Yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe! Tam da şimdiki ruh halimizi anlatan söz, bu bence! Memleketime çoktan bahar gelmiş Sezen’in dediği gibi de sağımız solumuz savaş! Önümüz arkamız cenaze! Evet bir yaprak daha döküldü kalbimizden, tarihten! Antik Yunan’da Heredot ise tarihin babası, bizde hiç kuşkusuz İlber Ortaylı! Ortaylı, bir düşünür bir tarihçi bir bilim insanından çok daha fazlasıydı ve şimdi ardından yazılanlara, konuşulanlara bakılınca gerçek bir halk kahramanıydı! Sadece bir sürü dili ana dili gibi konuşan, yığınla kitap yazan, tarihi yalayıp yutan bir profesör değildi o! Tam da bayram üstü olmasından mı nedir, zihnimde bayram ziyaretine gittiğimiz hem şeker dağıtan hem de fırça atan tonton dedemizdi sanki. Kaybı da yediden yetmişe herkesi ondan etkiledi. Bizler tarihi, okuldaki sıkıcı ders saatlerinde, uyumakla uyumamakla arasındaki o zor mücadelede öğrendik. Dinlemesi de zordu, çalışması da! Ama bize tarihi sevdirdi İlber Hoca! O kendine has konuşma tarzı, bitmeyen azarları, hepimize saydırdığı ‘cahiller’ nidalarıyla uçsuz bucaksız bir arşiv, devasa bir kütüphaneydi. Koyu Atatürkçülüğüyle cumhuriyetin en büyük değerlerinden biriydi. İlber Ortaylı’yı diğer tarihçilerden ayıran özellik neydi acaba diye düşündüm, vefatının ardından! Sadece tarih anlatmıyordu, tarihi yaşıyor- yaşatıyordu. Öyle sözleri var ki tutup kollarından silkeliyor adeta karşısındakini. "İnsanın önce ahlâk okuması gerek, diplomalar meslek içindir" diyor örneğin, fizik- matematikten önceye koyuyor ahlak bilgisini! “Cahillik değil yarı cahillik kötüdür” sözündeki derin anlamla bir sorguluyor insan kendisini. “Cehaletin eyleme geçmiş hali çok tehlikelidir” sözü, kızıp kızıp ‘cahiller!’ diye bağırmasının sebebi! Yaşına başına, hastalığına sağlığına bakmadan her yere gitti! Anlatmaya, göstermeye, öğretmeye gitti, koca bir nesile tarihi sevdirdi. Entelektüel bir duruşun, vücut bulmuş haliydi. Sevmeyenleri de var elbet, burjuva olduğundan bahseden, elitist havasından hazzetmeyen! Kabul egosu yüksek, tarzı yukarıdandı. Ama bu kadar derin bir bilgi-kültüre, derya-deniz birikime de yakışandı! Tuhaf ama vefat ettiği haberini duyduğumda, bir aile ferdini, amcamı- dedemi kaybetmiş gibi hissettim. Güvenmiş galiba hissettirdiği duygu bana! Bir sıkıntı düşse içimize, bir problem olsa memlekette, İlber Hoca çıkar televizyona, rahatlatır milleti akli baliğ açıklamalarıyla diye düşünürdüm valla! Hani hem sever hem kızar ya babalar, onun gibi hissederdim galiba. Öyle sıkıcı hocalar, camdan dışarı bakarak ders anlatan akademisyenler gibi değildi ya, illa bir şeyler buluyorduk kendimizden onda! Sosyal medya fenomeni olmuştu adeta, popüler kültürle klasik akımı birleştiren, saray magazini ile tarihi entegre eden bir ikondu İlber Hoca! Türk tarihinin derin hafızası, son cahil bükücümüz! Cehaleti marifet, bilgeliği garabet görenlere inat, ilme adanmış bir hayat! Nur içinde yat! …………………………..