'Hürmüz kilitmekanı'nın küresel rekabette ve ABD’nin yeni stratejisindeki yeri

ABD’nin İran'ın nükleer programını yeniden başlattığı, birkaç gün içinde bomba yapmaya yetecek kadar malzemeye sahip olduğu ve yakında Amerika Birleşik Devletleri'ni vurabilecek uzun menzilli füzeler geliştirdiği iddiaları üzerine, ABD-İsrail güçlerinin, 28 Şubat 2026’da, İran’a saldırılarıyla başlayan ABD-İsrail ile İran savaşı, rejim değişikliği konusuna odaklanılmışken, Trump’ın 10 Mart 2026’da yaptığı açıklama ile birden bire Hürmüz Boğazı’nın mayılanması/kapatılması tartışmalarıyla yeni bir yöne evrilmişti. ABD’nin yeni stratejisinin dört boyutundan birinin kilitmekanları kontrol etmek olduğu ve dünyadaki kilitmekanların en önemlilerinden Hürmüz Kilitmekanın da hedefte bulunduğunu tespitimizden dolayı bizce sürpriz olmamıştı. Bundan dolayı ilk önce Kilitmekanların ne olduğunu izah edelim. KİLİTMEKAN NEDİR? Devletler ve insanlar yaşadıkları kendi coğrafyalarını çok kıymetli görseler de, esasında dünyadaki bazı bölge ve alanlar diğerlerine göre her zaman daha önemli ve değerlidir. Bilhassa küresel devletlerin mutlaka kullanması gereken konuma sahip alanların değeri tarihin hiçbir devrinde azalmamaktadır. Bütün küresel güçlerin bir şekilde hedefi olduğu için bu stratejik alanlarının “Stratejik Hedef Alanlar” olarak isimlendirilmesi gerektiğini daha önceki yazılarında belirtmiştim. Genellikle Stratejik Hedef Alanlarının her birsinin kapısı mahiyetinde, doğal birer veya daha fazla kilit konumunda mekânları da vardır. Stratejik Hedef Alanlara göre çok küçük olan bu mekânlar aynı zamanda o alanların kilitleri mesabesindedirler. Bu statüde olan yerlerin değerinin tam olarak anlaşılması için bu gibi mekânları “Kilitmekânlar” olarak adlandırmıştım. Küresel devletlerin bütün dünyayı ele geçirmeleri veya kontrol edebilmeleri mümkün olmadığı için, küresel rekabetin zaruri kıldığı Stratejik Hedef Alanlarına bir şekilde nüfuz etmeleri gerekmektedir. Küresel bile olsa devletlerin bir alanının tamamını vasıtalı veya vasıtasız bir şekilde elde bulundurma yerine, Stratejik Hedef Alanı kontrol ederek, geçişleri denetime alarak ve alanı bir ev gibi kilitleyecek kilitmekânı veya kilitmekânları elde etmesi yeterli olmaktadır. Küresel devletlerin dünya hâkimiyeti  de, sahib oldukları veya kontrol ettikleri Stratejik Hedef Alanların kilitmekanlarıyla doğru orantılıdır. Zira kilitmekânlar ele geçirilirse Stratejik Hedef Alanların kontrol edilmesi çok kolaylaşmaktadır. Stratejik Hedef Alanları kontrol edenlere büyük avantaj sağlarken rakiblerini dezavantajlı hale sokmaktadır. Soğuk Savaşı’n galibi ve tek kutuplu dünyanın lideri olan ABD de dünyadaki kilitmekanların büyük çoğunluğunu değişik şekillerde kontrol etmektedir. DÜNYADAKİ STRATEJİK HEDEF ALANLARI VE KİLİTMEKANLARI NERESİDİR? 1-Marmara Stratejik Hedef Alanı ve İstanbul ile Çanakkale Kilitmekânları 2-Kızıldeniz Alanı ve Süveyş/Sina ile Babülmendeb/Aden Kilitmekânları 3-Cebeltarık Hedef Alanı ve Kilitmekânı 4-Malay Hedef Alanı ve Malaka İle Sunda Kilitmekânları 5-Merkezî Türkistan Alanı ve Fergana Kilitmekânı 6-Baltık Hedef Alanı ve Danimarka Kilitmekânı 7-İdil/Volga-Yayık/Ural Hedef Alanı ve Kazan ile Astrahan Kilitmekânları 8-Basra Alanı ve Hürmüz Kilit-Mekânı 9-Zengibar Alanı’nında Küresel Rekabet 10-Bering Alanı ve Bering Boğazı Kilit-Mekânı 11-Karayib Hedef Alanı ve Panama Kilitmekânı 12-Merkezi Afrika Alanı ve Çad Gölü Kilitmekânı 13-Kuzey Buzdenizi Hedef Alanı Ve Bering Boğazı, Baffin Körfezi ve Norveç Denizi Kilitmekânları 14-Ümit Burnu Alanı 15-Arafura Alanı ve Torres Boğazı Kilitmekânı 16-Horn Burnu Alanı HÜRMÜZ KİLİTMEKANINDA TARİHTEN GÜNÜMÜZE YAŞANAN KÜRESEL REKABET 1-Basra Alanı ve Sümer, Akad, Birinci Babil, Asur, Med ve İkinci Babil Devletleri Dünyanın en eski devletlerinden biri olarak kabul edilen Sümer Devleti(M.