ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları Ortadoğu’da yeni bir savaş riskini büyütürken, Hürmüz Boğazı çevresinde yükselen gerilim küresel enerji piyasalarını da sarsıyor. Petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki artış, Avrupa’da sanayi üretiminden seçim kampanyalarına kadar birçok alanda yeni bir kriz tartışmasını beraberinde getiriyor. Hürmüz gerilimi uluslararası enerji piyasalarını etkiliyor ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik başlattığı saldırılar bölgesel bir savaşa dönüşürken, çatışmaların en önemli sonuçlarından biri enerji piyasalarında yaşanan yeni dalgalanma oldu. Washington ve Tel Aviv yönetimleri İran’daki askeri hedefler ile enerji altyapılarına yönelik saldırılarını sürdürürken, İran da misilleme saldırıları düzenledi ve Basra Körfezi’ndeki enerji ticaretinin kalbi sayılan Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatma tehdidinde bulundu . Dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte biri bu dar geçitten taşınıyor. Bu nedenle Hürmüz’de yaşanacak herhangi bir kesinti, petrol ve doğalgaz fiyatlarını kısa sürede yukarı çekerek küresel ekonomiyi doğrudan etkiliyor. İran yönetiminin enerji ticaretinde dolar yerine yuan gibi alternatif para birimleriyle işlem yapılmasına açık olduğunu açıklaması da krizin yalnızca askeri değil, aynı zamanda finansal boyutunu büyüttü. ABD Başkanı Donald Trump ise Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin yeniden açılması için müttefik ülkelere savaş gemileri gönderme çağrısında bulundu. Hürmüz Boğazı Avrupa, ABD’nin çağrısına mesafeli yaklaşıyor Ancak Avrupa ülkelerinin önemli bir bölümü Washington’un bu çağrısına mesafeli yaklaştı. Avrupa hükümetleri bir yandan enerji akışının kesilmesinden kaygı duyarken, diğer yandan Ortadoğu’da daha geniş bir savaşa doğrudan dahil olmanın yaratacağı risklerden kaçınmaya çalışıyor. Avrupa Birliği dışişleri bakanları, Hürmüz Boğazı’na yönelik askeri bir misyona katılma konusunda isteksiz olduklarını ortaya koydu. AB’nin ticari gemileri korumak amacıyla yürüttüğü Aspides deniz koruma görevinin Hürmüz Boğazı’nı da kapsayacak şekilde genişletilmesine yönelik güçlü bir destek oluşmadığı ifade edildi. İngiltere, Almanya, Fransa ve İtalya gibi Avrupa’nın en büyük askeri güçleri de ABD’nin çağrısına yanıt vermeye yanaşmadı. Avrupa liderleri, savaşın daha geniş bir bölgesel çatışmaya dönüşmesinden endişe ettiklerini ve bu nedenle diplomatik çözüm arayışını öne çıkardıklarını vurguladı. Bazı Avrupa hükümetleri ise daha açık ifadeler kullandı. Bu çatışmanın “ABD ve İsrail’in tercih ettiği bir savaş” olduğunu savunan çevreler, NATO’nun müdahale etmemesi gerektiğini ileri sürdü. Böylece Avrupa ile ABD arasında enerji ve güvenlik politikaları açısından yeni bir gerilim alanı daha oluştu. Avrupa’nın enerji kırılganlığı: Rus gazı sonrası yeni şok Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında Rus enerji ithalatının büyük ölçüde kesilmesi, Avrupa ekonomisinde zaten ciddi bir enerji şoku yaratmıştı. ABD-İsrail saldırılarının ardından Hürmüz Boğazı çevresinde ortaya çıkan yeni risk ise enerji piyasalarındaki kırılganlığı daha da artırıyor. Avrupa Birliği’nde sanayi sektörü toplam enerji tüketiminin yaklaşık dörtte birini oluşturuyor. Ancak bu tüketim özellikle birkaç ağır sanayi kolunda yoğunlaşıyor: Kimya ve petrokimya, Demir-çelik, Çimento ve yapı malzemeleri, Kağıt ve selüloz, Alüminyum ve diğer metaller. Bu sektörlerde enerji maliyetleri bazı durumlarda toplam üretim maliyetinin yüzde 40’ına kadar çıkabiliyor. Bu nedenle doğalgaz ve elektrik fiyatlarındaki artış, Avrupa sanayisinin uluslararası rekabet gücünü doğrudan etkiliyor. Enerji fiyatlarındaki yükseliş özellikle gübre üretimi, alüminyum ve çelik sektörlerinde bazı tesislerin faaliyetlerini geçici olarak durdurmasına ya da üretim kapasitelerini azaltmasına yol açtı. Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında yaşanan enerji kırılması henüz tam olarak aşılmamışken, Hürmüz çevresinde ortaya çıkan yeni risk Avrupa açısından ikinci bir şok ihtimalini gündeme taşıdı. Almanya sanayiyi korumaya çalışıyor Enerji krizinin ekonomik etkilerinin en yoğun hissedildiği ülkelerden biri Almanya oldu. Uzun yıllar Rus gazına bağımlı olan Alman sanayisi, savaş sonrası dönemde hızla artan enerji maliyetleriyle karşı karşıya kaldı. Şansölye Olaf Scholz hükümeti bu süreçte enerji fiyatlarını sınırlamak ve sanayiyi desteklemek amacıyla yüz milyarlarca avroluk destek paketleri açıkladı. Alman hükümeti ayrıca sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) terminalleri inşa ederek enerji tedarikini çeşitlendirmeye yöneldi. Berlin yönetiminin önceliği, özellikle kimya, çelik ve metal sektörlerinde üretimin devamını sağlamak ve sanayi istihdamını korumak oldu. Ancak Almanya’da enerji krizi yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasi bir tartışma haline de gelmiş durumda. Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, saldırıya uğrayan ülkeye karşı yaptırımları destekliyor; ancak Hürmüz Boğazı’nı açmak için İran’a karşı yürütülecek bir savaşa Almanya’nın katılmasını reddediyor. Saksonya-Anhalt Başbakanı, Almanya Hristiyan Demokrat Birliği (CDU) üyesi Sven Schulze ise enerji vergisinde indirim çağrısında bulundu. Federal hazinenin petrol fiyat krizinden kâr etmemesi gerektiğini söyleyen Schulze, yakıt vergisine tavan limiti uygulanmasını savundu. Bavyera Başbakanı, Bavyera Hristiyan Sosyal Birliği (CSU) üyesi Markus Söder de Almanya’nın nükleer enerjiye geri dönmesi gerektiğini savunuyor. Söder, Bavyera’da küçük ölçekli bir nükleer santral ile deneme yapılmasını önerdi. Rusya'dan Avrupa'ya uzanan Kuzey Akım boru hattı Fransa nükleer enerjiye yöneliyor Fransa enerji krizine karşı farklı bir strateji izliyor. Elektrik üretiminde nükleer enerji önemli bir yer tuttuğu için ülke, bazı Avrupa ekonomilerine göre daha avantajlı bir konumda bulunuyor. Emmanuel Macron hükümeti yeni nükleer reaktör projelerini hızlandırmayı ve enerji üretim kapasitesini artırmayı planlıyor. Paris yönetimi aynı zamanda elektrik fiyatlarına yönelik devlet müdahaleleri ile hane halkı üzerindeki maliyet baskısını azaltmaya çalıştı. Yunanistan: Enerji bağımlılığı ve nükleer tartışması Yunanistan, enerji üretiminde büyük ölçüde doğalgaza bağımlı olduğu için Avrupa Birliği içinde en yüksek elektrik fiyatlarının görüldüğü ülkelerden biri haline geldi. Enerji Bakanı Stavros Papastavrou ile Başbakan Kiryakos Miçotakis’in son açıklamaları, Yunanistan’ın enerji politikasında yeni bir yön arayışına girdiğini gösteriyor. Yunanistan basınında yayınlanan değerlendirmelerde ise enerji politikalarının sonuçları tartışılmaya devam ediyor. 902.gr sitesinde yayımlanan bir makalede, Yunanistan’ın Fransa ile nükleer enerji alanında işbirliğine yönelmesinin yalnızca enerji politikasıyla sınırlı olmadığı, aynı zamanda askeri ve stratejik sonuçlar doğurabilecek bir yönelim olduğu savunuluyor. Aynı değerlendirmede, geçmişte ülkenin yerli ve ucuz enerji kaynağı olan linyit kömür santrallerinin kapatılmasının, Yunanistan’ı pahalı ithal doğalgaza bağımlı hale getirdiği belirtiliyor. Hollanda ve Belçika: Avrupa enerji piyasasının düğüm noktası Hollanda ve Belçika, Avrupa enerji piyasasında yalnızca lojistik merkezler değil, aynı zamanda enerji fiyatlarının ve tedarik zincirinin düğüm noktaları olarak öne çıkıyor. Avrupa doğalgaz piyasasında fiyatların büyük bölümü Hollanda merkezli (TTF) gaz ticaret piyasasında belirleniyor. Avrupa’daki birçok gaz sözleşmesi bu piyasadaki fiyatlara göre yapılıyor. Bu nedenle TTF’de yaşanan ani fiyat sıçramaları, Avrupa genelindeki enerji fiyatlarını doğrudan etkiliyor. Rotterdam Limanı ise Avrupa’nın en büyük petrol ve sıvılaştırılmış doğalgaz giriş kapılarından biri