*……………………………. AY IŞIĞI Bilgeliği sanatla buluşturan, bir neslin zihninde kapılar açan İlber Ortaylı, Avusturya doğumluydu! Viyana da onun ikinci evi olunca klasik müzik, damarlarındaki kan gibi dolaşıyordu. En sevdiği müzisyenin Beethoven olduğunu biliyordum da en sevdiği eserin ‘Ay ışığı Sonatı’ olduğunu bilmiyordum. Peki siz bu ölümsüz eserin hikayesini biliyor musunuz? Bir gün Beethoven, arkadaşıyla akşam gezintisine çıkmış, Berlin sokaklarında dolaşırken bir evin önünde kendi bestelerinden birinin çalınmakta olduğunu duymuş, durup dinlemeye başlamış. Piyanoyu çalan kişi, bir yere kadar başarıyla geldikten sonra,” buradan sonrasını yapamıyorum işte!” diye bağırarak çalmayı bırakmış. Bunun üzerine Beethoven, arkadaşını çekiştirerek evin kapısını çalmış. Burası yoksul bir kundura tamircisinin eviymiş. Büyük usta kapıda; - “Özür dilerim, sözlerinize kulak misafiri oldum az önce! İzin verirseniz o şarkının devamını çalarım size" demiş. - “Teşekkür ederim ama bu piyano çok harap ve o notalar da yok, çalamazsınız!” diye cevaplamış kız onu. Beethoven biraz yaklaşınca kızın kör olduğunu fark etmiş ve; - “İyi de siz nasıl çalışıyorsunuz peki? demiş Beethoven. - “Eski evimizin yanında bir müzik hocası vardı, o çaldıkça ben ezberledim. Notaya ihtiyaç duymuyorum!” demiş kör kız. Beethoven, parçayı baştan sona çalınca kör kız onu tanımış. Çünkü öyle bir performansı Beethoven’den başkasının sergileyebilmesine imkan yokmuş. Kız ve annesi, önemli konuklarını layığıyla ağırlamak için çabalamaktayken Beethoven kıza dönüp; -“Senin için ne yapabilirim?" diye sormuş. -“Benim her şeyim var! Yalnız, tek bir şeyi canlandıramıyorum aklımda ve bu beni çok üzüyor!” -“Nedir o?" diye sormuş büyük usta. -“Gökyüzünde asılı dev bir küreden söz ediyorlar. Geceleri ışık yayıyor. Ne kadar güzeldir kim bilir! Onu bir türlü hayal edemiyorum işte! " -“Ay ışığını mı merak ediyorsun güzel kız? Gel sana onu anlatayım" demiş Beethoven ve parmaklarını piyanonun tuşlarında gezdirmeye başlayarak hemen oracıkta ünlü “Ay ışığı" Sonatını yaratmış. Kundura tamircisinin kızı mutluluktan ağlarken büyük besteci evden çıkmış ve dostuna, -“Çabuk yürü! Bestelediğim o sonatı hemen notaya dökmem lazım, bu eser, görmeyen o gözlerin sonsuz hatırasına!” Müzik dünyasının en büyük dâhilerinden biri olan Beethoven, şöyle demişti; "Tanrı, bazılarının kulağına fısıldar, benimkine bağırdı. O yüzden sağır oldum!” Daha otuzuna varmadan sağır olmuştu. O eşsiz senfonilerinin hepsini sağırken, dış dünyadan hiçbir ses duymazken besteledi. Besteler o kadar güçlüydü ki birçok müzisyen onun sırrını bugün bile hala çözemedi. Beethoven, "Benim sessizliğe ihtiyacım var ama kafam seslerle dolu, hiç susmuyorlar ancak yazdığımda biraz rahatlıyorum. Tanrı bana müzik yaratabilecek bir yetenek verdi sonra da herkesin hayran olduğu müziğimden zevk almama izin vermedi. Kendi yaptığım müziği duyamıyorum!" Beethoven, bir mart akşamı hayata gözlerini yumdu! İlber Ortaylı da öyle! İkisi de bir dehaydı, güneş olup aydınlatmışlardı etrafı! Şimdi göremesek de onları, okuyoruz- dinliyoruz yazdıklarını! Çünkü ay, ışığında saklı! ……………………………*…………………………… ‘BAYRAM GELDİ’ DİYORLAR Bayram! Hem de şekerden olanı, en tatlısı yani! Benim ise en zor yazılarımdan biri! Gözlerim yanarak içim kan ağlayarak yazıyorum bu yazıyı! Bir gün geleceğini