Ö.4000-2000), bugünkü Irak’ın güneyinde Mezapotamya havzasının Basra Körfezi ile birleştiği kısmı merkez alarak kurulmuştu. Basra Körfezi’nin büyük kısmına sahib olan Sümerliler, Basra Alanı’nda hüküm süren ilk güç olmuştu. Sümerlerin varisi olarak Önasya’da gerçek manadaki süper bir güç olan Akad Devleti(M.Ö. 2350–2100)’nin en geniş sınırları dikkatte alındığında,  Basra Körfezi’nin bütün etrafına ve Hürmüz Kilitmekânını sınırlarına dâhil eden yani Basra Alanı’nın tamamına hâkim olan güçtür. Akadlardan sonra Mezapotamya’ta ortaya çıkan büyük güç Birinci Babil Krallığı(M.Ö.1792–1595), Basra Körfezi’nin kuzeyini elinde tutmuş ve Basra Alanı’nı nüfuzuna almıştı.  Kuzey Mezapotamya’da Başkenti Ninova olan Asurlular(M.Ö. 2500–609), Birinci Babil Devleti’nden daha geniş sınırlara sahib olduğu gibi, Basra Alanı’nda da daha büyük kısmını ele geçirmişlerdi. Hatta Sanherib(M.Ö. 705–681) döneminde Basra Körfezi’ndeki adalara da hâkim olmak için bir donanma hazırlayarak Bahreyn adalarını almıştı. Bugünkü İran merkezli ortaya çıkan Med(M.Ö.678–549) Devleti Basra Körfezi’nin doğu kısımlarına sahib olmuş ve Asurlularla Basra Alanı’nda rekabete girişmişti. İskit, Med ve güçlenmeye başlayan İkinci Babil(M.Ö.625–539)’in ortaklığı ile Asurlular M.Ö 612’de ortadan kaldırılmışlardı. Böylece İkinci Babil Devleti Basra Alanı’nda Asurluların varisi olmuş ve Medlerle rekabete başlamıştı. 2-Perslerin Basra Alanı’ndaki Nüfuzu Önasya’da büyük güç olan Medleri M.Ö. 549’da saray darbesi ile yıkan Persler(Ahameniş), M.Ö. 539’da da İkinci Babil Devleti’ni ortadan kaldırarak güçlü bir devlet haline gelmişlerdi.  Kuzeydeki İskitlerin rakibi olan Persler de, Önasya’nın tek hâkimi halline gelmişlerdi.  Basra Körfezi’nin doğu ve kuzey kıyılarını ele geçiren Persler, Basra Alanı’nın büyük kısmına sahib olmuşlardı. Bir dönem Hürmüz Kilitmekânına tamemen hâkim olan Persler, bu alanının tamamına nüfuz etmişlerdi. 3-Makedonların Basra Alanı’na Nüfuzu Balkanlarda bir güç olarak ortaya çıkan Makedonlar, Kuzey Balkanlardaki İskitler karşısında mağlup olunca Marmara Alanı’nı elde etmiş, Anadolu’yu ele geçirmiş ve Persleri defalarca mağlup etmişlerdi. Bugünkü Irak sınırları içinde olan Arbela(Erbil) yakınlarındaki Gaugamela’da M.Ö. 331’de III. Darius’u kesin olarak yenen Makedon Kralı İskender, Persler ortadan kaldırmıştı. Pers topraklarının varisi olan İskender İmparatorluğu sınırlarını Basra Alanı’nı kadar uzatmıştı. Türkistan’ın Fergana vadisinde İskitler karşısında başarısız olan İskender geri dönmüş ve Babil’de M.Ö. 324 yılında ölmüştü. Böylece Basra Körfezi’nin doğu ve kuzey kıyılarını ele geçiren İskender, Basra Alanı’nda büyük bir nüfuza sahib olmuştu. Parçalanan Makedon İmparatorluğu doğu kısımlarında İskender’in komutanı Selevkos(Seleukos) kendi adıyla anılan imparatorluğu(MÖ 321–64) kurmuştu. Bu devlet Basra Alanı’nın doğu ve kuzey kısımlarını kontrole devam etmişti. 4-Part ve Sasanîlerin Basra Alanı’na Girişi Önasya’da MÖ. 247’de kurulan Partlar(Arşaklar), MÖ 141’de Selevkos İmparatorluğu topraklarının tamamını sahib olmuşlardı. Basra Körfezi’nin doğu, kuzey ve Katar dâhil batı sahillerini ele geçiren Partlar, Basra Alanı’nı büyük ölçüde kontrol altına almışlardı. MS 224’de Partları, ortadan kaldıran Sasaniler, Part Devleti’nin varis olmuşlardı. Sasaniler de Basra Alanı’nın tamamına hâkim olmuşlar ve Hürmüz Kilitmekânını da kontrol altına almışlardı. 5-Basra Alanı’nda İslam Devleti ile Emevi/Abbasi Hâkimiyeti Önasya’da Doğu Roma-Sasanî rekabetinin devam ettiği bir dönemde, Hz. Muhammed’in 622’de Medine Şehir Devleti’nin kurulmuş ve on yıl son 632 vefat ettiğindeki Medine merkezli İslam Devleti’ne bugünkü Arabistan, Yemen, Umman, BAE, Bahreyn ve Katar katılmıştı. Böylece Müslümanlar bir siyasi güç olarak ilk çıktıkları dönemde hemen Basra Alanı’nın bütün batı sahillerine sahib olmuşlardı. Bundan dolayı Basra Alanı’nın yeni güç Müslümanlar ile eski güç Sasanîler arasında şiddetli rekabet yaşanmıştı. Dört Halife döneminde(632–661) ise Irak, İran’ın batısını da feth edilmiş ve Basra Alanı tamamen Müslümanların kontrolüne girmişti. Halife İslam Devleti’nde yönetimi eline geçiren Şam Valisi Muaviye’nin kurduğu Emevi Devleti’nde(661–750) olduğu gibi ardılı Abbasiler(750–945) de Basra Alanı Müslümanların hâkimiyetinde kalmıştı.  