Papa'dan sonra Vatikan'da en etkili ikinci kişi sıfatına sahip Vatikan Devlet Sekreteri Pietro Parolin Vatikan News 'e yaptığı açıklamada, uluslararası hukukun "içi giderek boşaltılıyor" değerlendirmesini yaptıktan sonra, "önleyici savaş" kriteri uygulanmaya başlarsa bütün dünyanın alevler içinde kalacağını ifade etmişti savaşın dördüncü gününde. "Önleyici savaş" doktrininin "adil olmayan savaşlar"a yol açtığını, bu durumun "halkların kendi kaderini tayin hakkı, devletlerin toprak egemenliği ve savaş kurallarının kendisini baltaladığı"nı ifade eden Vatikan'ın iki numarası, silahsız çözüm ve diplomasiye dönülmesini talep ediyordu. Parolin'in ABD/İsrail çetesini memnun etmeyen bu açıklamasından sonra bir darbe de bizzat ABD içinden geldi. Katolik Kilisesi Başpiskoposluğu adına Kardinal Robert McElroy yaptığı açıklamada İran'a yapılan saldırıyı "ahlaki açıdan meşru değil" diyerek net bir dille mahkum etti. McElroy, bu savaşın "adil savaş" olarak nitelenebilmesi için gereksinim duyulan meşru dayanaklardan yoksun olduğunu ifade ederek, bu savaşın Katolik değerleri ile uyumlu olmadığını açıkladı. Oysa "12 Gün Savaşı"nda ABD Piskoposluğundan etkili bir itiraz sesi gelmemişti. Benzer bir "çatlak ses" vakası Almanya Piskoposluğu içinde de görünür hale geldi. Alman Piskoposlar Konseyi Başkanı Heiner Willmer, İsrail'in güvenliğinin "olağanüstü önemi haiz" olduğunu açıklayarak, "özgürlüğü seven herkesin İran halkının acımasız bir rejimin boyunduruğu altından kurtulduğu anı özlediği"ni söylerken aslında adı konulmamış geleneksel örtük tavrı yineliyordu. Buna karşın Essen Piskoposluğu adına açıklama yapan Franz-Josef Overbeck'in değerlendirmesi, alışık olanın aksine, Katolik Kilisesi içindeki bozulan ezbere dayalı yarılmayı özetler gibidir: "İran'a yapılan saldırı uluslararası hukuka aykırı olup, zaten zayıflamış olan kurallara dayalı düzeni daha da baltalamaktadır." Bu, Alman Katolikliği içinde de yeni bir tutumun habercisidir. Ayrıca Piskopos Overbeck'in sıradan bir din bürokratı değil, aynı zamanda Federal Ordu içinde dini hizmet veren örgütlenmeden de sorumlu olduğunu belirtmek yararlı olabilir. Papa'nın ikircimli tavrının olası nedenleri Vatikan News, Vatikan bürokrasisi tarafından titizlikle denetlenmekte olan bir medya aracıdır. Bu organda Vatikan'ın ve Papa'nın resmi görüşünü yansıtmayan hiçbir haber ya da yoruma yer verilmez. Papa XIV. Leo'nun Ali Hamaney'in ABD/İsrail çetesi tarafından katledilmesinden sonra taziye dileğinde bulunmasına rağmen ısrarla ''taraflara itidal'' temennisinde bulunarak "şiddet sarmalı" retoriği ile yetinmesi manidardır. 2003 Irak Savaşı'nda dönemin Papası II. Johannes Paul'un savaşa açıktan "hayır" demesinden sonra mevcut Papa'nın topu ayağında çevirmesinin mantığı ne olabilir? Hiç kuşkusuz Papa II. Johannes Paul bir Soğuk Savaş Papasıydı ve dönemin nesnel koşulları içinde Bush Doktrini ile uyum içinde değildi. Soğuk Savaş sonrası "kurulmuş/kazanılmış dengeler"in sabitlenmesi fikri onun bu tercihinde önemli bir etkendi. "Uygarlıklar Savaşı" söylemi belli ki dönemin Papasını ikna etmemişti. Mevcut Vatikan önderliği de din sosuna batırılmış ABD/İsrail saldırganlığına ikna olmuş değildir. Hristiyan ve Yahudilerin birleşerek Müslümanlara Haçlı Seferi görüntüsü veren, daha doğrusu sözü geçen çete tarafından yaratılması istenen bu ince kıyılmış palavralar retoriği ile Vatikan yönetimi mutabık değildir. Hiçbir inandırılığı olmayan bu zokayı alametifarikası külyutmazlık olan Vatikan da yutmuyor. Peki, Papa niçin yardımcısı kadar dahi açık sözlü değil? Bunun beş nedeni sayılabilir: Bir, kendisi de bir ABD yurttaşıdır ve aşırı tarafgir bir görüntü vermekten kaçınıyor olabilir. İki, Hristiyanlık tarihi içinde köklü tarihi ve etkisi bulunan az sayıdaki cari tarikatları arasında yer alan Augustinus okulundan geliyor Papa. Ve bu tarikatın kavram çerçevesi içinde ''meşru/adil savaş'' kavramı önemli bir yer tutuyor. Trump pedofili ile Netanyahu katilinin senaristi oldukları bir savaşın tarafı olmak istememesi Papa'nın seçebileceği en aklıselim tutum olacağı açıktır. Üç, Vatikan olası bir din savaşı tablosu içinde yer almak ya da bu retoriğe dolaylı katkı sağlayan bir unsur olmaktan kaçınmak istiyor olabilir. Dört, İran'ın direncini görerek, önü sonu saldırgan tarafın diplomasi masasına döneceği hesap edilerek, "taraflar üstü" imajı açısından bu alanda kendisine görev tanzimi yapılacağını umuyor olma ihtimali çok yüksek görünüyor. Beş, Kilise içindeki görüş ayrılıklarını hesaba katarak, olası bir iç yarılmanın önüne geçmek açısından özenli bir sabırla süreci yönetmek olarak ileri sürülebilir... Tüm bu verilere bakıldığında Papa'nın Vatikan Devlet Sekreteri Pietro Parolin'den farklı düşünmediğini pekala varsayabiliriz. İran'ın direnci arttıkça, otomatiğe alınmış "savaşan taraflara itidal temennisi" ve "şiddet sarmalından kurtulmak lazım" şablonlarının kullanımına olan ihtiyaç giderek azalmaktadır. Aziz Augustinius'un "adil/meşru savaş" bilgeliğini isteksizce yorumlama eğilimli "taraflar üstü" Papa'ya bir tavsiye de Gorki'nin Ana'sından salık verelim: "Tarafsız olmak, vuranın elini, vurulanın kanını yalamaktır..."