ABD Başkanı Trump, Hindistan’da bir deniz tatbikatına davet edilen ve dönüşte -silahsız 104 mürettabatı ile- batırılan IRIS Dena adlı gemi için, "eğlenceli olduğu için gemiyi batırdık" dedi. Trump, İran’ın petrol ve enerji akışında kritik önemde olan Hark adasını vurmalarından sonra da, "bu adayı eğlenmek için yine vuracağım" dedi. 168 kız öğrencinin vurulduğu ilkokul saldırısını ise İran ordusunun üzerine attı. Oysa İran ordusunda Tomahawk yoktu. Ama bunlar "küçük hileler". Son 20 yılı hatırlayalım. 2003 yılında Kaddafi, uluslararası yapırımların kaldırılması karşılığında ülkesinin nükleer silahlanma programını tasfiye etmeyi kabul etti. 2011 yılında NATO orduları tüm Libya’yı bombaladı. NATO silahlı Libyalı isyancılar, onu kısa zamanda yakaladı -döve döve, kameralar önünde- öldürdü. Saddam’ın eski hikayesi daha da bilindiktir. Bundan çeyrek asır evvel, Ortadoğu’da nükleer bir program izlemek isteyen bir Doğulu lider ve ona "bu işin tekeli bizdedir" diyen ABD ve Batı vardı. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) programa başlamasına bile izin vermedi. 1991’de kendisine bazı darbeler vuran ABD, 2003 yılında ülkesini tamamen işgal etti, 2006’da işbirlikçilerine yargılattı ve idam ettirdi. "Kimyasal silahlar" propagandasının bu ülkeyi işgal etmek için bir bahane ve yalan olduğunu -Dışişleri Bakanı Powel ve sonraları İngiliz başbakan Blair- itiraf etti. Gelelim bugüne. İlkokulları, silahsız gemileri, başkenti, enerji adası durmadan bombalanan, asker ya da sivilleri fark etmeksizin katledilen İran’a. İran 2015 yılında nükleer programını durdurmayı kabul etti ama 3 yıl sonra ABD nükleer anlaşmadan çekildiğini duyurdu ve İran’in nükleer tesislerini bombaladı. 12 Gün Savaşı’nın üstünden henüz bir yıl geçmemişti ki, 28 Şubat sabahı -İsrail’le beraber- İran’a yeniden saldırdı. Maduro’yu da unutmayalım. Onun hiçbir zaman nükleer silahı olmadı, böyle bir niyeti de. Ama ona başka bir hile uydurdular: "Uyuşturucu kaçakçısı", "narko-terörist" olarak damgaladılar ve ekibinden bazılarını satın alarak "yatağından" uyandırıp, "yargılamak üzere" Amerika’ya götürdüler. Arap veya Doğulu değil, ondan herhalde infaz etmediler. Son iki yazıda bu köşede ele aldığım, ünlü "liberal kurallara dayalı düzen", aslında yukarıda adı geçen ülkeler ve liderler için hiçbir garanti sunmuyordu. Bu düzenin "savaş ve barış kuralları", bu ülkelere karşı sürekli ihlal ediliyordu. Irak’ın, Libya’nın işgali, Suriye liderinin Rusya’ya tehciri, Maduro’nun başına gelenlerin "BM şartı" ile açıklanması imkansızdı -Bu "liberal kurallar"a güvenilmeyeceğini erkenden anlayan Kuzey Kore lideri Kim, boşuna nükleer silah geliştirmemişti- Ve nükleer silah -Fukuyama’nın yeni "uyandığı" üzere- çağımızda, "en büyük güvenlik garantisi" veya "en büyük eşitleyici" olabilirdi. Trump’ın kahkahalar atarak anlattığı ölümcül ABD saldırılarının hepsi, "hile"ye dayalıdır. Oysa hile, ta 1907’den beri bir savaş yönemi olarak yasaklanmıştır. 1907 Kara Harbi Kanunlarında, “düşmana zarar verme araçları” sınırlandırılmıştır. “Haince öldürmek”, sivilleri, teslim olanları öldürmek veya yaralamak, silahsız askerleri öldürmek yasaktır. “Haince öldürmek” yasağı, 1977’de “düşmanın hileyle öldürülmesi yasağı” halini alır. Hile, “güveni kötüye kullanarak düşmana, silahlı çatışmalarda uygulanacak uluslararası hukuk kuralları uyarınca korumadan yararlanma hakkı olduğuna veya bu korumayı sağlama yükümlüğü bulunduğuna inandırmak amacıyla yapılan eylemler” olarak tanımlanır -İsrail’in, Katar’ın başkenti Doha’da 9 Eylül 2025 günü müzakereye çağırdığı Hamas’ın bazı liderlerini, ABD’nin -henüz masada görüşmeler sürerken-, 28 Şubat 2026 günü İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve ailesini öldürmesi, son derece aşağılık ve korkak hile yöntemleridir-. “Hilenin yasaklanması”, silahlı çatışmalar hukukunun temel kuralıdır; bu yasağın ihlali, uluslararası ceza hukukunda bir “savaş suçu” türüdür. ABD’nin Saddam’a, Kaddafi’ye, Esad’a, Maduro’ya, şimdi ise İranlı dini, siyasi ve askeri liderlere uyguladığı tarife -"hile yasağı" bir tarafa- başından sonuna kadar birer "hile seremonisi"dir. Hile yasağının reddi, aynı zamanda açık kuralsızlık, "diplomasinin çöküşü" demektir.