9. Asırdan itibaren zayıflayan Abbasi Devleti bir nevi konfedaral yapıya evrilmeye başlamış ve Abbasi Halifesi büyük ölçüde manevi hale dönüşmüştü. Büveyhioğullarından Muizzüddevle’nin Bağdat’a 945’te ele geçirmesi ile hem Abbasi devleti sona ermiş hemde Basra Alanı’ndaki Abbasi egemenliğine de nokta konulmuştu. 6-Basra Alanı’nda Selçuklu Hâkimiyeti Abbasilerden sonra Önasya’da büyük güç olarak 1037’de kurulan Selçuklular; 1051’de Şiraz, 1052’de Umman, 1054’de Tebriz, 1055’de Bağdat, 1064’de Kars ve Ani, 1071’den itibaren kademeli olarak Anadolu, 1077–1078’de Suriye ve Kudüs, 1086’da Hicaz ve Yemen’i ele geçirmişlerdi. Böylece Önasya’nın en güçlü devleti haline gelen Selçuklular Basra Alanı’na da hâkim olmuşlardı. Manevi hale getirilen Abbasi Halifeliği’ni de korumasında bulunduran Büyük Selçuklu Devleti(1037–1157) nüfuzunu da genişletmişti. Selçuklular, Asyafrika Hâkimiyet Sahası’nın en büyük gücü haline gelmiş hem Basra Alanı hem de Hürmüz Kilitmekânı’na sahib olmuşlardı. Bundan sonra kısa bir süreliğine Harzemşahlar da Basra Alanı’na doğu kısımlarına hâkim olmuşlardı. 7-Basra Alanı’nda Moğol/İlhanlı Hâkimiyeti Doğu ve Merkezi Asya’da Cengiz Han(1162–1227) tarafından kurulan Moğol Devleti’nin güney sınırları Önasya’ya yaklaştığında, Moğolların bir hedefi de Basra Alanı olmuştu. Baycu Noyan önderliğinde Moğollar, 1243’te Kösedağı’nda Anadolu Selçukluları’nı da yenerek kendilerine bağlamışlardı. Bugünkü İran sınırları içindeki Güney Azerbaycan’ın Tebriz şehrine yerleşen Hülagü komutasındaki Moğollar, 1258’te Bağdat’ı ele geçirmiş manevi Abbasi Halifeliğine de son vermişlerdi. Cengiz Han’ın ölümünden sonra Önasya’da büyük ölçüde İlhanlılar(1256-1335) hâkimiyet sağlamış ve Basra Alanı’nın doğu ve kuzey kıyılarını da egemenliklerine almışlardı. Böylece İlhanlılar bu alanın ya hâkimiyet ya da nüfuzlarına almışlardı. 8-Basra Alanı’nda Karkoyunlu Hâkimiyeti İlhanlıların varisi olarak Önasya’da Başkenti Tebriz olan Oğuzların Karakoyunlu Devleti(1380-1469) güçlü bir ortaya çıkmıştı. Karakoyunlu Devleti’nin sınırlara kabaca; Hazar Denizi’nin güney sahilleri, Kirman-Şiraz-Basra-Urfa-Harput-Güney Kafkasya’yı içine almaktaydı. Basra’dan Hürmüz’e kadar Basra Körfezi sahillerini kontrol eden Karakoyunlular, Basra Alanı’nın büyük kısmanı sahib olmuşlardı. 9-Basra Alanı’nda Timur Devleti’nin Hâkimiyeti Önasya’da Karakoyunlar karşı yine Oğuzlardan Akkoyunlular bir güç olmaya başlarken, Türkistan’da kurulan Semerkand merkezli Timur Devleti(1370-1507) Asya’daki bütün dengeleri değiştirmişti. Timur, kısa sürede bugünkü, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Tacikistan, Doğu Türkistan/Kaşgar, Afgansitan, Pakistan, Kuzey-Batı Hindistan, İran, Irak, Suriye, Türkiye’nin Anadolu kısmı, Azerbaycan, Ermenistan ve Güney Gürcistan’ı eline geçirerek Asyafrika Hâkimiyet Sahası’nın en güçlü devleti haline gelmişti. Yani Karkoyunlu ve Akkoyunlu devletlerinin topraklarını ele geçiren, Osmanlı Devleti’ni 1402’de Ankara Savaşı’nda yenerek kendine bağlamıştı.  Böylece Timur, Basra Körfezi’nin doğu ve kuzey kıyılarına ele geçirmiş Hürmüz Kilitmekânını da kontrol altına amıştı. Ancak kısa sürede büyük başarı gösteren Timur’un 1405’de vefat etmesi üzerine Timur Devleti de zayıflamaya başlamış Önasya’dan büyük ölçüde çekilmişti. 10- Basra Alanı’nında Akkoyunlu Hâkimiyeti Timur Devleti’nin 1405 sonrası Türkistan’a çekilmesi üzerine Oğuzlardan Akkoyunlular(1378-1501) Başkentleri Tebriz ve Diyarbakır olarak Önasya’da bir güç haline gelmişlerdi. Karakoyunluların varisi olan Akkoyunlular, Bakü dâhil Kafkaslarda sınırlarını daha da kuzeye götürdükleri, gibi güneyde de Hürmüz Boğazı’na ele geçirerek Umman’a da nüfuz etmişlerdi. Basra Körfezi’nin doğu ve kuzeyine hâkim olan Akkoyunlular Basra Alanı’nın büyük kısmına hâkim olmuşlardı. 