Şeyh Nurullah Seyda el-Cezerî (ö.12.05.1985), Şeyh Seyda’nın oğludur. 1949 yılında doğmuş, 1985 yılında 36 yaşında iken Nusaybin yolunda geçirdiği şüpheli bir trafik kazası sonucu hayatını kaybetmiştir. Gerçek bir âlim ve kâmil bir mürşit olarak bilinmektedir. Şeyh Seyda’nın en büyük halifelerinden birisi olan ve bölgede müderrisliği ile meşhur olan Şeyh Fahreddin Arnasî’den ilmî icazetname alan Şeyh Muhammed Nurullah, öte yandan Musul âlimlerinden Şeyh Muhammed Salih’ten de Tecvîd icazetini de almıştır. Bu olgu, medreselerde ihmal edilen Tecvîd ilmine bakışını göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Şeyh Seyda, 1968 yılı Ramazan bayramından sonra "benden sonra şeyhiniz, Nurullah'tır. Çünkü onu hem zâhir hem de bâtında imtihan ettim. İmtihanda başarılı oldu" giyerek çocuklarına vasiyette bulunmuş ve kısa süre sonra vefat etmiştir. Bu vasiyet üzerine Şeyh Seyda'nın yerine henüz 20 yaşında olan Şeyh Muhammed Nurullah geçmiştir. Cizre’deki medresede eğitim gören talebelerin aldıkları ilmî icazetnamelerin ulusal ve uluslararası üniversitelerde değerlendirilmesini sağlamak amacıyla girişimlerde bulunan Şeyh Muhammed Nurullah bu bağlamda 1985 yılında Suûd-i Arabistan’ın Mekke şehrinde bulunan Ümmü’l-Kura Üniversitesi Rektörüyle görüşerek Cizre’deki medrese talebelerinin üniversiteye intibaklarının sağlanması konusunu gündeme getirmiştir. Eserleri İlmî, edebî ve tasavvufî çalışmalarıyla temayüz eden Şeyh Muhammed Nurullah, risaleler şeklinde on dört eser kaleme almıştır. 1966 yılında Şırnak İlçe Müftüsü olan Abdurrahman Erzen, Seyda’nın “Usûlu’t-Tefsîr” risalesinin de yer aldığı “Sahîfetulirşâdi’s-Sâlise fi’l-Usûli’s-Selâse” adlı kitaba yazdığı takrîzde Şeyh Muhammed Nurullah’ın “Cem’u’l-Cevâmi” adlı eserini kaleme aldığında henüz on yedi yaşında olduğunu bildirmiştir. Yine kendisi yirmi yaşlarında iken modern psikoloji ile tasavvuf arasında kurmaya çalıştığı bağlantı noktalarının bir ürünü olan “es-Saykalu’l-İslâmî ve Esrâru’t-tasavvuf” adlı eserini yazmıştır. Bu tür çalışmalar, Şeyh Muhammed Nurullah’ın genç yaşta üstün zekâsı ile dikkatleri üzerine toplamış önemli bir âlim ve ârif olduğunu kanıtlamıştır. Şeyh Muhammed Nurullah yazmış olduğu seri eserlerini “Sahife” olarak takdim etmektedir. Yani bu eserler çok kıymetli bilgiler içermesine rağmen yazar mütevazi davranarak onlara “Sayfa” değerini biçmektedir. Yazarın yazdığı başlıca eserler şunlardır: Hizbu’l-Hakâikı’l-İrşâdiyye: Şeyh Muhammed Nurullah’ın “Birinci Sahife” olarak takdim ettiği bu eseri dua ve zikir konularını içermektedir. es-Sâihu’l-Mütefekkir: Yazar trafından “İkinci Sahife” olarak sunulmuş olan bu eser Akaid konularından bahsetmektedir. Eser, “Onlar yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğunu görsünler! Öncekiler bunlardan daha çoktu, kuvvetçe ve yeryüzünde