S üper Lig’in son haftalarına girerken, 70’li yıllarda çevrilen ve büyük ilgi gören sinema yapıtı Dört Silahşörler’i anımsadım: Artos, Portos, Aramis ve Dartanyan. Hepsi de farklı karakterleri canlandıran eğlendirici adamlardı. Hayır, filmin sinematografisini yazıp sizleri yormak istemem… Ancak bizim Dört Büyükler ne zaman bir araya gelseler, puan cetvelinde dörtlü blok halinde sıralansalar hep o silahşörleri anımsarım. Süper Lig’de bu yıl “acaip” maçlar oynanıyor, tabelalarda tuhaf sonuçlar yazılıyor. Dört Büyükler, puan tablosunda peş peşe dizilerek nihayet beklenen tabloyu oluşturdular. Bu Dörtler, farklı grafiklerle hem sürdürülebilir başarıyı, hem de kadro derinliğini sergileyerek örnek oluyorlar. Sözünü ettiğim takım elbette Galatasaray. Onlar, hem Osimhen gibi bir sayı makinasına sahipler, hem de Uğurcan, Barış Alper Yılmaz ve Yunus Akgün gibi yerli yıldızları dünyanın en büyük liglerine yakışacak şekilde yetiştirebildiler... Geçenlerde Fatih Kuşçu aradı, sohbet arasında Galatasaray için tek kelimelik bir şey söylememi istedi. Anında “Büyükelçi” dedim. Futbolumuzda Galatasaray’dan daha başarılı bir takımdan söz edemiyoruz. 26. şampiyonluğa giderken, Şampiyonlar Ligi’nde oynayacakları “son onaltı” maçına da hazırlar. Maça daha pek çok saat varken, kişisel öngörümün “başarılı” olacakları yönünde bir inanca ve güvene dayandığını da belirtmek isterim. Takımca yerli-yabancı dengesiyle oluşturduğu toplam kalitenin yanı sıra teknik direktör koltuğunda oturan Okan Buruk’un da büyük usta Fatih Terim’in peşinden yürüdüğünü dikkatinize sunarım. Bazı arkadaşlar soruyor: ”Okan Hoca Terim’in UEFA Kupası başarısını tekrarlayabilir mi?” Yarıştıkları ortamlar farklı. Şu kadarını söylemeliyim ki Okan Hoca bu sezon bize bir yarı final (ya da final yani)sunabilirse, sonuç ne olursa olsun bence Terim’in başarısını tekrarlamış sayılabilecektir. Yılın en fenomen takımı Fenerbahçe. Mourinho gibi süper hayal kırıklığından kurtuldu ve hesapta olmayan Domenico Tedesco ile takdir toplayan hamleler yaptı. Tedesco haftalar boyunca “yenilmez” takım başarısıyla büyüdü. Ancak geçen hafta lig sonuncusu Fatih Karagümrük’e berbat bir sonuçla 2-0 yenildikten sonra Fenerbahçe camiası hem hayal kırıklığına uğradı, hem de şampiyonluğu kaybetmiş olmanın “kronik” ıstırabını çekmeye devam etti. Tedesco bir çok maçta üçlü-dörtlü defans girişimlerinde bulundu. Kadroda özellikle oyunun merkezinde İsmail’i dışarıda bırakıp adeta gaflet uykusuna daldı. Kulüp olarak da Fenerbahçe santrfor/golcü alımında, her değişiklikte seviye kaybetti. Şimdi “ültimatom” sürecindeyiz. Hoşgörünün, anlayışın ve sabrın bittiği sınır. Dahası şampiyon adayı ve ikinci sıranın yerleşik sahibi olan Fenerbahçe’nin Trabzonspor’la aynı puanda (57) dip dibe kilitlenmeleri de olasılıkları artırdı. Fatih Tekke’nin Trabzonspor mesaisini değerlendirecek olanlar, hocanın 20’li yaşlarında genç oyuncularla yaptığı kadro mühendisliğinin alkışlanacak nitelikte olduğunu görebilirler. Beşiktaş ara transferde sezon başı transfer yoğunluğu gibi hamlelerle kadrosunu yeniden biçimlendirdi. Artık bu kadro ile Sergen Yalçın önümüzdeki yılın spesiyal menülerini sunacaktır. Bir şey daha... Dört Büyükler’in önümüzdeki yıl Avrupa macerasına birlikte katılacaklarını düşünüyorum. Araya girecek takımlar olursa onları da alkışlarım. Kaybettiğimiz değerler Son zamanlarda İlber Ortaylı hocamızla unutamadığım sohbetlerde buluştum. Piyasada isim, şöhret ve mebzul eser sahibi bazı yazarları klasmana almazdı. Dünya ve Türkiye tarihi ile ilgili bilgi ve hikayelerini doyumsuz ilgiyle dinlerdik. Bizim aile dostumz Mehmet Fırat’ın oğlu Engin Fırat, sessiz ve çalışkan antrenörlük kariyeriyle dünyayı dolaştı. Son olarak Kenya’dan ayrılıp savaş tehlikesine rağmen Lübnan’da iş başı yapmıştı. Bir kalp kriziyle bizi bırakıp gitti. Bir de Orhan Kaynak var. Genetik olarak kuşaktan kuşağa kalp sorunlarını yaşayan bir aileye mensuptu. Trabzonspor’un yardımcı antrenörüne ve tüm ölülerimize rahmet dilerim. Ölüm acıdır ve en büyük gerçektir. İşte bu kadar.