Türkiye uzun yıllardır küresel şirketler için büyük bir pazar. Ancak son dönemde tablo biraz değişiyor. Bazı küresel şirketler Türkiye’yi yalnızca bir satış pazarı olarak değil, aynı zamanda yönetim, inovasyon ve geliştirme merkezi olarak görmeye başladı. Bunlardan biri de Castrol Türkiye. Castrol’ün küresel organizasyonu içinde Türkiye’nin rolü son yıllarda ciddi biçimde değişmiş. İstanbul artık yalnızca yerel operasyonların yürütüldüğü bir merkez değil; Orta Doğu, Türkiye ve Afrika’yı kapsayan geniş bir coğrafyanın yönetildiği stratejik bir hub konumunda. Geçen hafta Castrol’ün Orta Doğu, Türkiye ve Afrika Bölgesi Başkanı Ayhan Köksal ve Türkiye, Ukrayna ve Orta Asya Genel Müdürü Nilay Tatlısöz ile bir araya geldik. Sektörü, son jeopolitik şokların sektöre etkisini ve Castrol’ün faaliyetlerini konuştuk. Castrol Türkiye’den farklı ülkelerdeki faaliyetlerin yönetildiğini biliyordum. Ancak bu ağın 85 ülkeye uzandığını doğrusu bilmiyordum. Türkiye’den ulaşılan coğrafyanın büyüklüğü, aslında başta sözünü ettiğim dönüşümün de önemli bir göstergesi. Ayhan Köksal, “Türkiye bir laboratuvar gibi. Birçok şeyi burada geliştiriyoruz ve buradan tüm dünyaya ihraç ediyoruz. Teklif paketlerinden pazarlama modellerine kadar pek çok uygulama Türkiye’de doğuyor, sonra farklı ülkelere yayılıyor” diyordu. Bu sözlerin Türkiye’nin küresel iş dünyasındaki potansiyeline dair güçlü bir ipucu olduğunu düşünüyorum. Türkiye’nin bu rolü üstlenmesinde birkaç faktör öne çıkıyor. Birincisi insan kaynağı. Köksal bunu “Türk insanı çok çalışkan. Sorumluluk duygumuz çok yüksek. Risk yönetimini de çok iyi biliyoruz” sözleriyle ifade ediyor. Gerçekten de Türkiye gibi ekonomik ve piyasa koşullarının hızlı değişebildiği bir ortamda çalışmak yöneticilere önemli bir refleks kazandırıyor. Krizler ve oynaklıklar içinde büyüdüğümüz için belirsizlik içinde karar alma, hızlı adaptasyon ve pratik çözüm üretme becerisine sahibiz. Küresel şirketlerin bugün en çok aradığı yetkinliklerin başında da bunlar gelmiyor mu? Üretim ve ihracat üssü Türkiye’nin Castrol içindeki rolü yalnızca yönetim merkezi olmakla sınırlı değil. Aynı zamanda önemli bir üretim ve ihracat üssü. Nilay Tatlısöz’e göre Gemlik’teki tesis bu açıdan kritik rol oynuyor. Tatlısöz, “Gemlik üretim tesisimizden yaklaşık 30 ülkeye ihracat yapıyoruz. Türkiye’de sattığımız ürünlerin yüzde 90’ını da burada üretiyoruz. Bu nedenle Türkiye bizim için stratejik bir üretim merkezi” diyor. İşte Türkiye’nin doğrudan yabancı sermaye yatırımı çekerken kullanacağı en önemli kozlardan biri bu. Castrol’ün iki yöneticisinden öğrendiğim kadarıyla Türkiye, Castrol’ün ABD, Çin ve Hindistan ile birlikte en fazla yatırım yaptığı dört pazardan biriymiş. Son üç yılda Gemlik tesisine yaklaşık 20 milyon dolarlık yatırım yapılmış. Ancak Türkiye’nin değerini asıl ortaya koyan unsur üretimden çok geliştirme ve inovasyon tarafı. Bunun iyi bir örneğini yine Castrol Türkiye’den çıkan bir uygulama gösteriyor. Nilay Tatlısöz’ün anlattığı “Filozof” projesi başlangıçta Türkiye’de geliştirilen bir filo yönetimi modeliymiş. Lojistik şirketlerinin araçlarını takip etmelerini, sürücü performansını analiz etmelerini ve yakıt tüketimini daha iyi yönetmelerini sağlayan dijital bir sistemmiş. Tatlısöz şöyle anlatıyor: “Müşterilerimizin en büyük sorunlarından biri araçlarını ve yakıt kullanımını yönetmekti. Biz de araç takip sistemi ve bir arayüz geliştirdik. Bu model daha sonra Hindistan’da da uygulandı ve oldukça başarılı sonuçlar verdi.” Bu çözüm doğrudan madeni yağ satışıyla ilgili değil. Ama müşterinin operasyonel sorununu çözerek yeni bir iş modeli yaratmaları bu köşe yazısının yazılmasına neden olan kısmı. Yani Türkiye’de geliştirilen fikirler yalnızca ürün değil, iş modeli inovasyonu da üretiyor. Ayhan Köksal’a göre Türkiye’nin küresel şirketler için değerinin arkasında tam da bu özellik yatıyor: “Türkiye’deki ekipler potansiyeli sonuca dönüştürebiliyor. Türkiye’den bir yöneticiyi alıp dünyanın herhangi bir yerinde bir şirketin başına koyun, çok rahat yönetir.” Küresel dengelerin değiştiği, belirsizliğin kalıcı hale geldiği bir zamanda küresel şirketler yetenek havuzu geniş, farklı pazarlara yakın, hızlı karar alabilen ve maliyet açısından rekabetçi merkezler arıyorlar. Castrol Türkiye’nin hikayesi yalnızca bir şirketin başarısı değil, aynı zamanda Türkiye’nin küresel ekonomide oynayabileceği rolün küçük ama güçlü bir göstergesi. Doğru strateji, doğru insan kaynağı ve doğru iş ortamı bir araya geldiğinde Türkiye yalnızca bir pazar değil; küresel şirketler için gerçek bir yönetim ve inovasyon merkezi olabilir.