11-Basra Alanı’nda Osmanlı-Safevî Rekabeti Akkoyunlu Devleti’ni 1501’de yıkan Şah İsmail liderliğinde Oğuz Türkleri Safevî Devleti’ni kurmuşlardı. Bu günkü İran, Irak, Ermenistan ve Azerbaycan topraklarını elde tutan Safevîler Basra Alanı’nın doğusuna ve kuzeyine hâkim olmuşlardı. Ancak yine Oğuz Türkleri tarafından 1299’da kurulan küçük Osmanlı Devleti, önce Akkoyunluların sonra da Safevîlerin rakibi olmuştu. 1514 tarihinde yapılan Çaldıran Savaşı’nı kazanan Osmanlılar, Doğu Anadolu-Basra istikametinde ilerlemeye başlamışlardı. Osmanlılar; Musul Kerkük, Bağdad ve Basra’yı doğrudan idarelerine aldıkları gibi Umman’a kadar da nüfuzlarını yaymışlardı. Böylece Basra Alanı Osmanlılar ile Safevîler arasında ikiye bölünmüştü. Safevîlerin yerini alan Afşar Devleti (1736-1804 ) ve Kaçar Devleti (1794-1925) devletleri dönemlerinde de bu sınır pek değişmemişti. Basra Alanı’nda bu rekabet devam ederken Avrupa’dan gelen sömürgeci Portekizliler bütün dengeleri değiştirecek adımı atacaklardı. 12-Portekizlilerin Basra Alanı’na Girme Teşebbüsü ve Osmanlı Savunması 16. yüzyılda Basra Alanı’nda Osmanlı-Safevî rekabeti yaşanırken, 1487’de Ümit Burnu’nu aşan Portekizliler, 1508’de Maskat’ı (Umman) ve 1515’de Hürmüz Kilitmekânı’nı ele geçirerek Basra Körfezi’ne girmişler ve Safevî topraklarının kıyı kısımlarını işgal ederek buralara yerleşmeye başlamışlardı. Daha sonra bugünkü Arabistan’nın sahil kısımlarını da işgale yönelen Portekizlileri Osmanlılar durdurmuştu. Katar, Arabistan’ın Dahran ve Damman şehirleri ve civarlarını içine alacak şekilde Lahsa Beylerbeyliği kurularak, Portekizlilerin işgalini önlenmişti. Portekizlileri Hürmüz Boğazı ve Umman’dan çıkarmak isteyen Osmanlılar, Yemen üzerinden de Hind Okyanusu’na açılmışlar ancak Portekizlileri karşı başarı elde edememişlerdi. Böylece Safevîler zayıfladığı için Barsra’daki mücadele Osmanlılarla Portekizliler arasında sürmeye başlayacaktı. Ancak Osmanlılar, Basra Alanı’ndan Portekizlileri çıkarmada başarılı olamamışlardı. 13-Basra Alanı’da İngiliz Hâkimiyeti Portekizlilerin zayıflamasıyla Basra Alanı’nda biraz nefes alan Osmanlılar, daha güçlü bir sömürgeci devletin buraya gelmesiyle devamlı kayıplar vermeye başlayacaktır. İngilizler, 1622’de Hürmüz Boğazı’nı işgal ederek Basra Alanı’nın kilidine denizden sahip olmuşlar,  1598’de ticarî ilişkiler kurduğu Safevî Devleti’nde nüfuzunu giderek arttırmışlar ve 1652’de de Maskat’ı ele geçirerek, Basra Alanı’nın kilitmekân ve anahtarını ele geçirmişlerdi. Fransızların Basra Alanı’na girişini engelleyen İngilizler, kendileriyla uyumlu çalışan Hollandalıların Hürmüz Boğazı’nın girişindeki Bender Abbas’ı 1667’de ele geçirmelerine müsaade etmişlerdi. Basra Alanı’na tamamen hâkim olmak isteyen İngilizler, Osmanlıların buradaki nüfuzunu devamlı kırarken, kuzeyden Basra Alanı’na yaklaşmak isteyen Ruslara karşı da gerekli tedbirleri almışlardı. 1552’de Kazan Devleti’ni, 1556’da Astrahan Devleti’ni ve 1723'te Bakü'yü işgal eden Ruslar bugünkü İran’da bulunan Güney Azerbaycan’ı ele geçirerek Urumiye Gölü’ne uzanmak istemişlerdi. Rusları Kafkaslardan uzaklaştıramayan Osmanlılar, 1724'te, Ruslar ile İran Mukaseme Anlaşması’nı imzalayarak onların daha fazla ilerlemesini engellemişlerdi. Ruslar, Güney Kafkasya’da kendilerine bir üs kurmak için dağınık olarak yaşayan Ermenileri Azeri Revan Hanlığı’na göçürmeyi ve buradan Anadolu ve Basra Alanı’na doğru ilerlemeyi planlıyorlardı. 1826-1828 arasında Türklerin Revan ve Nahcivan Hanlıklarını işgal eden Ruslar, Güney Azerbaycan’a girerek 14 Ekmin 1827’de Tebriz’i, 28 Ocak 1828’de Urumiye’yi,  8 Şubat’da Erdebil’i işgal etmişlerdi. Rusların Komutanı Paskieviç, Basra Körfezi’nde İngilizlerin elinde bulunan Buşehr( Buşire)’i işgal ederek Basra Alanı’na yerleşmek istiyordu.  Ancak 26 Nisan 1928’de Osmanlı-Rus Savaşı’nın başlaması Paskieviç engellenmiş ve 29 Temmuz 1828’de imzalanan Türkmençay Anlaşması ile Ruslar Güney Azerbaycan’ı boşaltarak, Aras nehrinin kuzeyine çekilmişlerdi. Böylece İngiltere, Rusları Basra Alanı’ndan uzaklaştırmıştı. 