Almanya'da seçimler: İsimler ve renkler farklı, değişmeyen sermaye çıkarları ve sağın Yeşili

Baden-Württemberg’de 8 Mart’ta yapılan eyalet seçimleriyle, Eylül ayına kadar sürecek ve batıdan doğuya beş eyaleti kapsayan seçim maratonu başlamış oldu. Eyalet seçimlerinde eyalet parlamentoları ve dolayısıyla o eyalette hükümeti oluşturacak muhtelif partiler belirleniyor. Yine 8 Mart’ta Bavyera eyaletinde yapılan yerel seçimlerde ise eyalet seçimlerinin aksine sadece belediye meclisi ve belediye başkanlığı seçimleri yapıldı. Sermayenin yeşili Baden-Württemberg’de açıklanan geçici seçim sonuçlarına göre Yeşiller, bir önceki seçimlere göre oy kaybetmelerine rağmen yüzde 30,2 oy oranıyla eyalet parlamentosunda 56 sandalye kazandı. CDU ise yüzde 29,7 ile yine 56 sandalye elde etti. AfD, yüzde 18,8 oy oranıyla bir önceki seçime göre oylarını büyük oranda artırarak 35 sandalye ile mecliste yer alacak. SPD yüzde 5,5 oy oranıyla 10 sandalye alarak meclise kıl payı girerken, Sol Parti (Die Linke) ise yüzde 4,4 oy oranıyla seçim barajını aşamadı. Bu eyaletteki seçimler, 15 yıldır Eyalet Başbakanı olan Winfried Kretschmann’ın (Yeşiller) aday olmayacağını açıklamasından sonra, onun yerine aday olan Cem Özdemir’in CDU adayının oldukça gerisinden başladığı seçim yarışını önde bitireceğinin görülmesiyle daha çok bu bağlamda tartışıldı. Seçimin iki sonucu Yeşiller açısından, partinin geri kalanından da daha ilkesiz olan realo kanadının, kendisinden önceki Kretschmann gibi temsilcisi olan Özdemir’in yine Kretschmann’ın Yeşil-muhafazakâr olarak bilinen, çevre ve iklim sorunlarını söylem düzeyinde tutan, solculuğu kimlik siyasetine hapseden uygulamalarını sürdüreceği görüldü. Özdemir, sermaye çıkarlarını temel alan siyasi ve ekonomik uygulamaları sürdürürken, geçmiş refah dönemine özlemi canlı tutan Kretschmann’ın muhafazakâr söylemini sürdürme konusunda yeteneği olduğunu da gösterdi. Seçimin ikinci sonucu ise, yukarıdaki tartışmaların gölgesinde kalsa da, bir önceki seçime göre oylarını neredeyse bir kat daha artıran AfD’nin sadece doğuda değil, batıda da iktidar adayı kalıcı bir parti olduğunu göstermesidir. Eyalet seçimine sadece birkaç hafta kalmışken Köln İdare Mahkemesi’nin, geçici de olsa, bu partinin iç istihbarat örgütü VS tarafından Almanya genelinde “kesinleşmiş aşırı sağcı parti” olarak değerlendirilmesini askıya almış olması, seçmen kitlesi tarafında AfD’nin meşru bir parti olarak kabul gördüğü algısını güçlendirdi. Bu aynı zamanda düzenin AfD’ye, Nazi dönemiyle bağlantılı “aşırılıklarını” düzeltmesi için verilmiş bir kredi olarak da okunabilir. AfD’nin yabancı düşmanı, özellikle de ilticacıları hedef alan siyaseti ise düzen partileri tarafından zaten kendi gündemlerine çoktan alınmış durumda. Yeşiller en fazla oyu almalarına rağmen parlamentoda CDU ile aynı sayıda koltuğa sahip oldukları için Özdemir’in eyalet başbakanlığı henüz garanti değil. Her iki parti de AfD ile iş birliği yapmayacaklarını açıkladıklarından, en azından bu dönem AfD’nin olmadığı tek koalisyon imkânı Yeşiller ile CDU arasında görünüyor. Bunun dışında istikrar sağlamayacak bir azınlık hükümetinin kurulması da mümkün. Sermayenin genel krizi yerellikte çözülebilir mi? Baden-Württemberg’de yapılan seçimlerin önemi, bu eyaletin Almanya’nın en güçlü endüstri merkezlerinden biri olmasından kaynaklanıyor. Mercedes-Benz, Porsche, Bosch gibi birçok önemli tekel sadece burada üretim yapmıyor; aynı zamanda birçoğunun merkezi de bu eyalette, özellikle de başkent Stuttgart’ta bulunuyor. Eyaletteki irili ufaklı kentlerin bütçelerinde şirketlerden alınan vergiler önemli bir yer tutuyor. Üstelik eyalet sadece büyük tekellerin değil, orta ve küçük ölçekli işletmelerin de sanayi ve ihracatta ciddi ekonomik roller üstlendiği bir merkez. Bundan dolayı başta başkent Stuttgart olmak üzere eyalet Almanya’nın en zengin