bildiğim ama hiç gelmemesini dilediğim derin bir kaybın ardından! Sizin için ne anlama geliyor bayram bilmiyorum ama benim için tek bir kelime; Aile! Babamın bayram namazından gelişi, uzun kahvaltı sofrası, fonda oyun havaları! Çocukluğumun renkli isim tamlaması, bayramlıklarımın gizli öznesi, çikolata-şekerlerin karın ağrılı yüklemi! Mendile sarılmış harçlıklar, misafir ziyaretleri! Mutfakta gelen güzel kokular, babamın kahkahaları! Bayramı tatil fırsatı olarak görenlerden olmadım hiç! Aileyle paylaşılan kutsal zaman benim için! Ataya, köklere, inandığın değerlere sarılmanın, bir yere ait olmanın resmileştirilmiş hali! Bu kez bayram bize gelmedi! Artık hiç gelmeyecek! Babamla birlikte gitti o ışıltılı bayramlar, o keyifli uzun sofralar! Masanın başındaki o boş sandalye, o tarifsiz boşluğu, sonsuz vedayı tokat gibi yüzüne çarpar! İçimdeki çocuğu mutlu etmeye çabaladığım, bayram sevinciyle onu sarıp sarmaladığım günlerin en önemlisiydi bayramlar! Babamın bayramını kutlamak için eve değil de mezarlığa gittiğimde, o çocuk da artık büyüdü içimde! Babasız çocuklar, yuvasız kuşlara benzer diyordu şair bir yerde! Bu kadar haklı olmasaydı keşke! Anne-baba ölünce büyüyormuşsun bir anda! Çocuk gibi hissettiren olmayınca gidiyor coşku da o duyguyla! Bayramı bayram yapan da biraz o hissiyatmış galiba! Babamsız geçen daha doğrusu geçmeyen ilk bayram! Mümkün olsa yorganı başıma çekip arife günüyle birlikte dört gün uyuyacağım. Küçükken de hayali canavarlardan, masallardaki kötü kalpli cadılardan korunmak için çekerdim yorganı başıma! Babam gelirdi yanıma, “korkma prensesim! Ben varken hiçbir canavar yaklaşamaz sana!” Şimdi kim koruyacak beni baba, canavar ruhlu insanlardan, akraba görünümlü cadılardan, dost sandığım yabancılardan! Ailenden birini ziyaret edebileceğin tek yer bir mezarlık olduğunda ne bayramın ne de olan herhangi bir şeyin hiçbir anlamı olmuyormuş. Günler, saatler, zaman geçiyormuş da bir bayram geçmiyormuş. Toprağın altında sadece babam yatmıyor benim, tadım, tuzum, neşem, dağ gibi güvencem yatıyor. Koskocaman bir kimsesizlik duygusu kalbimi yırtıyor, acısı boyumu aşıyor! Hayallerimi, umutlarımı, en gizli sırlarımı bilirdin, yalnızca sana anlatırdım baba! Şimdi ise sadece bir Yasin bir Fatiha! Gecelerin uyumak için değil de seni özlemek için olduğunu anladım gittiğinden beri, bayramlar da öyle şimdi! Ama âdettendir, bayram temennisi yazmak icap eder illa! Kan akmayan, barut kokmayan bayramlar gelsin artık, dokunulmasın masumlara! Ailenin tek sofrada buluştuğu, baş köşede babanızın oturduğu bayramlarınız olsun inşallah! Ruhunuza bayram getiren insanları, yakın tutun kalbinize, Sevip sevildiyseniz, bir de yerindeyse sıhhatiniz, bayram odur aslında! ……………………….