1871’de Prusya liderliğinde Almanların bir güç olarak ortaya çıkması kadar Rusları sadece Basra değil Önasya’dan bile uzak tutmaya çalışan İngilizler, artık Almanlara karşı Rusları desteklemeye başlamışlardı. Ancak kendi menfaatlerine aykırı olarak, Rusların Abdülaziz el-Suud ile görüşmelerine tepki göstermişlerdi. Basra Alanı’na iyice yerleşmek isteyen İngiltere, Umman-Basra arasındaki Katar, Bahreyn ve Kuveyt’i kontrol etmiş ve Basra’yı da nüfuzuna almıştı. Osmanlı Devleti, Berlin-Bağdat demiryolunu yaptırmasına rağmen İngilizlerin karşı çıkması dolayısıyla bu demiryolu kendinin Basra Eyaleti’ne yani Basra Körfezi’ne uzatmıştı. Basra Alanı üzerinde İngiltere o kadar hassas davranıyordu ki, Basra Osmanlı toprağı olmasına rağmen 2. Abdülhamid’in buraya tren yolu yapmasına müsaade etmiyordu. Birinci Dünya Savaşı arifesinde İngiltere ile Rusya her alanda işbirliğine başlamış, 31 Ağustos 1907, İngiliz ve Rus dışişleri bakanlarının imzaladığı Petersburg Antlaşması ile İngilizler, Afganistan-Rus Çalığı sınırından Yezd ve oradan Isfahan ve Kirmanşah şehirlerinin kuzeyinden geçerek Osmanlı sınırına ulaşan hattın kuzeyindeki Kaçar Devleti’nin topraklarını Rus nüfuzuna bırakmışlardı. Almanlara karşı beraber savaşa girecek olmalarına rağmen İngiltere, Rusları yine de Basra Alanı’na yaklaştırmamıştı. Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Devleti yenilince, İngilizler, bugünkü Irak toprakları dâhil Arabistan yarımadasına el koymuştu. İkinci Dünya Savaşı’na kadar Basra Alanı değişik şekillerde de olsa İngilizlerin kontrolünde kalmıştı. 14-Basra Alanı’nda ABD-Sovyet Rus Rekabeti İkinci Dünya Savaşı’nın ikinci kısmında, İngiltere ile Sovyet Rusya, İran’a ortaklaşa kontrol etmişlerdi.  Savaşı galip olarak bitiren Sovyet Rusya, Aralık 1945’te Güney Azerbaycan Cumhuriyet ile 22 Ocak 1946’da Kürt Mahabad Cumhuriyeti kurdurmuştu. Kurulacak bu iki cumhuriyet ile Basra Alanı’na iyici yaklaşan Sovyet Ruslardan rahatsız olan yeni küresel güç ABD, bu cumhuriyetleri ortadan kaldırmak için harekete geçmişti. ABD karşı tavır alması üzerine Sovyetler geri adım atmış ve bu cumhuriyetler 1946’da ortadan kaldırılmıştı. Bu faaliyetleri Sovyet Rusya’nın Önasya’ya yerleşmesini engellemek için yapan ABD, Türkiye ile Irak arasında, 24 Şubat 1954 tarihinde Bağdat Paktı’nın kurulmasını desteklemişti.  Bu pakta; 4 Nisan’da, Güney Yemen, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar gibi ülkeleri elinde tutan İngiltere, 23 Eylül’de Pakistan ve 3 Kasım 1955 tarihinde İran da katılmıştı. Böylece ABD, Basra Alanı’na Sovyet Rusların girişini engellemişti. Irak’ın 24 Mart 1959’da Bağdat Paktı’ndan çekilmesi ile Basra Alanı’nda ABD etkisi yara alsa da ABD’nin Basra Alanı’ndaki üstünlüğü devam etmiştir. 15-Basra Alanı’nda ABD Hâkimiyeti ve Çin’in Teşebbüsleri ABD-Sovyet Rusya liderliklerinde gerçekleşen Soğuk Savaş dönemi biterken Basra Alanı’ndaki rekabet farklı bir şekle dönüşmüştü. 1970’lerin sonlarında fiilen Soğuk Savaş hitama ererken, ülkedeki Komünistler ile iyi ilişkileri olan Humeyni, ABD’nin destekli İran rejimini 1979 tarihinde yıkmıştı. Basra Alanı için önemli olan İran’ın ABD’nin aleyhine geçmesi üzerine, Irak’ın lideri Saddam Hüseyin harekete geçirilerek bir dengelenme yapılmıştı. İran’da Şii iktidarın Irak’taki Şiileri etkileyeceğini gören Saddam, İran’da Arabların yaşadığı Basra Körfezi’deki Huzistan’a özerklik istemiş ve daha da ileri giderek 1988 yılına kadar sürecek Irak-İran Savaşı’nı başlatmıştı. Bu arada Sovyet Rusya’nın çöküşü 1991’de tamamlanırken, ABD, Saddam’ın Kuveyt’i işgali bahanesi ile 1991’de Basra Körfezi’ne asker sevketmiş, Irak kuvvetlerini Kuveyt’ten çıkarmış ancak kendisi Basra Alanı’na iyice yerleşmişti. ABD Başkanı George W. Bush; 11 Eylül 2001’de ABD’deki terör eylemi üzerine İran, Irak ve Kuzey Kore’yi Şer Ekseni diye tarif etmiş