Orta ölçekli savaşın laneti: Güç, muğlaklık ve popülizmin tuzağı

Askeri tarihçi James Stokesbury 1988'de demokrasilerin savaş yürütme kapasitesine ilişkin çarpıcı bir gözlem yapmıştı. Demokrasiler küçük savaşlarda başarılı olur; bunlar profesyonellere bırakılan, toplumu sarsmayan operasyonlardır. Büyük savaşlarda da başarılı olurlar; tüm toplumu seferber eden, herkesin hissettiği varoluşsal mücadelelerdir bunlar. Asıl sorun ortada kalanlardır. Ne küçük ne büyük, "bazılarının gittiği bazılarının evde kaldığı" orta ölçekli savaşlar. Robert Kaplan bu çerçeveyi Foreign Affairs'teki güncel analiziyle İran'a uyguluyor. Orta Ölçekli Savaşın Tuzağı Kaplan'ın argümanının özü şu: Orta ölçekli savaşlar başlangıçta hesaplandığından farklı, kademeli olarak büyür. Başlangıçta sınırlı bir operasyon olarak tasarlanan müdahale her adımda biraz daha genişler; çıkış stratejisi bulanıklaşır, hedefler kayar, maliyetler birikir. Vietnam böyle büyüdü. Irak böyle büyüdü. Şimdi sıra İran'da mı? Trump yönetimi İran'a karşı hava ve deniz varlığıyla başladı. Kara kuvveti yok, doğrudan işgal niyeti yok. Ama Kaplan'ın uyarısı tam da burada devreye giriyor: eğer İran'da iç çatışma patlak verirse, rejim çöküşü anarşiye dönüşürse, Washington kendini özel kuvvet ve danışman göndermeye mecbur hissedebilir. Sarmalanma böyle başlar. Küçük kararların birikimi büyük bir bataklığa dönüşür. fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) Tuzak Hızlanıyor: Amfibi Güç Sahaya Giriyor Kaplan analizini kaleme aldığında tablo görece netti: hava ve deniz varlığı var, kara kuvveti yok. Üç gün içinde hesap değişti. USS Tripoli Amfibi Hazır Grubu Japonya'dan Körfez'e yola çıktı. Yaklaşık 5.000 deniz piyadesi. Resmi gerekçe kısaydı: daha fazla seçenek. (Bakınız dünkü yazım.) Deniz piyadesi bir açıdan kara kuvvetidir. Karaya çıkar, mevzi tutar, çatışmaya girer. Hava operasyonlarında kayıplar görece çok azdır. Deniz piyadesinden ise personel kaybı riski daha yüksektir. Çok sayıda asker kaybı, manşete düşer, kamuoyu eşiği zorlanır, siyasi baskı artar. Siyasi baskı yeni kararları zorlar. Her karar bir öncekini meşrulaştırır. Sarmalanma böyle işler; kimse baştan bataklığa girmeye karar vermez, bataklık adım adım büyür. Asimetri Yanıltır Peki güç dengesi bu tuzağı engelleyemez mi? Yanıt maalesef hayır. ABD ile İran arasındaki askerî asimetri çarpıcı. Ateş gücü, teknoloji, lojistik kapasitesi karşılaştırılamaz bile. Ama bu tablo yanıltıcı. Ukrayna örneği bunu açıkça ortaya koydu. Rusya savaşın ilk günlerinde Ukrayna'nın birkaç günde teslim olacağını hesap etti. Coğrafyayı, milliyetçi motivasyonu, asimetrik direniş kapasitesini göz ardı etti. Hesap tutmadı. İran'da benzer bir dinamik işliyor. Devrim Muhafızları'nın balistik füze kapasitesi, Körfez'deki vekil ağları, Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidi; bunların hiçbiri ateş gücüyle ölçülemiyor. Güçlünün hesabının tutmaması rastlantı değil, asimetrik savaşın yapısal özelliği. Zayıf taraf her zaman ateş gücüyle değil, sabırla, coğrafyayla ve motivasyonla savaşır. Büyük güç için varoluşsal olmayan bir çatışma, küçük taraf için tam da budur: varoluş meselesi. Bu motivasyon farkı dengeyi düşündüğümüzden çok daha erken bozar. Muğlaklık Bir Hata Değil, Bir Tercih Siyaset bilimci Evren Balta farklı bir boyutu gündeme taşıyor. İran savaşının hedefleri kötü belirlenmiş değil. Tam tersine, hedefler bilinçli olarak muğlak bırakılmış. Amaç net olmadığında başarısızlık da net ölçülemiyor. Zafer geriye dönük olarak yeniden tanımlanabiliyor. Yeni savaş dili artık kamuoyunu ikna etmeye değil, açıklama yükünden kaçmaya dayanıyor. Bu tespit Kaplan'ın çerçevesini tamamlıyor. Kaplan orta ölçekli savaşların yanlış hesaptan doğduğunu