bıraktıkları eserler bakımından da daha sağlam idiler. Fakat kazandıkları şeyler onlara asla fayda vermemiştir” mealindeki Mü’min Suresinin 82. ayetinin bir nevi tefsiri sayılır. Cem’u’l-Cevâmi’: Fıkıh Usûlü, Tefsîr Usulü ve Hadîs Usulü olmak üzere üç risaleden meydana gelen ve “Üçüncü Sahife” olarak isimlendirilen bu eser “Sahîfetul-İrşâdi’s-Sâlise fi’l-Usûli’s-Selâse” adıyla 1969 yılında Kamışlı’da basılmış ve bu risale, Türkçeye de tercüme edilip erbabının istifadesine sunulmuştur. Hulâsatu’t-Telhîs: Belâgat ilmini inceleme konusu yapan bu eser, Hatîb Kazvînî’nin (ö. 739/1338) “Telhîsu’l-Miftâh” adlı kitabının bir özeti şeklindedir. Bu eser de “Sahîfetul-İrşâdi’s-Sâlise fi’l-Usûli’s-Selâse” adıyla 1969 yılında Kamışlı’da basılmıştır. Bu eser “Dördüncü Sahife” olarak sunulmuştur. Esrâru’t-Tasavvuf: Yazar bu çalışmasında tasavvufun ilminin temel kavramları üzerinde durmaktadır. Eser, “Tasavvufun Sırları” adıyla İbrahim Öztürk tarafından Türkçeye tercüme edilmiş ve 1979 yılında İstanbul’da basılmıştır. “Altıncı Sahife” olarak takdim edilen bu eserde inceleme konusu yapılan temel tasavvufî kavramlar şunlardır: Tasavvuf Bey’at/Bîat Mürşid-i kâmil Müridan kendi nefsine karşı görevleri Tövbe Zühd Şeriat-Tarikat-Hakikat-Marifet Sahîfetu’l-İctihâd: Fıkhın temel meselelerinden biri olan ictihâd konusunu inceleme konusu yapan bir eserdir. el-Akâid: İnanç konusunun işlendiği bu eserde kâinatı yaratan Allah’ın varlığına delalet eden kesin deliller ortaya konulmaktadır. Eser, “Yedinci Sahife” olarak takdim edilmiştir. el-Berahîn 'alâ Haşri’l-İnsan ve Vücudi Âlemin Âher: Bu eser “Sekizinci Sahife” olarak sunulmakta insanın öldükten sonra diriltilip hesap kitap için haşredileceklerine ve dolayısıyla ahret dediğimiz başka bir âlemin var olduğuna dair kanıtları içermektedir. ed-Delâilu’l-Kâtı‘a ‘alâ Risaleti Seyyidinâ Muhammed ve İcazi’l- Kur'an: Yazarın “Dokuzuncu Sahife” olarak takdim ettiği bu eser Hz. Muhammed’in (s.a.s.) peygamberliğine ve Kur’an-ı Kerim’in i’cazına delâlet eden kesin delilleri içermektedir. Sahifetü'l-Ma’rife: Marifet ile ilgili bu eserin basıldığı söyleniyorsa da herhangi bir basılmış nüshasına ulaşılamamıştır. Tanînu’t-Tabî’a: Yazar bu eserinde tabiatı esas alarak Allah’ın sıfatları, Allah’ın varlığının ispatı, din-şeriat-bilim ilişkisi konularını işlemekte ve kullandığı yöntem açısından Tasavvuf ile Kelam arasında durmaktadır. Abdurrahman Erzen tarafından 1983 yılında “Tabiat Çınlıyor” adıyla Türkçeye tercüme edilen bu esere bir takriz yazan Emekli Müftü Celal Yıldız, bu risalenin hasta kalplere şifa mahiyetinde olduğuna dikkat çekmiş ve insanlık için hayat pınarı olacak tavsiyeler içerdiğini belirtmiştir. Büzûr ve Hakâik: İnsanın manevî yapısını felsefî ve mantıkî perspektifle ele alan bu çalışma 54 sayfadan oluşmaktadır. 