ve 20 Mart 2003’de başlatılan askeri hareket ile de ABD, Irak’ı işgal etmişti. Daha sonra İran’ın Şiilik vasıtası Basra Alanı’ndaki nüfuzunu iyice arttırması, Suudi Arabistan, BAE, Katar, Kuveyt ve Bahreyn’in ortak bir cebhe oluşturmasına yol açmış ve ABD’nin işini daha da kolaylaştırmıştır. Basra Alanı’na ABD’nin iyice yerleşmesi üzerine bir iktisadi güç olarak ortaya çıkan ve ABD karşıtlarınca desteklenen Çin Halk Cumhuriyeti, Basra Alanı’na girmeye başlamıştı. Şöyle ki, ÇHC’nin stratejik hamlelerinden birisi olan Kuşak Projesi’nin Güney Kuşak Hattı ise Çin-Güney Türkistan-Kuzey İran(Horasan-Güney Azerbaycan)-Türkiye-Balkanlar- Batı Avrupa’ya ulaşmaktadır. ABD karşıtı ÇHC ile İran bir müttefik haline gelirken, Çinliler de Basra Alanı’na kolayca girmiş olmaktadırlar. RF ile de iyi ilişkiler geliştiren ÇHC; Hint Okyanusu-Basra Körfezi-Hazar Denizi-RF Uluslararası Kuzey-Güney Transport Koridoru(International North-South Transport Coridor/INSTC)’nun açılmasına destek vermiş ve Nisan 2017’de ciddi adımlar atılmıştı. Bu yol; Hindistan’ın Bonbay/Mumbai şehrinden Basra Körfezi’ndeki İran’ın Bender Abbas limanına, ordan demiryolu ile Hazar Denizi’ndeki İran’ın Bender Anzaili’ye ulaşacak, Hazar Deniz yolu ile RF’nun Astrahan şehrine varacak, oradan demiryolu da kullanılarak Batı Avupa’ya ulaşacaktı. Bu yeni ulaşım koridoru çalışmalarına hız verildiği sırada İran’nın Basra Körfezi kıyısındaki Arapların yaşadığı Huzistan/Ahvaz şehrinde 25 Mart 2018’de geçit töreni sırasındaki saldırıda 24 asker ölmüştü. Bu olayın Basra Alanı’ndaki rekabetle ilişkili olduğu açıktır. Basra Alanı’na her vasıta ile varlığını korumaya çalışan ABD’ye karşı ÇHC de ticari vasıtalarla etkinliğini arttırmaktadır.  Mesela Çin, Kuveyt’e ait adaları kiralayarak Basra Alanı’nın en stratejik noktalarından birisine yani İran, Irak, Kuveyt ve Suudi Arabistan sınırların yakın olduğu bir mekâna yerleşmek istemektedir. Buna karış ABD de yeni bir strateji geliştirmiştir. ABD’NİN YENİ STRATEJİSİNDE HÜRMÜZ KİLİTMANINI YERİ ÇHC’nin 2013 yılında Bir Yol Bir Kuşak Projesi ile küresel liderlik için rekabette girdiğini ilan etmesinden sonra, küresel hâkimiyetini kaybetmek istemeyen ABD, yeni stratejini de yeni rakibe göre tasarımlamak zorunda kalmıştı. ÇHC’nin dört kademeli; 1-Güçlü Disiplinli/Totaliter Merkezi Yönetim. 2-Etrafı İle Entegrasyon. 3-Dünya ile İktisadi İşbirliği. 4- Bir Yol Bir Kuşak Projesi Vasıtasıyla Küresel Nüfuz ve Hâkimiyet stratejisine karşı;  ABD de yeni stratejisini kendi Merkezi Alanı Tanzim, her yerde rekabet ve savaş yerine Kilitmekanları Kontrol, tek başına ÇHC ile savaşı kazanamayacağı için Muharib Devletler Oluşturma ve ÇHC’ni Tahrip için de dahilinde, etrafında ve küresel ölçekte bir karşı harekât başlatmak olarak belirlemişti. ABD, bu yeni stratejisini; 2018 senesinden itibaren, iktisadi alanda " haksız ticaret uygulamaları" yaptığı gerekçesiyle ÇHC’ni hedef alarak ve ÇHC’ni askeri alanda çevrelemek için de Pasifik Komutanlığı’nı 30 Mayıs 2018’te, Hint-Pasifik Komutanlığına dönüştürerek uygulamaya başlamıştı. Ayrıca ABD, ÇHC’nin müttefiklerini etkisiz hale getirmek için de faaliyete başlamıştı. ÇHC’nin Önasya’daki müttefiki İran’ı etkisizleştirmek isteyen ABD, yeni strateji çerçevesinde İsrail’i bir muharip devlet olarak kullanarak onun İran’a saldırısının önünü açmıştı. İsrail, Gazze saldırıları sırasında, kendisi için tehlike gördüğü İran'ın nükleer kapasitesini ortadan kaldırmak amacıyla, 13 Haziran 2025’de, İran topraklarında çok sayıda noktaya ani hava saldırısı düzenlemiş, İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakiri, üst düzey komutanları ve nükleer bilim insanlarını öldürmüştü. İran da İsrail’e füze saldırıları düzenlemişti. Ancak bütün saldırılarına rağmen İsrail, İran’ın nükleer kapasitesini imha edemeyince ABD harekete geçmiş ve 22 Haziran 2025’te ABD,  Amerika Birleşik İsrail'in yanında savaşa katılmış, Fordow, Natanz ve Isfahan’daki üç nükleer tesisini B-2 