konumunda. Ortadoğu ve ABD’den gelen enerji tankerlerinin önemli bir bölümü önce burada boşaltılıyor, ardından Avrupa’nın iç bölgelerine dağıtılıyor. Belçika’daki Antwerp Limanı ise Avrupa’nın en büyük petrokimya sanayi merkezlerinden biri. Buradaki rafineriler ve kimya tesisleri enerji fiyatlarındaki artıştan doğrudan etkileniyor. Enerji krizlerinde ortaya çıkan sıkışma tam da bu merkezlerde hissediliyor: Enerji fiyatları burada belirleniyor, Enerji Avrupa’ya bu limanlardan giriyor, Sanayi için gerekli gaz ve petrol burada dağıtılıyor. Bu nedenle fiyat şokları ve tedarik sorunları ilk olarak bu merkezlerde hissediliyor, ardından kısa sürede bütün Avrupa ekonomisine yayılıyor. Rotterdam Limanı Danimarka’da enerji krizi seçim kampanyasının merkezine yerleşti Hürmüz Boğazı’ndaki enerji taşımacılığının durma noktasına gelmesinin ardından Danimarka’da bir hafta gibi kısa bir sürede kurşunsuz benzin fiyatı yaklaşık yüzde 5, dizel yakıt fiyatı ise yüzde 17 arttı. Uçak yakıtı fiyatlarındaki artışın da etkisiyle havayolu şirketi İskandinavya havayolları (SAS), uçuş fiyatlarına zam yapma kararı aldı. Enerji Bakanı Lars Aagaard, 11 Mart Çarşamba günü Danimarka Krallığı vatandaşlarına, mecbur kalmadıkça kişisel araçlarını kullanmamaları yönünde çağrıda bulundu. Aagaard, yakıt tüketiminde tasarrufa gidilmesi halinde Danimarka’nın enerji rezervlerinin daha uzun süre korunabileceğini söyledi. Savaşın etkisi akaryakıt fiyatlarına kısa süre içinde yansımışken, Danimarka’nın doğalgaz ithal ettiği Katar’a ait iki gaz tesisinin vurulmasının ardından küresel enerji krizinin etkisinin Danimarka Krallığı genelinde daha da derinleşmesi bekleniyor. Danimarka Krallığı, Başbakan Mette Frederiksen’in 26 Şubat 2026’da yaptığı çağrıyla 24 Mart’ta erken seçime gitme kararı almıştı. Küresel krizin doğrudan tüketicinin cebine yansıması, kaçınılmaz olarak düzen partilerinin seçim kampanyalarına ve Danimarka’daki güncel siyasi tartışmalara da yansıdı. Danimarka ulusal kanalı DR’nin haber sitesinde yayınlanan makaleye göre, Danimarka Halk Partisi, Danimarka Demokratlar Partisi ve Yurttaşlar Partisi kampanyalarında akaryakıta uygulanan vergiyi düşürme vaadinde bulunurken, Ilımlılar Partisi bu vaatleri popülizm olarak nitelendirerek eleştirdi. Dışişleri Bakanı Lars Løkke Rasmussen ise 16 Mart’ta Brüksel’de düzenlenen AB Dışişleri Bakanları toplantısına katılımı öncesinde, “Bu savaşı istemedik ve gerilimin azaltılması çağrısında bulunduk, ancak bununla birlikte çözüme nasıl katkı sunabileceğimizi de değerlendirmemiz gerekecek” dedi. Danimarka Krallığı, 2024 yılının Şubat ayında Husi isyancılara karşı başlatılan ve AB üyesi ülkelere ait ticari gemilerin korunmasını amaçlayan Aspides Denizcilik Koruma Misyonu’nun ortakları arasında yer alıyor. AB üyesi ülkelerin dışişleri bakanları da söz konusu toplantıda, Hürmüz Boğazı’nın yeniden deniz ticaretine açılması için misyonun yetkilerinin genişletilip genişletilmeyeceğini değerlendirmek üzere bir araya geldi. Aspides’in Hürmüz Boğazı’nı kapsayacak şekilde genişletilmesine ilişkin nihai karar ise henüz açıklanmadı. Enerji krizi Avrupa’nın ekonomik modelini sorgulatıyor Ortadoğu’daki savaşın enerji piyasalarında yarattığı yeni belirsizlik, Avrupa’da daha geniş bir tartışmayı tetikledi. Enerji üretimi ve ticaretinin piyasa mekanizmasına bırakıldığı mevcut sistemde, jeopolitik gerilimler ve savaşlar doğrudan milyonlarca insanın yaşam maliyetini belirliyor. Avrupa sanayisi yüksek enerji maliyetleri altında rekabet gücünü korumaya çalışırken, hükümetler de hem ekonomik hem de siyasi sonuçları ağır olabilecek yeni bir enerji krizine karşı hazırlık yapıyor. Hürmüz Boğazı etrafındaki gerilim büyürken Avrupa’nın temkinli tutumu da bu nedenle dikkat çekiyor. Çünkü birçok çevre, Ortadoğu’daki savaşın askeri sonuçlarından çok ekonomik sonuçlarının Avrupa açısından daha ağır olacağı görüşünü dile getiriyor.