*…………………………….. HAFTANIN EN’LERİ; Haftanın Krizi; 7 kocalı Hürmüz! Ama bizim bildiğimiz Hürmüz değil! İran’ın yönetimindeki, dünyanın en önemli petrol ve doğal gaz nakliye rotalarından biri olan ve Basra Körfezi'ni Umman Körfezi'ne bağlayan Hürmüz Boğazı, haftanın en önemli krizi haline geldi! Dünyadaki petrol sevkiyatının yaklaşık beşte birinin ve Katar'ın LNG ihracatının bu boğazdan geçtiği düşünülürse İran'ın boğazı kapatma tehditleri ve bölgedeki askeri hareketlilik, küresel enerji arzını ve petrol fiyatlarını doğrudan etkilemiş durumda ve bu kriz sadece Amerika’yı değil tüm dünyayı endişelendirdi! Dünya ekonomisi, 7 düveli birbirine katan bu fettan Hürmüz’ün iki dudağının (yakasının) arasında; bir kapansa hepimiz bisiklete terfi edeceğiz gibi! Haftanın Golü; Desem de bence yüzyılın golü! Real Madrid forması giyen Milli futbolcumuz Arda Güler'in 68 metre mesafeden attığı gol dünya gündemini altüst etti! Zekâsı, yeteneği ve çizgisi ile futboldan ziyade estetik şölen niteliğindeki gol, Arda Güler golü İspanya’da kendi yarı sahasından değil, doğrudan İstanbul/Üsküdar'dan attı dedirtti! Valla dedikleri doğru; Elon Musk Mars'a roket gönderiyor, Arda Güler Madrid'den füzeyi yolluyor. Aradaki fark, Arda'nınki hedefi buluyor! Haftanın Şaşkınlığı; Edirne’de yaşandı! Satın aldığı arsada, 15'inci yüzyıldan kalma Mahmut Ağa Camisi'ne ait kalıntıların ortaya çıkması üzerine alıcı, arsada hiçbir işlem yapamadığını belirtip mağduriyetinin giderilmesini istedi! 5 yıl önce 160 bin lira karşılığında bir arsa satın alan mağdur alıcı, arsayı değerlendirmek üzere harekete geçtiğinde, Edirne Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun devreye girmesiyle yapılan kazıda caminin kalıntılarına ulaşıldı. Edirne’nin tarih boyunca en önemli yerlerden biri olduğu düşünüldüğünde, eski Osmanlı mahallelerinde bu tip binaların çıkması, beklenen bir durum aslında! Bu durumda yerin malikinin tapusunun resmileştirilerek devlet üzerine alınması ve buraların koruma altına alınması gerekmekte! Malikin uğradığı zarar da haliyle de devlet tarafından karşılanmalı! Hukuki görüşüm bu yönde ama son karar devletin elbette! Haftanın Aşısı; Hem de yapay olanından! Avustralyalı teknoloji girişimcisi Paul Conyngham’ın, ölümcül mast hücre kanseri teşhisi konulan 8 yaşındaki köpeği Rosie'yi kurtarmak için ChatGPT'den yardım alarak kişiselleştirilmiş mRNA aşısı tasarladığı iddia edildi! Mast hücre kanserine yakalanan, kemoterapi ve ameliyat denemelerine rağmen yalnızca birkaç ay ömür biçilen köpeğini yaşatmak için pes etmeyen Conyngham, ChatGPT’ye, “Rosie’nin kanseri için olası tedaviler neler?” diye sordu. Yapay zeka immünoterapiyi önerdi ve UNSW Ramaciotti Genomik Merkezi’ne yönlendirdi. Sonuçta tenis topu büyüklüğündeki tümör yarıya indi, diğer tümörler küçüldü ya da kayboldu. Tüyleri parladı, enerjisi geri geldi. Yapay zekanın onca olumsuz, sıkıntılı, endişe verici yanlarının yanında böylesi olumlu bir gelişmeye imza atması, geleceğe dair umudumu yeşertti! Darısı diğer hastalıkların başına inşallah! Haftanın Kaybı; Reklam dünyasından geldi! Reklam dünyasının duayen isimlerinden, film yapımcısı Alinur Velidedeoğlu, 73 yaşında kalp yetmezliği nedeniyle hayatını kaybetti! Kariyeri boyunca birçok ünlü markanın reklam filmlerini çeken, Ord. Prof. Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nun da torunu olan Velidedeoğlu, reklamcılığın yanı sıra müzik, beste ve film yapımcılığı alanındaki başarılarıyla da adını uluslararası alanda da duyurmuştu. Kabri nur, mekânı cennet olsun inşallah!