bombardıman uçaklarıyla vurmuştu. Yani muharip olarak kullandığı İsrail yetmeyince doğrudan ABD devreye girmişti. Ancak 13-24 Haziran 2025 arası devam eden saldırılarda Basra Alanı’na ve Hürmüz Kilitmekanı gündeme gelmemişti. ÇHC’ne her mekânda karşılık vermenin zorluğundan dolayı, ABD’nin farklı bir strateji takip ederek dünyadaki Kilitmekanları kontrol etmeyi hedeflediği adım attığı gün begün açığı çıkmaktadır. Yeni rakibinin stratejisi dolayısıyla, ABD’nin Dünyanın Stratejik Hedef Alanları’ na bile hakim olmayı bırakarak, 2021 yılında Biden’ın başkanlığı döneminde Babülmendeb Kilitmekanı örneğinde olduğu gibi, enerjisini esas olarak bu alanların Kilitmekânlarında kullanmaya başlamıştır. ÇHC destekli İran’ın Basra Stratejik Alanı’nda etkisini kırmak isteyen ABD, körfez ülkelerine yakın ilgi göstermeye başlamış, İsrail’in 9 Eylül 2025’de Hamas müzakere heyetine yönelik saldırıdan sonra ABD Başkanı Trump imzaladığı bir kararnamede “ ABD’nin politikası Katar’ın güvenliğini ve toprak bütünlüğünü dış saldıra karşı garanti altını almaktır ” ifadesine yer vermişti. 11 Ekim 2025’te daha da ileri bir adım atan ABD, Katar ile Katar Hava Kuvvetlerinin ABD’nin Idaho eyaletinde Elmore County’deki Mountain Home Hava Üssü’nde askeri tesis kurması hakkında bir anlaşma imzalamıştı. Bu esasında ABD’nin Katar’ı kendisine daha fazla bağlama çalışmalarının bir parçası olmuştu. Körfezin belirleyici ülkesi Arabistan ile de ilişkilerini sıkılaştıran ABD, 19 Kasım 2025’de Suudi Arabistan Stratejik Savunma Anlaşması'nı imzalamıştı. Trump’ın ikinci başkanlığı döneminde, Panama Kilitmekanı’nın işletmesinden ÇHC’nin şirketini uzaklaştıran, Grönland üzerinden Baffin Körfezi ile Norveç Denizi Kilitmekânlarında nüfuzunu arttıran, Gazze dolayısıyla Süveyş Kilitmekanı’nın Asya tarafına yerleşmeye başlayan ABD’nin diğer kilitmekanlara yönelmesi yeni strateji çerçevesinde yapması gereken bir icraattı. Ancak bu yoğunlaşacağı kilitmekanın neresi olacağı hakkında, devamlı konuşan Trump bile hiçbir ipucu vermemişti. Hatta 28 Şubat 2026’da, ABD-İsrail güçlerinin İran’a saldırmalarından sonra İran Devrim Muhafızları Hürmüz Boğazını kapattıklarını ilan etmelerine rağmen ABD’den ciddi bir tepki gelmemişti. Hürmüz, savaşın başlamasından 10 gün son bizzat Başkan Trump tarafından gündeme getirilmişti.  Trump, " Eğer herhangi bir nedenle mayın yerleştirilmişse ve bunlar derhal kaldırılmazsa, İran için askeri sonuçlar daha önce hiç görülmemiş bir seviyede olacaktır. Öte yandan, yerleştirilmiş olabilecek mayınları kaldırırlarsa, bu doğru yönde atılmış dev bir adım olur " demesi Hürmüz’ü dünya gündemine oturtmuştu. Esasında ABD, Hürmüz Kilitmekanı’nı kontrol için zemin çalışmalarına çoktan başladığı, buraya çok yakın bir konumda olan ve İran’ın önemli bir deniz üssü bulunan Bender Abbas şehrinde yaptığı tahripten anlaşılmaktadır. Hürmüz Boğazı’nın kuzey tarafındaki kıyıları elinde bulunduran İran’ı etkisiz hale getirmeye çalışıldığı Trump’ın, 14 Mart 2026’da, " Amerika kıyı şeridini yerle bir edecek ve İran gemilerini denizde batırmaya devam edece "kleri ve mutlaka Hürmüz Boğazı’nın en kısa sürede " açık, güvenli ve serbest " hale getirileceği ifadeleriyle ortaya konmuştu. ABD Enerji Bakanı Chris Wright 15 Mart 2026’da “ İran, 47 yıldır Hürmüz Boğazını tehdit ediyor… İran’ın tehdit kapasitesini bitirmek için hareket geçmek gerekiyordu ” ifadesi ABD’nin Hürmüz Kilitmekanı’nı çok uzun süredir gündemine aldığını ve Hürmüz’ü kontrol etmeyi planladıklarını ortaya koymuştur. Hürmüz’e nasıl yerleşeceklerinin ipuçlarını da Trump’ın, " umarız bu yapay kısıtlamadan etkilenen Çin, Fransa, Japonya, Güney Kore, Birleşik Krallık ve diğerleri gemilerini Hürmüz Boğazı'na gönderirler ki, burası tamamen başsız kalmış bir ülkenin tehdidine maruz olmayı sürdürmez " ifadelerinde mevcuttur. Yani ABD, kendi liderliğinde Hürmüz’de bir güvenlik yapısı kurmak için harekete geçmişti. Bu konuda NATO’dan faydalanmak isteyen Trump, olumsuz cevap