söylüyor. Balta ise belirsizliğin bir hata olmadığını, bizzat iktidar tekniği olduğunu ileri sürüyor. İki argüman çelişmiyor. Birbirini açıklıyor. Yanlış hesap ve stratejik muğlaklık bir arada var olabiliyor; yöneticiler hem yanılıyor hem de bu yanılgıyı örtmek için belirsizliği araçsallaştırıyor. Rusya bu kalıbı daha önce uyguladı. Denazifikasyon, tarafsızlaştırma, Donbas'ın korunması birbirinin yerine geçen hedefler oldu. Her başarısızlığın ardından zafer tanımı yeniden yazıldı. Muğlaklık, hesap verebilirliği askıya alan bir kalkan işlevi gördü. Popülizm Tuzağı Erteler, Ortadan Kaldırmaz Geleneksel liberal demokrasilerde savaş meşruiyeti hesap verebilirliği zorunlu kılıyor. Hedefler açık olmalı, ilerleme ölçülebilmeli, kayıplar gerekçelendirilmeli. Kaplan'ın tarif ettiği orta ölçekli savaşlar bu yüzden siyasi yük oluşturuyor; Vietnam ve Irak cumhurbaşkanlıklarını mahvetti. Geleneksel sistemlerde bu yük kurumsal denge mekanizmalarıyla paylaşılır. Kongre sorar, basın sorgular, muhalefet alternatif çerçeve üretir. Popülist liderlik bu mekanizmaları işlevsiz kılarak ya da devre dışı bırakarak çalışır. Savaşı meşrulaştıran anlatı kurumlardan değil, doğrudan liderden akar. Denetim zayıfladığında muğlaklık daha uzun süre koruyucu işlev görür. Popülist liderlikte meşruiyet mekanizması farklı işliyor. Hesap verebilirlik argümantasyondan değil, duygusal bağdan geliyor. Bu bağ belirli tekniklerle örülür: dış düşman inşası, iç cepheyi biz ve onlar ekseninde kutuplaştırma, rasyonel tartışmayı duygusal sadakat sınavına dönüştürme. Savaş bu araçların en verimli çalıştığı zemindir. Dış tehdit iç muhalefeti susturur, eleştiri vatansızlığa indirgenir, şüphe ihanet sayılır. Lider kazandık dediğinde kitle bunu sorgulamıyor, doğruluyor. Muğlak hedef bu dinamiği mümkün kılıyor. Trump bu kalıbı daha önce de uyguladı. Kuzey Kore müzakereleri tarihi zafer olarak sunuldu, somut bir silahsızlanma adımı atılmadan. Afganistan'dan çekilme başarılı tamamlanma olarak çerçevelendi, kaotik görüntülere rağmen. Her seferinde zafer tanımı geriye dönük yazıldı. İran'da aynı refleksin devreye girmesi kuvvetle muhtemel. Ama yapısal tuzaktan kaçış yok. Savaş uzadıkça maliyetler somutlaşıyor. Petrol fiyatları, ekonomik baskı, kayıplar ölçülebilir gerçeklerdir. Belirsizlik bu gerçeklerin üzerini örtemez, erteleyebilir. Üstelik popülist sistemlerde düzeltici mekanizmalar zaten erozyon yaşadığından tuzak geç kapanır ama daha sert kapanır. Kaplan'ın tarif ettiği kırılma, yani kamuoyu ile yönetici seçkinler arasındaki uçurum, popülist bağlamda daha derin açılır. Çünkü kitle liderle özdeşleşmiştir; hayal kırıklığı siyasi tartışmaya değil, öfkeye dönüşür. Cumhuriyetler Böyle Ölür Kaplan makalesini sert bir uyarıyla bitiriyor. En uzun yaşayan imparatorluklar orta ölçekli savaşlardan kaçınmayı başaranlardır. Bizans bu hesabı bin yıl boyunca tutturdu. ABD 250. yılını kutlarken art arda tırmanan çatışmalarla yüzleşiyor. Tablo şunu gösteriyor: muğlak hedefler, asimetrik direnç ve popülist iktidar mantığı bir araya geldiğinde orta ölçekli savaşın tuzağı daha derin kazılıyor. Kamuoyu ile yönetici seçkinler arasındaki uçurum genişliyor. Bu uçurum anlık bir kriz değil, uzun soluklu bir çürüme. Cumhuriyetler savaş meydanında değil, bu sessiz çürümenin içinde ölür. *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. orta ölçekli savaş güç TUZAK popülizm Dr. Osman Gazi Kandemir, Independent Türkçe için yazdı Dr. Osman Gazi Kandemir Pazartesi, Mart 16, 2026 - 09:00 Main image:

Fotoğraf: AA

TÜRKİYE'DEN SESLER related nodes: Pasifik’ten Körfez’e: ABD’nin amfibi gücü sahaya giriyor Type: news SEO Title: Orta ölçekli savaşın laneti: Güç, muğlaklık ve popülizmin tuzağı copyright Independentturkish: