soL TV'de yayınlanan Komünist Bakış programında bu hafta Sovyetler Birliği masaya yatırıldı. Nevzat Evrim Önal, TKP Sekreteri Kemal Okuyan'dan "Sovyetler Birliği olsaydı dünya bugün bu halde olmazdı" savını değerlendirmesini istedi. "Sovyetler Birliği diye sihirli bir değnek yoktu" diyen Okuyan, "Öte yandan bugün hâlâ uluslararası hukuk diye bir şey varsa bu tamamen Ekim Devrimi'nin sonucudur" şeklinde konuştu. Birinci Dünya Savaşı'nda yaşanan barbarlıkları ve o dönem ülkelerin açık paylaşım tehditlerini hatırlatan Okuyan, "Ekim Devrimi uluslararası arenaya göktaşı gibi düştü, emekçi halklar söz sahibi oldu" dedi ve siyasi arenadaki bazı normların Sovyetler Birliği sayesinde oluştuğuna da dikkat çekti. Okuyan şöyle devam etti: "Gücü gücü yeteneydi... Paylaşım, el koyma, işgal normaldi. Güçlü olanın haklı olduğu bir sistem vardı. 1917 ile beraber bu sistem ortadan kalkmadı ama sınırlandı. Uluslararası alana normlar geldi. Sovyetler Birliği her türlü ilhaka karşı olduğunu söyledi. Daha önce güçlülerin kendi aralarındaki paylaşım 'barış' getirdi, dolayısıyla bu durum geçici oldu. Sovyetler Birliği ile ilk uluslararası düzene kurallar konuldu. Emperyalizm ortadan kaldırmak istese de belirli ölçüde uymak zorunda kaldı. Yani eksiğiyle, fazlasıyla kurallı bir dünya çıktı ortaya. Sosyalizm kapitalizmi terbiye etti." 'Sovyetler faşizme karşı bir birliktelik için sonuna kadar zorladı ama olmadı' Kemal Okuyan, Sovyetler Birliği'nin uluslararası alanda sadece ilkelerle hareket etmediğini de vurguladı. "Devrimin tüm dünyaya yayılacağı" iyimser yaklaşımlarının gerçekleşmemesi üzerine Sovyetlerin de "iki sistemin yan yana yaşayacağı" fikrine alıştığını belirtti. Bu durumu yönetirken önemli hatalar yapıldığına, bu hataların kaynağında öngörülmedik kısıtlar olduğuna işaret eden Okuyan şunları söyledi: "Ayakta kalmak için bazı tavizler verdiler. Sanayileşmesi, beslenmesi, yaşamak için ticaret yapması gerekiyordu. Öyle yaptılar, sanayileştiler. 1936'da beklenmedik bir hızla sanayileşmiş, eğitim sorununu çözmüş, işsizliği ortadan kaldırmış durumdaydılar. Uluslararası alanda da belli bir standardı korudular. Yayılmacı stratejiye ihtiyaç duymadılar. Dünyada uluslararası alana bomba gibi düşen silahsızlanma kavramını ortaya attılar. Peki Hitler'le neden anlaşma yaptılar? Almanya-Sovyetler Birliği arasındaki anlaşma tek başına değerlendirilirse 'çok büyük bir kara leke' olarak görülür. Öte yandan karşılarında faşist ülkelerin ittifakı vardı. Adı antikomintern paktıydı. Bu kadar açık Sovyetler Birliği karşıtlığı. Yani bu Sovyetler için bir alarmdı. 1934-35'ten itibaren diğer ülkelere 'Bakın sizi de tehdit ediyorlar, kolektif güvenlik kuralım' diyorlar. 39'a kadar sayısız toplantı yapılıyor ama sonuç alamıyor. Sovyetler faşizme karşı bir birliktelik için sonuna kadar zorladı ama olmadı. Dolayısıyla bir karar verip 38'den itibaren hızla karar verdiler. Ve karşı ittifakı böldüler. Bana göre (saldırmazlık anlaşması) Sovyet diplomasisinin en büyük başarısıdır, mutlak olarak işe yaramıştır. Üstelik sonra da Sovyetler 27 milyon insanını kaybetmiştir." Ülkelerin kaynakların paylaşımı üzerinden bugün rekabet içerisinde olduğunun altını çizen Okuyan, "Öte yandan iç içe geçmiş bir sermaye ekonomisi var. ABD ekonomisi Çin'e bağlı. Tersi de doğru. Sovyetler Birliği sermayeyi çok büyük bir coğrafyadan dışladığı için de hedef tahtasına yerleştirildi. İki farklı toplumsal sistem arasında karşıtlık vardı, o yüzden de çok keskinleşti. Ve aslında Sovyetlerin çok geniş bir müttefiki vardı: Dünya işçi sınıfı. Bugün böyle bir şey yok" dedi. Ukrayna Savaşı: 'Rusya'ya düşman bir devlet olmasının sorumlusu NATO değil, Sovyetler Birliği'ni yıkanlardır' Ukrayna Savaşı'nı da değerlendiren Kemal Okuyan, Ukrayna'daki darbe, ülkenin sistematik şekilde silahlanması, Rusça konuşan nüfus üzerindeki baskılar gibi Rus tezlerinde haklılık payı olduğunu söyledi, "Bir NATO operasyonu yürüyordu" dedi. Savaşın Rusya'nın Ukrayna'ya girmesiyle başlamadığını vurguladı. Böyle bir provokasyona Batılı ülkelerin hazırlıksız girmeyeceğine dikkat çekti. Okuyan, "Karşıdevrimci Yeltsin iktidarının devamcısıdır Putin. Ukrayna'nın Rusya'ya düşman bir devlet olmasının sorumlusu NATO değil, Sovyetler Birliği'ni yıkanlardır. Dolayısıyla 'Böyle bir ülke yok' diyemezsiniz" diye konuştu. 'İsrail'in savaş mekanizmasını, bu ülkeyle açık ya da örtülü silah ticareti yapanlar çalıştırdı' Filistin cephesindeki duruma ilişkin de konuşan TKP Genel Sekreteri, "Filistin'de 'Aksa Tufanı' ile başlayan süreç büyük olasılıkla mahkum edilecek. Arap dünyasında da. Bunun hazırlıkları yapılıyor. Buna direnmek gerekiyor. Bazı direnişler kayıpla sonuçlanır" ifadelerini kullandı. Okuyan şöyle devam etti: "İsrail'in savaş mekanizması çalışır vaziyette olduğu sürece Filistin direnişi zordu. Savaş makinesini de İsrail'le açık ya da örtülü silah ticareti yapanlar çalıştırdı. Bunları engelleyecek bir kamuoyu ortaya çıkmadı. Keskin bir hesaplaşma gerekirdi. '80'lerden sonra emperyalizmin müdahaleleri karşılıksız bırakıldı' Bütün dünyada kırılma noktası 80'lerin başıdır. O dönem emperyalizm iki sistemi ortadan kaldırmaya girişti. Sovyetlerin 79'un sonunda Afganistan’a müdahalesi dışında, daha sonraki tüm emperyalizmin müdahaleleri karşılıksız bırakıldı. Burada çok önemli kırılma noktaları var. Bunlardan biri Filistin kamplarındaki katliamdır. Sovyetler o dönem, 82'de 'Buna izin vermeyeceğim' dedi ancak geri adım attı. Ve 83'te ABD uzun bir aradan sonra işgal yaptı: Grenada işgali. Sovyetler çok protesto etti ama karşı koyamadıkları ortadaydı. Sovyetlerin Küba'ya dönük kapsamlı bir ABD saldırısına yanıt vermeyeceği de bugün Kübalıların anlatımlarıyla belgelenmiş durumda." 'İki sistemin bir arada yürüyebileceği düşüncesi büyük hataydı' Sovyetler Birliği açısından İkinci Dünya Savaşı'nın ve kaybedilen 27 milyon yurttaşın büyük bir travmaya yol açtığını belirten Okuyan, "Bir daha bu insanlar savaş ister mi? Parti yöneticileri de böyleydi, insanlığa karşı sorumluydular. Ama iki sistemin bir arada yürüyebileceği düşüncesindeydiler ve 'Ben sizi yok etmek istemiyorum' dediler. Büyük hataydı bu. Yok etmek için mutlaka savaşmak gerekmez. İdeolojik alanda meydan okuyacaksınız. İki sistem barış içerisinde yaşar derseniz, dostlarınız da savaşmaz sizin için. Taviz verecekseniz kontrolünüzde olmalı" dedi. 'Venezuela ve Küba'nın farkı burada da ortaya çıkıyor' Kemal Okuyan, Venezuela’da da benzer bir durum olduğuna dikkat çekti. Bu koşullarda görüşmeler olabileceğine ancak "Maduro'nun ülkesine dönmesi" gibi kırmızı çizgilere ihtiyaç olduğunu belirtti. Küba'nın zor koşullarını hatırlatan Okuyan, görüşmelerin olduğunu da söyleyerek, "Gerekirse savaşırlar" diye konuştu. Geçen hafta ülkeye yaptığı ziyarette Kübalıların kararlı olduğunu gördüğünü ifade eden Okuyan, "Görüşmelere rağmen kırmızı çizgilerini de ilan etmiş durumdalar. Öncelikle 'İçişlerimize müdahale edilemez' diyorlar. Venezuela ve Küba'nın farklı olduğunu hep konuşuyorduk, burada da ortaya çıkıyor" şeklinde konuştu. 'Kapitalizm sürekli savaşları, rekabeti besliyor, buna dur demek gerekiyor' Kemal Okuyan son olarak Nevzat Evrim Önal'ın, "Dünyanın neye ihtiyacı var?" sorusunu şöyle yanıtladı: "Sovyetler Birliği olsaydı dünya böyle olmazdı, onlar ayar veriyordu. Ülkelerin en azından belli bir bölümünde emekçi halkın inisiyatifi, iradeyi, ülkenin dümenini eline alması gerekiyor. Çıkar dünyasından savaş, paylaşım çıkar. Buna izin vermeyecek siyasi bir silkiniş gerekiyor. Neden Yunanistan, İran'la rekabet halinde olalım? Halklar dış politikaya ağırlık koymalı. Kapitalizm sürekli savaşları, rekabeti besliyor. Buna dur demek gerekiyor. Bunun koşulları da ortaya çıkıyor. Yeni bir dünya kurulması lazım."