Bırak şimdi geçmişi!

Zor değil, felaket zamanlarındayız. Kelimenin somut anlamıyla etrafımız ateş çemberi. Bir fırtına içinde sürükleniyoruz.  W. Benjamin’in "tarih meleği"ni de sürüklüyor fırtına. Hatırlayın, Benjamin’in meleği yüzü geçmişe dönük olarak sürüklenmektedir. O sadece üst üste binen yıkıntılar ve fırtına içinde geleceğe yürümeye çalışan insanları görür. Kimi sürükleniyordur, kimi ise fırtınanın gücünü ardına alarak geleceği belirleyebileceğini ummaktadır. Melek onlara seslenir; geçmişe bakamazsan geleceğini belirleme imkanını yitirebilirsin. Bir hatırlatıcı olarak, geçmişine bakarsan yıkıntıların ve fırtınanın ortaya çıkmasındaki payını da görebileceksin ve kendini eleştirip, değiştirebileceksin demeye çalışır. Devrimcilik, hiç sakınmadan, gocunmadan meleğin çağrısına uymaktır. Çünkü, şimdi ve geleceği inşa etmenin yolu ancak geçmişi “bütün hakikatiyle hatırlamaktan” geçer. Geçmişi hatırlayarak ve geçmişte yapıp ettiklerimizle şimdi içinde bulunduğumuz felaket arasındaki bağları kurarak geleceği inşa edebiliriz. Bu felaket zamanlarında tarih meleğinin çağrısına uyarak geçmişi yeniden hatırlamaya çağıranlara verilen bir tepki var: bırak şimdi geçmişi! Geçmişin hatırlanmasına ya da hatırlatılmasına karşı çıkanları nasıl anlamalıyız? Neden bizi “unutmaya” çağırıp, “şimdiki an” içine tutsak etmeye çağırıyorlar. Hatırlayalım çağrısını reddedip şimdiye ve önümüze bakmamız gerektiğini söylüyorlar. Kimileri utangaç ama üstenci bir sitemkarlıkla kimileri ise bas bas bağırıp, küfrederek ve tehdit ederek… Hatırlayalım çağrısını reddedenler felaketin ortaya çıkmasındaki failliklerini reddediyorlar. Çünkü bırak şimdi geçmişi demek, geçmişteki seçimlerimi, eylemlerimi ve bunların bugünkü felakete olan katkılarını da bir kenara bırak, yok say demektir. En yalın anlamıyla sorumluluktan kaçmaktır. Geçmiş, şimdi ve geleceğin birbiriyle iç içe diyalektik işleyen bir zaman algısı olmasını reddedip, her birini diğeriyle bağlantısı ve sürekliliği olmayan “parçalar”, “anlar” olarak tanımlama ve yaşantılama halinin de katkısı var, bu “bırak şimdi geçmişi” tepkisinde. Günümüz insanının gündelik bireysel hayatını sürdürürken bu parçalanmış zaman kavramıyla sorumluluktan kaçışının çoğu zaman bilinçdışı bir savunma, hayatta kalma stratejisi olduğunu biliyoruz. Ama… Ama hatırlama çağrısına politik olarak “bırak şimdi geçmişi” diye tepki verenler bilinçsiz değiller. Politik unutma çağrısı aynı zamanda bir iktidar kurma girişimidir. Politik özneler olarak unutmaya çağırdıklarında, kendi tarihselliklerine yabancılaştıklarını bilmiyor olabilirler mi? O kadar mı “saf”lar? Her unutma çağrısının “şimdiki zamanı” bir “temiz sayfa” olarak tanımlama eylemi olduğunun farkında olmamaları mümkün mü? Şimdi bunları hatırlatmanın, konuşmanın sırası mı diye heyheylenirken hala daha iktidarı belirleme haklarını kendilerinde bulduklarını bilmiyorlar mı? Devrimcilikten o kadar kopmuş olabilirler mi? Öyle ise hatırlamaya karşı gösterdikleri direncin bilinçsiz olmadığını tersine bugünkü başarısızlıklarını doğallaştırmak için bilinçli bir strateji izlediklerini anlayabiliriz. Eğer geçmişteki hatalarını kabul ederlerse, şimdi içinde yaşadığımız felaketin “büyük güçlerin” yarattığı bir “kader” değil, kendilerinin de ortağı oldukları bir inşa olduğu gerçeğiyle yüzleşmeleri gerekecek. İkide bir “unutmuyoruz, unutturmayacağız” demeleriyle de tutarlı bu halleri. Her verili zamanı sabitleyerek, yalıtarak birbiriyle olan bağlantılarını keserek birer “travmatik bellek parçacığı” halinde işlevsizleştirmeleriyle de bağlantılı politik tutumları. Hatırlamak, devrimci bir eylemdir. Çünkü tarihimizi inşa etmemizi sağlar; yenmeye, başarmaya odaklı değildir devrimci kalmaya, devrimci gibi yaşamaya çalışmaktır.