Pek çok sözcüğün 20. yüzyıldakinden -şunun şurası 26 yıl öncesinden- daha farklı anlamlar taşıdığı bir dönemde yaşıyoruz. ‘Adalet’, ‘hukuk’, ‘anayasa’, ‘güvenlik’, ‘barış’ gibi, özellikle toplumsal yaşamı ve kamusal alanı ilgilendiren çok sayıda önemli sözcük, akıl ve insanlık dışı dönüşümlere uğruyor. ‘İnsanlık’ ve ‘akıl’ da bu listeye dahil... Bir de, ‘ci’lerle ‘cı’larda ortaya çıkan bir sorun var: Bu eklerle üretilen ve temeldeki sözcüğün anlamından uzaklaşan pek çok kavram var. ‘Yerleşimci’, bunun en iyi örneklerinden biridir galiba.‘Yer’ kökünden türetilmiş ‘yerleşim’, genellikle nötr, bazı durumlarda ise birlikte yaşama kültürüne gönderme yaptığı için olumlu algılanan bir sözcük. Sözlüklerde “Yerleşme; iskân” (Dil Derneği), “Yerleşmek işi” (TDK) şeklinde tanımlanıyor. Avcı-toplayıcılık ve göçebelikten çıkıp köy, kasaba, kent gibi birimler kurma, birlikte yaşama kültürü oluşturma aşamalarıyla, önemli bir uygarlık kavramı. Ama bu sözcüğe getirilen ‘-ci’ ekiyle her şey tepe taklak oluyor. Elbette ‘-ci’, öncesindeki anlamı devam ettirmek zorunda değil. Örneğin, tatlı satan biri (‘tatlıcı’) hiç de ‘tatlı’ bir insan olmayabilir. Ya da odun satan biri (‘oduncu’), odun sözcüğünün çağrıştırdığının tersine çok yumuşak karakterli bir insan olabilir. Milliyetçi-İslamcı yazar Süleyman Nazif’in, kendi çevresindeki bazı isimleri eleştirmek amacıyla söylediği şu sözle ifade edildiği gibi: “(Ci, cı, cü, cı), Türkçede meslek edatlarıdır. Kahveci, arabacı, kömürcü, sabuncu gibi… Nasıl, kahveci kahve, arabacı araba, kömürcü kömür, sabuncu da sabun demek değilse, Türkçülerin de çoğu Türk değildir.” Yine de, nasıl ‘hiç kitap okumayan bir ‘kitapçı’ hayal etmek kolay değilse, ‘yerleşim’ gibi insanlığın toplumsal evrimiyle bağlantılı bir sözcüğe getirilen ‘-ci’nin böyle devasa bir değişim yaratmasını kavramak da kolay değil... *** ‘Yerleşimci’yle TV haberlerinde, radyo ve gazetelerde epey sık ve istisnasız her seferinde olumsuzluk tonlamalarıyla karşılaşıyoruz: “İsrailli yerleşimciler Filistinli iki kardeşi vurarak öldürdü” (euronews.com)“Yahudi yerleşimciler Filistinlilerin topraklarına hızla el koyuyor” (youtube.com/bbcnews)“Yahudi yerleşimciler köyleri basıp evleri ateşe veriyor” (youtube.com/tv100)“Yerleşimci terör çeteleri Filistinlilerin 150 baş koyununu çaldı” (palinfo.com)“Yahudi yerleşimciler, Batı Şeria’da Filistinlilere ait aracı İsrail askerlerinin gözü önünde ateşe verdi” (aa.com.tr)Ama ilginçtir, neredeyse her gün duyduğumuz/okuduğumuz bu sözcük, hiçbir Türkçe sözlükte yer almıyor. Dil Derneği’nin sitesinde sözlüğün sürekli güncellendiği söyleniyor, ama ‘yerleşimci’ diye bir sözcük yok. Politik açıksözlülüğüyle bilinen Nişanyan Sözlük’te bile yok! ‘Yerleşimci’, İngilizcede tıpkı Türkçedeki gibi oluşturulmuş ‘settler’ sözcüğüyle karşılanıyor. Ama Fransızcada ‘yerleşimci’, ‘colon’ ve ‘colonisateur’ olarak, yani doğrudan sömürgecilik üzerinden tanımlanmış. Bu bağlamda, Yeni Dünya’ya veya Avustralya’ya yerleşip oranın yerlilerini yok eden Avrupalılar da ‘yerleşimci’ olarak nitelenebilir. 1600’lerde Amerika’ya yerleşen püriten Anglo-Sakson topululuklarının (pilgrims) ‘settler/yerleşimci’ olarak tanımlandığı bazı çalışmalar okuduğumu anımsıyorum, ama çok yaygın kullanılmıyor. Bugün ‘yerleşimci’ -ya da ‘settler’- dendiğinde akla sadece, yukarıda alıntıladığım haber başlıklarındaki İsrailli işgalciler geliyor. *** Özellikle Gazze’deki soykırımla gündeme gelen ve internet ortamında (instagram, X ve youtube’da) hızla artan ‘yerleşimci’ videolarını görmüşsünüzdür: Birinde, çocuk denecek kadar genç yerleşimciler, tepenin yamacındaki bir Filistin yerleşimine irili ufaklı taşlar atarak kaza yaptırmaya, insanları öldürmeye çalışıyorlar. Bir başkasında, asıl sakinlerini kovarak yerleştikleri evlerin civarında çekim yapan birine saldırıyorlar. Bunlar, saç kesimlerinden ve kıyafetlerinden anlaşıldığı kadarıyla ‘şeriatçı Museviler’. Yani, Tevrat ve ona eşlik eden dinsel kaynaklardaki bazı ifadelere dayanarak diğer tüm insanlardan üstün olduklarına, kendileri dışındaki herkesi öldürüp mallarına el koyabileceklerine, hatta Elohim’in emriyle bunu yapmaları gerektiğine inanan, İsrail devletinin varlık amacını da bu görüşlerle tanımlayan, bu haliyle aslında IŞİD’den farkı olmayan, ama ne yazık ki ‘uluslararası toplum’un anti-semitizmle suçlanma kaygısıyla gıkını bile çıkaramadığı anti-hümanist, anti-laik, anti-demokrat dinsel gruplar...Şimdi, hiç dindar olmayan ama çok güçlü bir dinci olan Trump’ın çirkin dansları eşliğinde, dinci bir devletin başka bir dinci devletle savaştığı günlerdeyiz. Dinciler savaşıyor, ama bu bir ‘dinler savaşı’ değil, tarihteki yüzlercesi gibi bir paylaşım savaşı; kimin nereye nasıl ‘yerleşimcilik’ yapacağının kapışması. Dinsel gruplar böyle zamanlarda dünyanın en kullanışlı aygıtlarına dönüştüğü için kullanılıyor sadece. ‘Ci’lerle ‘cı’ların dünyası böyle işliyor.