1979’da İstanbul’da basılan bu eser Abdullah Yücel tarafından “Çekirdekler ve Gerçekler” adıyla Türkçeye tercüme edilmiştir. el-Evrâk: Yazar bu eseri medreselerde “Sadinî”den sonra ders kitabı olarak okutulan “Hallu’l-Meâkıd”ın mukaddimesini belâgat, sarf ve nahiv ilimleri açısından değerlendiren bir hâşiye niteliğindedir. Şiir Dîvanı: Şeyh Muhammed Nurullah’ın bu dîvanı retorik ve içerik dereceleri son derece yüksek olan Arapça ve Kürtçe şiirlerden meydana gelmektedir. “Usûlü’t-Tefsîr” Risalesi Bu eserine Kur’an-ı Kerim’in tanımını yaparak başlayan Muhammed Nurullah’a göre Kur’ân, “Okunduğunda ibâdet sevabı kazanılan, (en küçük) bir sûresi bile mucize olan ve Hz. Muhammed’e (s.a.s.) nâzil olan kelâm”dır. Rabbânî hadîs olarak ifade ettiği “kudsî hadîs”lerin Kur’ân’dan olmadığını ifade eden yazara göre Kur’ân’ın bazı özellikleri şunlardır: -Kur’ân-ı Kerîm’i okuyan sevap kazanır. -Kur’ân, mu’cize bir kitaptır. -Kur’ân’da geçen en kısa sûre bile mucizedir. -Kur’ân, Hz. Peygamber’e nâzil olmuştur. -Kur’ân, Allah’ın kelâmıdır. -Kutsî hadis olarak bilinen Rabbânî hadisler, Kur’ân’dan değildir. -Peygamber maddî Kur’an iken, Kur’ân da manevî peygamberdir. Yazar, Kur’ân-Kâinat ilişkisine şöyle bir açıklık getirir: “Şunu bil ki bu miskin, Kitap gibi bir dost bulamamış, tabiat gibi bir Kitaba da rastlamamıştır. Kur’ân, kâinatın en doğru ve en güzel şerhidir. Buna göre Kur’ân, kâinatı şerhettiği gibi kâinat da O’nun Allah kelâmı olduğuna şahitlik etmektedir.” Vahyi, “yeri semalara bağlayan bir telefon hattı” şeklinde tasvir eden Şeyh Muhammed Nurullah, Kur’ân’ın gönderiliş gayesiyle ilgili şunları söyler: “Şunu bil ki; Kur’an ezelin tercümanı, geçmişin delili, şu anın harita listesi ve şimdiki zamanın reçetesidir. Kur’an ebedî hazinelerin anahtarı ve müstakbel insanî toplulukların şifresidir. Nitekim O, yeri semalara bağlayan bir telefon hattı gibidir. Böylece melekûtî âlemin üzerindeki karanlıkları kaldırır, ulûhiyyet ve vahdaniyyet güneşini örten bulutları dağıtır, uzun bir süredir insanlığın gafil olduğu “berzah alemi”ni ve ahiret hayatını içine alan yeni bir alemin kapılarını açar.” Kur’ân’ın nüzulünü “mekânsal” ve “zamansal” açısından değerlendiren Şeyh Muhammed Nurullah, Mekkî âyetler ile Medenî âyetleri tanıtırken Hz. Muhammed’in (s.a.s.) Mekke’den Medine’ye hicretini esas almıştır. Ona göre, Mekke’de veya sefer sebebiyle başka bir yerde nâzil olmasına bakılmaksızın hicretten önce nâzil olan âyetler Mekkî; sonrasında inen âyetler ise Medenî’dir. Şeyh Muhammed Nurullah, tecvîd ilmine verdiği önemi, Musul âlimlerinden Şeyh Muhammed Sâlih’ten aldığı tecvîd icazeti ile zaten ortaya koymuştur. Seyda bu vesileyle medreselerde ağırlıklı olarak okutulan nahiv, sarf, belagat ve mantık derslerine ek olarak tecvîd ilminin medrese müfredatına dâhil edilmesi gerektiğine vurgu yaparak dikkatleri bu hususa çekmiştir. Şeyh Muhammed Nurullah, Kur’an’ın anlaşılmasına yardımcı olan belâgat ilimleri üzerinde durmuştur. Bu bağlamda ğarîb, mecâz, teşbîh, mücmel, müevvel, muarreb, müşterek, muterâdif, isti’âre, teşbih, mefhum ve mutlak-mukayyed gibi meâni ve belâgat ile ilgili bir kısım kavramları zengin örneklerle açıklamıştır. 