Almanya’da ordu ve polis teşkilatları içinde neo-Nazi bağlantılarına dair skandallar uzun yıllardır gündeme geliyor. Yetkililer her olayın ardından sorunun “kararlılıkla ortadan kaldırılacağı” sözünü verse de son yıllarda ortaya çıkan vakalar, faşist ağların güvenlik kurumları içindeki varlığının sürdüğünü gösteriyor. LeftBerlin ’de yayımlanan Rowan Gaudet imzalı bir değerlendirmeye göre, Almanya’da askerlerin Hitler selamı verdiği, işyerlerinde gamalı haç sembollerinin kullanıldığı ve neo-Nazi çevrelerle bağlantılı ağların ortaya çıkarıldığı çok sayıda olay yaşandı. Yazı, güvenliği sağlamakla görevli kurumların bazı mensuplarının bizzat aşırı sağ ağların parçası haline geldiğini vurguluyor. Bundeswehr içinde 'aşırı sağ' soruşturmaları Almanya Savunma Bakanlığı verilerine göre 2024 yılında Alman ordusu (Bundeswehr) içinde 280 "aşırı sağ" şüphesi kayda geçti. Ancak bunların yalnızca 97’si görevden uzaklaştırma ile sonuçlandı. 2025’in sonunda yaşanan bir skandalda ise elit bir birlikten 19 askerin Hitler selamı verdiği ve cinsel suistimal suçlamalarıyla ilişkilendirildiği gerekçesiyle ordudan atıldığı bildirildi. Savunma Bakanı Boris Pistorius olay karşısında “şok olduğunu” açıklasa da eleştirmenler bunun münferit bir durum olmadığını belirtiyor. Uniter ve 'Day X' hazırlıkları Almanya’daki faşist ağların en çok tartışılan örneklerinden biri, Bundeswehr bağlantılı Uniter adlı yapılanma oldu. 2012’de elit bir komando tarafından kurulan grup, “kıyamet günü” olarak adlandırılan “ Day X ” senaryolarına hazırlık yaptığı iddiasıyla gündeme geldi. Yaklaşık 2 bin üyesi olduğu belirtilen grup, silah eğitimi düzenledi ve üyelerinin birbirini tanıyabilmesi için özel armalar bastı. Ağa bağlı sohbet gruplarında askerler, polisler ve sivil aşırı sağcılar yer aldı. Bu ağın en bilinen örneklerinden biri olan “ Nordkreuz ” (Kuzey İşareti) sohbet grubunda yer alan bir polis memurunun evinde 2019 yılında 55 bin mermi ve yasadışı bir Uzi silahı bulundu. Mermilerin büyük bölümünün Bundeswehr ve polis depolarından çalındığı ortaya çıktı. Franco A. davası Bundeswehr içindeki aşırı sağ tartışmalarını büyüten olaylardan biri de Franco A. vakası oldu. Fransız askeri akademisinde eğitim alan subay, 2013’te yazdığı tezde Yahudilerin “dünya hakimiyeti planı” yürüttüğünü iddia etmişti. 2017’de ise Viyana Havalimanı’nda sakladığı silahı almaya çalışırken yakalandı. Soruşturma sonucunda sahte bir kimlikle Suriyeli mülteci olarak kayıt yaptırdığı ve planladığı saldırıyı mültecilere mal etmeyi hedeflediği ortaya çıktı. Franco A. “sahte bayraklı terör saldırısı planlamak” suçundan 5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Polis teşkilatında soruşturmalar Sorunun yalnızca orduyla sınırlı olmadığı belirtiliyor. Alman hükümeti Mayıs 2025’te en az 193 polis memurunun "aşırı sağ" faaliyetler veya komplo teorileri nedeniyle soruşturma altında olduğunu kabul etti. Polislerin neo-Nazi hücrelerine bilgi sızdırdığı, kaybolan mühimmatların faşist çevrelere ulaştığı ve faşist saldırganlarla temas kurduğu olaylar da kamuoyuna yansıdı. Hükümet destekli bir araştırma ise polislerin özellikle Arap veya Türk kökenli kişilere karşı önyargılı davranabildiğini ortaya koydu. NSU cinayetleri ve istihbarat tartışması Almanya’da faşist ağların devlet kurumlarıyla ilişkisi en yoğun şekilde Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) cinayetleri sırasında tartışıldı. 2000-2007 yılları arasında işlenen saldırılarda çoğu Türkiye kökenli olmak üzere 10 kişi öldürüldü. Cinayetler uzun süre “döner cinayetleri” olarak anıldı ve polis soruşturması göçmen topluluklara yöneltildi. Daha sonra Alman iç istihbarat servisi Federal Anayasa Koruma Teşkilatı'nın neo-Nazi çevreler içinde çok sayıda muhbir bulundurduğu, hatta bazı dosyaların imha edildiği ortaya çıktı. Bu durum kurumun faşist ağlar konusundaki rolü hakkında büyük tartışma yarattı. Tartışma sürüyor Son yıllarda Bundeswehr’den kaybolan mühimmatlar, polis sohbet gruplarında ortaya çıkan ırkçı mesajlar ve yeni soruşturmalar Almanya’da faşist ağların güvenlik kurumları içindeki varlığına dair tartışmaları canlı tutuyor. Analistler, bu skandalların yalnızca ortaya çıktığı kadarıyla bilindiğini ve kurumlar içindeki faşist ağların gerçek boyutunun hâlâ tam olarak bilinmediğini belirtiyor.