İşte kıyametin koptuğu Harg Adası

Basra Körfezi’ndeki İran petrol ihracatının en önemli merkezi olan Harg Adası ve Hürmüz Boğazı, savaşın en kritik cephesi... Trump, İran’ın petrolüne, enerji kaynaklarına çökmek istiyor. Hürmüz Boğazı’nı kapatan İran ise petrol silahıyla dünyadan ABD’ye baskı yapılmasını sağlama çabasında... Trump hava harekâtıyla Harg Adası’ndaki askeri hedeflerin yok edildiğini söylüyor, olası bir kara harekâtına dönük de hareketlenmeler var. İranda Hürmüz Boğazı’ndan geçen tankerleri vuruyor. ABD “Ben güvenliği sağlarım” havasında ama sadece lafta… Tüm bunlar beklenmedik, dehşet verici gelişmeler olsa da daha önce de yaşanmış bildik hikâyeler aslında... Çünkü İran’ın petrolü ve kalbi Harg Adası 47 yıldır, yani 1979’daki İran Devrimi’nden bu yana ABD’nin hedefinde… Daha önceleri Şah döneminde nemalanıyordu malum. Kaybettiğinden beri de Harg Adası’na çökme ya da çökertme planı her daim var ve sıcaklığını koruyor. Bunun ilk örneği de daha devrimin hemen sonrasında ABD destekli Irak ile İran arasında Eylül 1980’de başlayan ve sekizyıl süren savaşta yaşandı... Ben de gazeteci olarak bunlara özellikle de tanker savaşları ve bugün de hedefteki yasaklı ada Harg’daki askeri hareketliliğe bizzat tanıklık ettim... Şöyle ki: ★ ★ ★ 1988’e kadar süren İran-Irak Savaşı’nda Basra Körfezi, Harg Adası ve Hürmüz Boğazı’ndaki tanker savaşı bu kanlı dönemin en hararetli cephesiydi. O süreçte Irak 283, İran ise 168 saldırıdan sorumluydu. Irak, 1984’te Harg Adası’ndaki petrol terminaline ve tankerlere saldırarak tanker savaşını genişletmişti. Irak’ın amacı, İran’ı Hürmüz Boğazı’nı tüm deniz trafiğine kapatmak gibi aşırı önlemlerle karşılık vermeye kışkırtmak ve böylece İran’a karşı yabancı müdahale sağlamaktı; ABD, Hürmüz Boğazı kapatılırsa müdahale tehdidinde bulunmuştu. 1986’da da etti, İran ile bir çatışmaya da girdi... Tanker savaşının en kızıştığı o günlerde Büyük Hun tankeri de 3 Haziran 1984’te Harg Adası yakınlarında, Türkiye’ye petrol taşırken Irak uçakları tarafından atılan füzelerle vuruldu. Saldırıda üç mürettebat öldü ve ikikişi yaralandı. Hemen sonrasındaki Göktürk tankerinin seferinde de mürettebat listesinde “kazan ustası” gibi görünüp gazeteci olarak “Ölüm Körfezi”nde dehşeti bizzat yaşadım. Tehlikeli sularda haftalarca süren bir sefer sonrasında “Ölüm Körfezi’nde 6 gün 6 gece” başlığıyla 29 Temmuz 1984 tarihli MİLLİYET gazetesinde başlayan, üç günlük yazı dizisinde tarihe düştüğüm notlardan bazıları da şöyleydi: ★ ★ ★ “Türkiye’den ayrılışımızdan bu yana 13 gün geçmişti. Ve biz Sirri Adası açıklarında demirliydik. Bu hiç beklemediğimiz bir durumdu. Hepimiz bayramın birinci günü doluma yanaşacağız, bir gece dolum sürecek, ertesi gün ayrılacağız diye kendimizi programlamıştık... Bayram olduğu için de Müslüman devletler saldırmayacaktı. Ama tam tersi oldu. Sirri Adası’ndaki İranlı yetkili ‘Selâmünaleyküm’ün ardından telsizle harekât emrini vermişti... Ankara ısrarla ‘Bekle’ diyordu. İki gece Körfez’de Sirri Adası açıklarında demirli kaldık. Bant ve battaniyelerle kapanan camlar, lumbar ağızları gündüzleri bile insanı boğuyordu. Bayram bitmek üzereydi. Tedirginlik artıyordu... Nihayet beklenen mesaj Ankara’dan geldi. Burak-M tankerinin Levan’dan dolum yapacağı, Göktürk tankerinin Harg’a hareket etmesi isteniyordu. Mesaj yeni rotayı da içeriyordu; o da ateş hattının tam ortasıydı...” “Kapkaranlık sularda, tankerimiz ilerlerken, personel toplu olarak belirli yerlerde bulunuyordu. Yangın devresi sürekli açık tutuluyor, merdivenler inik durumdaydı. Filikaların ipleri gevşetilmiş, makine dairesi boşaltılmıştı. Deniz trafiği yok denecek kadar azalmıştı. Ölüm denizinde kaderimizle baş başaydık. Exocet de artık geminin bir parçası olmuştu sanki. Herkes birbirine Exocet’i anlatıyordu. Titreşime geleninden tutun da ısıya gelenine dek tüm personel aynı konuyu tartışıyordu. Saatte 12 mil (yaklaşık 22 kilometre) yol alabiliyorduk.” ★ ★ ★ “Asır gibi süren günlerin ardından nihayet Harg Adası görünmüştü. Güverte zabitleri adaya yanaşmak için eskiden sıra beklenildiğini anlatırken, devasa boş iskeleleri ile adayı görmek içimize az da olsa su serpmişti. Ama yanıldığımız, az sonra ortaya çıktı. Römorkör ile tankere gelen İranlı pilot, süvariden başlayarak hepimize ‘geçmiş olsun’ dileklerini iletti. Bizden önce ada açıklarına gelen Tibelo adlı tanker bombalanmıştı. Adanın Irak yönüne bakan iskelesinde de Yunan bandıralı bir başka tanker isabet almıştı. Ada her an yeni bir saldırıya uğrayabilirdi. Bizler şortlarımızı çıkararak, uzun pantolonlarımızı giyinirken İranlılar da telsiz kamarası ve köprü üstünü kilitliyorlardı. Sigara içilmesi için de belirli birkaç yer gösterilmişti. Adaya ayak basmak ise kesinlikle yasaktı…” “Saatte 10 bin ton ham petrol basabilen kollar, bir günde dolumumuzu gerçekleştirmişti. Ancak İranlılar öğle 12.00’yi geçtiği için adadan ancak ertesi gün ayrılabileceğimizi bildirmişlerdi. Endişeli gecenin sabahı tankerdeki son İranlı da indikten sonra, ölüm sessizliğindeki adadan ayrılabildik. Bizden sonra demir alan yabancı bandıralı tanker isabet almıştı. Biz ise, hâlâ yaşıyorduk ve tankerimiz güvenli sulara doğru yol alıyordu...” ★ ★ ★ Geride bıraktığımız savaş gemileri ve uçaksavar bataryalarıyla korunan bugün ABD’nin doğrudan hedefindeki Harg Adası’ndan aklımda kalan da dolum tesislerinin hemen her köşesinde asılı İmam Humeyni imzalı şu sözlerdi: “ABD ve diğer süper güçlerin elleri gençliğimizin kanına girmiştir...”