Son zamanlarda İspanyollarla aramızdaki duyguyu “ tutku ” olarak tanımlamak mümkün ama La Pasión Turca ’da (Türk Tutkusu) anlatılan türden marazi, banal ve tek yanlı bir tutku değil. Dayanışmacı, arkadaşça ve belki Özgür Özel’le Pedro Sánchez ’in tercih edeceği ifadeyle “ yoldaşça ” bir tutku. Karşılıklı: La Pasión Mutua . Sosyal medyada zirveye çıktı, futbol sahalarına yansıdı, oradan da bizim popüler TV dizilerine atladı. Sosyal medyayı pek bilmesem de, ergenlik yıllarımın gözdesi ve ilk korsan mitinglerimin caddesi Samsun ’un Çiftlik Caddesi’ni ise iyi bilirim. O cadde, UEFA Konferans Ligi son 16 turu ilk maçı için gelen Madrid ’in Vallecas semti takımı Rayo Vallecano taraftarlarını da bağrına basmıştı. Deplasmana giden taraftarların çok alışık olmadıkları bir konukseverlikle. Samsun sokaklarında beraberce eğlendiler, Çiftlik Caddesi’nde birlikte tezahürat yaptılar. Samsunspor taraftarlarının Pedro Sánchez nidalarına Rayo Vallecano taraftarlarının Atatürk diye karşılık vermesi, ardından iki tarafın birlikte “ Pedro Sánchez-Atatürk ” diye haykırmaları futbolun yalnızca futbol olmadığının kanıtlarındandı. Bir haydutluğa, uluslararası düzen ve hukukun hoyratça çiğnenmesine karşı ortak vicdanın tepkisi maçın skorunun önüne geçti. Uluslararası hukuktan yana tavır alan, “ savaşa hayır ” diyen ve ABD tarafından tehdit edildiğinde de geri adım atmayan Sánchez ’in yalnız olmadığı, hem stadyumda açılan “ Te Tengo A Ti Amigo Nunca Estamos Solos ” (Sen varsın ya dostum, asla yalnız değiliz) pankartında hem de Samsun sokaklarında görüldü. Oradan TV dizilerine… Kızılcık Şerbeti ’nde boyunlarında İspanya kaşkolleri ve sarı-kırmızı formalarıyla kendi takımlarının milli maçını izler gibi “Öndeyiz” diyerek İspanya milli maçı izleyenleri: “Öndeyiz… Yani İspanya kardeş takım ya, öndeyiz… Viva İspanya!” Bu aslında uluslararası hukuku ve insanlığın bugüne kadar biriktirdiği değerleri vahşice yok edenlere karşı bir tepki, haydutluğa karşı dik duranlara çok farklı kesimlerden, ülkelerden ve dünya görüşünden insanın saygı duruşu. Dr. Carolina Jiménez Sánchez , Malaga Üniversitesi ’nin Kamu Uluslararası Hukuku , İ nsan Hakları ve Uluslararası İlişkiler alanında dersler veren öğretim üyesi. “ Silahlı Çatışmalarda Kadınlar: Çatışma, Barış Süreci ve Çatışma Sonrası ”, “ Uluslararası Ceza Mahkemelerinde Toplumsal Cinsiyet Boyutu ” ve “ Batı Sahra Çatışması: POLISARIO Cephesi’nin Rolü ” kitaplarının yazarı. Tüm saldırılara karşın uluslararası hukukun varlığını sürdüreceği görüşünde. Ona ABD ’nin ve Trump ’ın uluslararası hukuk ve değerlere saldırısı karşısında AB ’nin sergilediği acınası durumu soruyorum: “ Belirli bir hükümetin nasıl davrandığı, uluslararası hukuku ya da onun üzerine inşa edildiği değerleri değiştiremez. Bunun kanıtı, tam da bir devletin bir kuralı ihlal ettiğinde aslında onu yeniden teyit etmesidir. Kuralları ihlal edenler bile normların varlığını göstermeye yardımcı olur. Tolere edilemeyecek olan, diğer aktörlerin sadece boyun eğmesi ve pasif bir tutum benimsemesidir ” diyor. İspanya ve Pedro Sanchez ’in Samsun sokaklarında da yankılanan farkı da burada. Boyun eğmiyorlar! Peki, bu tavır AB ’yi ve AB liderlerini etkileyebiliyor mu? Dr. Jiménez Sánchez , ne olduğunu söylemese de ne olması gerektiği konusunda net: Yanlış olan uluslararası hukukun önemini vurgulayan Sánchez gibi siyasi figürler değil. Onları küçümseyen ve kurallara dayalı olmayan bir uluslararası düzen olasılığına kapı aralayanlar. O kapıyı kapatacak olan da halkların vicdanının sokaklardan stadyumlara ve TV ekranlarına yansıyan sesi olsa gerek. Trump ’ı ve Netanyahu ’yu durduracak olan da, başta ABD ve İsrail sokakları olmak üzere, sokaklardır!