan’dan ve onun siyasi sözcülerinin çok daha “somut öneriler” geliştirmelerini istemek, yıllardır,  barışa susamış olan bu halkın en doğal hakkı oluyor.