bölgelerinden biri. Çin’le teknoloji, üretim ve fiyat rekabetinde geriye düşen Alman tekellerine bir diğer darbe de ABD’nin Trump döneminde uyguladığı gümrük vergileriyle geldi. VW iştiraki olan otomobil üreticisi Porsche zarar ederken, Bosch ve Mahle gibi tekeller eyalette bulunan bazı fabrikaları ve işletmeleri kapatacaklarını açıkladılar. Mercedes ise ciro ve kârında düşüş olduğunu duyurdu. Otomobil endüstrisi sendikaların güçlü olduğu, işçi maaşlarının yüksek olduğu bir alan(dı). Krizin sonucu olarak fabrika kapatmaları ve işten çıkarmalarla birlikte kalan emekçiler için ücretlerde indirime gidilmesi, iş güvencelerinin kaldırılması ve daha uzun çalışma süreleri, sendikalar tarafından desteklenen sermaye yanlısı önlemler olarak öne çıkıyor. Bunlar sadece üretimde çalışan işçileri değil, ustabaşından mühendislere kadar geniş kesimleri olumsuz etkiliyor. Tekellerin kârlarındaki büyük düşüş, yukarıda da belirtildiği gibi eyalet ve belediye gelirlerinde de büyük bir düşüşe yol açtı. Stuttgart kentinin şirketlerden aldığı kurumlar vergisi ( Gewerbesteuereinnahmen ) geçtiğimiz yıl 1,3 milyar avrodan 750 milyon avro seviyesine indi. Almanya genelinde olduğu gibi yerel yönetimler ilk önlem olarak emekçileri doğrudan etkileyen belediye hizmet ücretlerini artırırken sosyal hizmetlere bütçeden ayrılan payı da büyük oranda düşürdü. İşten çıkarmalar, sosyal yardımların kısılması ve siyaset alanında başka bir seçenek olmaması emekçileri gelecek kaygısına iterken, bu düzene radikal bir alternatif olduğunu iddia eden AfD emekçiler arasında desteğini artırıyor. Kamuoyu araştırmaları, AfD seçmenlerinin ciddi bir kısmının gelecekten umudunu kesmiş kesimlerden, emekçilerden ve orta sınıf olarak tanımlanan küçük burjuvaziden ve uzun süredir sandığa gitmeyen kesimlerden oluştuğunu gösteriyor. İşçi sınıfı ve genel emekçi sayısının yüksek olduğu bu eyalette, bu kesimlerin yukarıda sıralanan sorunlarla cebelleşip arayış içinde oldukları bir dönemde, işçi sınıfını temsil iddiasındaki partilerin seçimlere katılmadıklarını da belirtelim. İki farklı portre, tek bir siyaset Muhafazakâr, sermaye dostu ve koyu bir Katolik olarak bilinen ve 15 yıl eyalet başbakanlığı yapan Winfried Kretschmann (Yeşiller), politik kariyerine birçok tanınmış Yeşil Partili siyasetçi gibi Federal Almanya’da faaliyet yürüten Batı Almanya Komünist Birliği’nde (KBW) başlamış ve kadro seviyesinde sorumluluk almıştı. SSCB ve diğer sosyalist ülkelerle birlikte DDR’i de revizyonist olarak nitelendiren ve o dönem oldukça güçlü olan bu yapı, sadece Maoist olarak değil, Kamboçya’da iktidarı alan Kızıl Khmerler’in sıkı bir destekçisi olarak da öne çıkıyordu. Bu reel sosyalizm karşıtlığı ve Çin yanlılığı, 70’li yıllardaki ABD siyasetiyle uyumluydu. Sonraki işbirliklerinin temelini de bu ortak düşmanlık oluşturdu. Kretschmann’ın yerini ve desteğini alan Özdemir’in politik kariyeri de Yeşiller içinde, bu eski kadroların yanında başladı. Avrupa Parlamentosu’ndaki görevi dolayısıyla yaptığı uçuşlardan kazandığı bonus puanlarını özel seyahatleri için kullandığının ortaya çıkması bahane edilerek, o dönemde ters düştüğü Yeşiller yönetimi tarafından kızağa çekildi. Herkes siyasi kariyerinin bittiğini düşünürken, evine dönmektense ABD’ye giderek bir süre orada yaşadı ve siyasi olarak etkili çevrelerle ilişkiler geliştirdi. Artık Atlantik ilişkilerinin sıkı bir temsilcisiydi. ABD’ye olan hayranlığını ise hiç gizlemedi. Almanya’ya geri döndüğünde artık yolu açıktı. Kretschmann ve Özdemir’in ne siyasi geçmişleri ne de kariyer basamakları ilk bakışta benzer görünüyor. Yakından bakıldığında ise DDR ve reel sosyalizme açık düşmanlıklarında ve sermayeye ölçüsüz bağlılıklarında hiçbir farklarının olmadığı çok net. Onları siyaseten yükselten de, insani ve ahlaki olarak “sol gösterip sağla vurdukları” için düşüren de bu nitelikleridir.