2. 7. Şeyh Ömer Faruk Seyda 1952 yılında Cizre’de doğan Şeyh Ömer Fâruk, halen irşad ve eğitim hizmetlerine devam etmektedir. Âlim, âbid ve mürşid-i kâmil olarak tanınmaktadır. Babası Şeyh Seyda, annesi de Şeyh Hüseyin Basretî’nin oğlu Şeyh Celaleddîn’in kızı Tayyibet Hatun’dur. Hem ilim hem de tasavvuf/tarikat icazetnamesini alan Şeyh Ömer Faruk, 2.05.1985 tarihinde abisi Şeyh Muhammed Nurullah şüpheli bir trafik kazasında vefat edince, onun yerine geçerek ilim ve irşad hizmetlerini medrese ve tekkede kendisi yürütmeye başlamıştır. Bu bağlamda tarikatlarına mensup hem müritler hem de abisi Şeyh Muhammed Nurullah’ın hayatta kalan tüm halifeleri artık yeni postnişin olan Şeyh Ömer Faruk’a bağlılıklarını tazelemişlerdir. Abisi Şeyh Muhammed Nurullah’ın kendisine bıraktığı minval üzere hem medreseyi hem de dergâhı halen idare eden Şeyh Ömer Faruk, birçok kimseye ilim icazeti verdiği gibi, tasavvufi icazet ve hilafet de vermiştir. Günümüze kadar tasavvufî icazet verdiği halifeleri şunlardır: 1- M. B. Seyda el-Cezerî: Şeyh Ömer Faruk’un medrese ilminde de icazet verdiği bu şahsiyet onun ana-baba bir kardeşidir. 2- Molla Bahaeddin (Ayyıldız), Diyarbakır/Egil Beylerinden olup Şeyh Seyda’nın has talebesi ve hizmetçisi ve Şeyh Muhammed Nurullah’ın ilmî icazetname verdiği bir âlimdir. 3- Molla Abdurrahman Gundıkî: Aynı zamanda Şeyh Seyda’nın ilmî icazetname verdiği bir âlimdir. 4- Şeyh Molla Hikmetullah (Atan): Bu halife, Şeyh Seyda’nın halifelerinden merhum Şeyh Musa el-‘Umerî’nin oğlu ve aynı zamanda Şeyh Muhammed Nurullah’ın da ilmî icazetname verdiği bir âlimdir. 5- Molla Muhyuddin (Ülper): Şeyh Muhammed Nurullah’ın ilim icazetnamesi verdiği bu halife Cizreli olup Adıyaman’da ikamet etmektedir. 6- Seyyid Ahmed Tilsekanî (Düzgün): Babası Şeyh Seyda’nın halifesi Şeyh Muhammed Beşir Alakamşi’nin oğlu ve aynı zamanda Şeyh Muhammed Nurullah’ın ilmî icazetname verdiği bir âlimdir. Şeyh Ömer Faruk’un ilmî icazetname verdiği bazı âlimler şunlardır: 1-Molla Ataullah, (Müküs/Bahçesaray) 2-Molla Zennun, 3-Molla Hüseyin, (Batman) 4-Molla Nurullah Heskal, (Kaşıkçı Köyü/İdil) 5-İrşat el-Cezerî, (Şeyh Muhammed Nurullah’ın oğlu) 6-Ömer Faruk (Altan, (Kızıltepe/Mardin) 7-Molla Hamza (Nas), (Cizre Stevrik Köyü) 8-Molla Muhammed (Seven), (Şırnak/Gundik/Balveren köyü) 9-Molla Hasan (Bayar) (Micver Cizre) 10-Muhammed Nurullah (Kino), (İdil) 11-Molla Ahmed Bınârdıkî Karteminî Not PROF DR KADRİ YILDIRM KÜRT MEDRESELERİ VE ÂLİMLERİ KİTABINDADA ALINMIŞ.