alınca da 16 Mart 2026’da, " Hürmüz Boğazı'nın açılmasına yardım etmezlerse NATO'yu kötü bir gelecek bekliyor ” diye tehditte bulunmuştu. Hürmüz Boğazı’nın güvenliği için için 7 ülkeyle temas kurduklarını belirten, Hürmüz’den geçen petrolün büyük bölümünü kullanan ülkelere iş birliği çağrısı yapan Trump, “ Çin’e de ortaklık teklif ettiklerini ” söylemişti. ABD’nin bu tavrına karşı, İngiltere Hürmüz’ün güvenliği sağlamak " her türlü seçeneği " değerlendirdiklerini, Fransa Cumhurbaşkanı Macron, “ Hürmüz Boğazı'nın kademeli olarak açılması için konteyner gemilerine ve tankerlere eşlik edecek, tamamen barışçıl ve savunma amaçlı bir misyon oluşturmayı planladıklarını ” bildirmişti. AB de “ Hürmüz Boğazı'nın açık tutulması için Ukrayna'dan tahılın çıkarılmasını sağlayan Karadeniz Tahıl Girişimi benzeri bir çözüm önerisi ”inde bulunmuştu. ÇHC Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lin Cien ise ; " Çin, bir kez daha tüm taraflara askeri operasyonlara son verme, gerilimi daha fazla yükseltmekten kaçınma ve bölgesel kargaşanın küresel ekonomik büyümeye daha büyük bir darbe vurmasını engelleme çağrısı yapıyor " açıklaması ile çekimser bir tavın ortaya koymuştu. SONUÇ Bilinen tarihin bütün dönemlerinde bölgesel büyük devletler veya küresel ölçekteki bütün devletler Basra Stratejik Hedef Alanı ve bilhassa bunun Hürmüz Kilitmekanı’na hakim olmuş veya en azından kontrol etmiştir. Tek kutuplu dönemde Hürmüz Kilitmekanı’nı kontrol eden ABD, ÇHC’nin 2013’den itibaren küresel bir güç olmak için hareket etmesi ve Hürmüz Boğazı’nın kuzey sahillerini elinde bulunduran İran ile ittifak kurması, Körfez ülkeleri ile sıkı işbirliklerine gitmesi dolayısıyla burada kontrolü kaybetmeye başlamıştı. Yeni stratejisini ÇHC’ne karşı şekillendiren ABD, kendisinin karşısına küresel güç olarak çıkacak olan ÇHC’in Hürmüz’e hakimiyet kurmasını ve bu kilitmekanı kontrol etmesini önlemek için hareket geçmiştir. Önce ÇHC’nin müttefiki İran’a etkisiz hale geçirmek için iki defa İsrail’le beraber saldırı düzenlemiş ve İran zayıflayınca da Hürmüz Kilitmekanı’nda kontrolü yeniden ele geçirmek için harekete geçmiştir. Dünyadaki petrolün %20’sinin taşındığı Hürmüz Boğazı’nın en dar yeri 33 kilometre genişliğinde olup kuzey kıyıları İran güney kıyıları ise Umman’a aittir. Oldukça sığı Hürmüz Boğazı’nın geni geçişine uygun olan şeridin genişliği ise 3 kilometre olup, bu deniz geçiş koridoru Umman’ın Münhasır Ekonomik Bölgesi içindedir. Ancak savaş durumunda coğrafi konumu dolayısıyla İran’ı oldukça avantaj sağlamakta, deniz koridorunun dar olması dolayısıyla gemiler, insansız hava araçları, İnsansız Deniz Sistemleri, mayınlar hatta top atışlarının hedefi haline gelmektedir. ÇHC’nin müttefiki İran vasıtasıyla Hürmüz Kilitmekanı’nı kontrol altına alacağını düşünen ABD, İran’ın Hürmüz Boğazı’na yaptığı saldırılarla fiilen kapatmasını bir bahane olarak kullanarak Hürmüz Kilitmekanı’nda nüfuz kazanmayı hedeflemiştir. Bunun için de Hürmüz Boğazı’da gemilerin serbestçe seyahat etmesini gerekçe göstererek, kendi liderliğinde Hürmüz Boğazı Güvenlik Komisyonu kurmak, yani Hürmüz Kilitmekanı’nın anahtarını ele geçirmek, için çalışmalarını devam ettirmektedir. Tabi bu komisyonun görev bölgesi sadece Hürmüz Boğazı değil, bu boğazın etrafındaki Umman, Birleşik Arap Emirlikleri ve İran’dan bazı toprakları içine alacak ve bu bölgenin silahsızlandırılması büyük bir ihtimalle yapılacak ABD-İran anlaşmasında yerini bir şekilde alacaktır. Küresel rekabet yöneyle de, ÇHC’ni durdurmak isteyen ABD, ÇHC’nin Bir Yolu’nu Hürmüz Kilitmekanı’nda kesmeyi hedeflemektedir. *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. hürmüz kilitmekan ABD STRATEJİ Prof. Dr. Ali Arslan, Independent Türkçe için yazdı Prof. Dr. Ali Arslan Salı, Mart 17, 2026 - 09:15 Main image:

Fotoğraf: AA

TÜRKİYE'DEN SESLER Type: news SEO Title: 'Hürmüz kilitmekanı'nın küresel rekabette ve ABD’nin yeni stratejisindeki yeri copyright Independentturkish: