Prof. Dr. İlber Ortaylı, Ankara Üniversitesi'nde bölüm başkanıyken yurt dışından Türkiye’ye yeni dönmüştüm. Yaklaşık 5 yıl çalıştığım Ankara Üniversitesi'nde İlber Ortaylı'nın asistanı olmayı çok istedim. Bu niyetimi dile getirmek amacıyla ilk kez İlber Hocanın odasına gittiğimde, beklemediğim bir soruyla karşılaştım. Bana , "Sen Paris Üniversitesi'nde eğitim görmüşsün. Bu bir avantaj olabilir. Madem Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği konusunda çalışıyorsun, öyleyse söyle bakalım, Fransa Kralı 14.Louis'in Kardinali Mazarin, Türkler hakkında ne demişti?" diye sordu. Konuyu bilmediğim ve heyecanlandığım için soruya, soruyla karşılık verdim; "Hocam, doğru yanıtı alırsanız beni asistanlığa kabul edecek misiniz?" İşte bu en çok kızdığı davranış biçimlerinden biriydi. Sinirlenince yüzü kızarırdı. Sorusuna soruyla yanıt vermeme sinirlendiğini anladım, çünkü yüzü çok kızarmıştı. Hafif öfkeli bir ses tonuyla, "Benimle pazarlık yapmadan yanıt ver" dedi. O an donup kaldığımı hatırlıyorum. "Çocuk, iyi dinle de Paris’te yaşamış olmana rağmen cahil kalmış bir yanın aydınlansın" dedi ve özetledi: "Kardinal Mazarin ve Kral'ın Bakanlarından Reuilly, daha o dönemde günümüz Avrupa’sını şu sözlerle tarif etmiş: yüzyıllar geçse de Avrupalı olamayacak, Avrupalıların arasına katılamayacak 2 millet vardır. Bunlar, Ruslar ve Türklerdir." Sonra bana, "Bunu biliyor muydun?" diye sordu. Biraz utanarak, "Hayır Hocam bilmiyordum" dedim. "İyi o zaman, şimdi öğrenmiş oldun. En azından bilmediğini söyleyecek kadar dürüstsün. Madem Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğini çalışacaksın, hemen bu bilgiden başla. Ama önce Fransız arşivlerindeki bu bilgiye ait kayıtları bul. Ayrıca ağzıyla balık tutsa, o balık da kavağa çıksa bile Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne almazlar. Bunu da unutma. Komplekse gerek yok, bizim değil, onların bize ihtiyacı var" dedi. Acelesi olduğunu belli ederek, odadan çıktı. Bir süre havadan sudan konuşarak birlikte yürüdük. Ön cephesinde Mülkiye yazılı Siyasal Bilgiler Fakültesi binasının merdivenlerinden inerek, yürüyüp gitti. Genelde aracımla gideceği yere götürürdüm, ama arkasına bile bakmadan uzaklaştı. İlber Hocanın o dönem Başbakanlık Müşaviri olan kardeşim ile iyi bir dostluğu vardı. Bazı projelerde birlikte çalışıyorlardı. Bir gün ailemi sorduğunda kardeşimden de bahsettim. İlber Hoca çok şaşırdı ve "Gülen'in kardeşin olduğunu daha önce neden söylemedin?" diye sordu. Ardından da "İyi ki söylememişsin, torpil yaptırmak istediğini düşünürdüm" dedi. Bundan sonra bana sıklıkla ‘Müşavirin kardeşi’ diye hitap etti. Sanırım 2002 yılında İstanbul'a, Galatasaray Üniversitesi'ne gitti. Ama yaklaşık 2 ay öncesinde , "Fransızcan çok iyi. İstanbul'a gelirsen asistanım olmanı düşünebilirim" demişti. Ne yazık ki o dönemde ailevi nedenlerden dolayı İstanbul'a gidebilecek durumda değildim. İlber Hoca beni yazmam için çok teşvik etti. "Yazma yeteneğin var. Bunu kullan. Belgelere dayanan bu bilgiler boşa gitmesin. Her fırsatta yaz, göreceksin kariyerine ve topluma çok faydalı olacak" dedi. Onun yönlendirmesiyle 12 kitap yazdım, 13. Kitap için de çalışıyorum. Ayrıca farklı dergi, gazete ve sitelerde binlerce makale yayınladım. Her görüşmemizde “Daha çok dil öğren çocuk” derdi. Ancak ben 2,5 yabancı dilde takıldım kaldım. Yazılarımı, özellikle de Bütün Dünya Dergisinde yayınlananları takip ettiğini bilmiyordum. İlber Hocamın, ilk kez 2017'deki bir yazısında kaynak olarak, beni gösterdiğini, rahmetle andığım kuzenim Yazar Nihat Genç'ten öğrendim. Nihat ağabey, "Gürbüz, İlber Hocanın seni kaynak göstermesi çok önemlidir. Bunun kıymetini bil. Daha iyi olmak için çok çalış" demişti. İlber Hocanın 2019'daki başka bir yazısında yine beni kaynak gösterdiğini, ayrıca birçok kez yazılarıma ve bazı kitaplarıma atıfta bulunduğunu arkadaşlarımın paylaşımlardan öğrendim. Arayıp teşekkür ettiğimde şöyle demişti, "Çocuk, bir kez zararsız cahilliğini görmüştüm, ama sonrasında bilgili yanını öne çıkardın. Asistanlık için İstanbul’a gelmedin ama, ara sıra kaynağım oldun" dedi. Geçmişte, sizden öğrendim dediğimde, "Tamam uzatma, öğrenmeye devam et" diyerek sözümü keserdi. Ama şimdi büyük bir gururla söylüyorum, en çok İlber Ortaylı’dan öğrendim. Vatikan arşivlerinde, Fransız Dışişleri Bakanlığı, Fransız Kara Kuvvetleri arşivlerinde İlber Hocanın desteğiyle çalıştım. Ankara-Çankaya'da, Seyran Bağları ve Portakal Çiçeği Sokağındaki evlerine gittiğimde, kütüphanesinden seçip verdiği Fransızca kitapları ve Latince yazılı tarihi belgeleri gözüm gibi saklıyorum. İlber Hoca, kendisi hakkında ileri geri konuşanlar için, "Zavallılar, hiç bitmeyecek cehaletlerinden bana söverek kurtulacaklarını sanıyorlar. Cehaletleri baki olan bu tipler bana saldırarak, kendi cenahlarında benim üzerimden değer kazanmanın peşindeler” derdi. İlber Ortaylı'nın vefatının ardından aynı zavallılar yine harekete geçmiş, saçma sapan konuşuyorlar. Ancak bir başka gerçek var, o da İlber Hocaya olan sevgi ve saygı selidir. Vefatı duyulduğu andan itibaren, milyonlarca insanımız İlber Ortaylı ile çektirdiği fotoğrafları ve onun videolarını paylaştı, paylaşmaya devam ediyor. Bu sevgi seli herkese nasip olmaz. Değerli Hocam, Türkiye ve Türk Milletine çok ama çok katkı sağladınız. Allah sizden razı olsun. Mekanınız cennet olsun. *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. İLBER ORTAYLI ASİSTAN üzüntü Gürbüz Evren, Independent Türkçe için yazdı Gürbüz Evren Pazartesi, Mart 16, 2026 - 09:00 Main image:
Fotoğraf: AA
TÜRKİYE'DEN SESLER Type: news SEO Title: İlber Ortaylı’nın asistanı olamadığıma hala daha çok üzülürüm copyright Independentturkish: