Türkiye’de patronlar Birkaç kişi değiller ama bir avuçlar

Eşitsizliklerden söz edildiğinde hiç şüphesiz en önemli tuzaklardan biri mutlak yoksulluğun yani açlık seviyesinde bir gelir düzeyinin anlaşılması. Türkiye söz konusu olduğunda özellikle son 7-8 yılda yaşanan yoksullaşma toplumun büyük bölümünü en temel ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorlanır hale getirdi. Ancak eşitsizlik denildiğinde çok daha büyük ve karmaşık bir resim söz konusu. Bir yanda 40 milyon emekçi... Türkiye’de işçi sınıfı durmaksızın genişliyor, fiilen çalışanların kayıt altına alınanlarını gösteren SGK sigortalı sayısı 20 milyonun üzerinde. 15 yaş üstü çalışabilir nüfusun 67 milyon civarında olduğu dikkate alınarak kayıt dışı çalışanlar ve işsizler de eklendiğinde en dar anlamıyla işçi tanımına giren sayısı 40 milyonu buluyor, 15 yaş üstü çalışabilir nüfusun (67 milyon civarında) yüzde 60’ını, toplam nüfusun yüzde 47’sini oluşturuyor. AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılına göre önemli bir genişleme söz konusu. 2002 yılında Türkiye nüfusu 65 milyondu ve bu tanımda işçi sayısı 20 milyon civarındaydı. İkiye katlanan işçi sınıfının yarattığı zenginlik çok daha fazla artmış durumda. 2000’lerin başına göre tarım, inşaat başta olmak üzere üretkenliğin daha düşük olduğu sektörlerden daha yüksek olduğu sektörlere bir kayış yaşandı. GSYH 2002 yılında 240 milyar dolardan 2025 yılında 1,5 trilyon dolara çıktı. Beş buçuk katlık artış bir dizi parasallık, şişkinlik içeriyor olsa bile işçi sınıfının genişlerken büyük bir üretkenlik artışının da ortaya çıktığı, muazzam bir zenginlik yaratıldığı açık. Genişleyen, daha çok çalışan, daha fazla değer yaratan milyonlarca işçi aynı zamanda daha fazla sömürüldü, eşitsizlikler derinleşti. Bir avuç, gerçekten bir avuç, 85,7 milyonluk ülkede ancak binlerle ifade edilebilecek patron bu zenginliklerin çok büyük bölümüne el koyuyor. Sadece AKP iktidarı boyunca gelinen nokta açık: Eğitimlisi eğitimsizi, Türkü Kürdü Suriyelisi, kadını erkeği fark etmeksizin emekçiler yarattıklarının çok daha küçük bölümünü alırken sömürücü sınıf semirmeye devam etti. Bir yanda bir avuç patron Patron örgütü TÜSİAD kendini “sayılarla” anlatırken bin civarında üyesinin 4 bin 500 şirketi temsil ettiğini, kamu dışındaki milli gelirin yüzde 50’sini “oluşturdukları”nı söylüyor. Hesap doğrudur. En fazla birkaç yüz aile işçilere ödenen ücretler hariç milli gelirin hemen hemen üçte birine el koyuyor. Nitekim GSYH hesaplarına bakıldığında da, “brüt işletme artığı” dikkate alındığında milli gelirin yüzde 58’inin patronlara aktığı görülüyor. 2024 yılında 1,36 trilyon dolara ulaşan GSYH’nin 783 milyar doları sayıları binlerle ölçülen sermayedarların cebine girmiş, aslan payını da birkaç yüz aile almış. Başka veriler de benzerini söylüyor: Yıllık Sanayi ve Hizmet İstatistikleri’ne göre 2024 yılında tarım hariç sanayi ve hizmet sektörlerinde 480 milyar dolar katma değer yaratılmış. Bu tutarın 240 milyar doları değeri yaratan 19,8 milyon işçiye ödenirken kalan aslan payı patronlara kalmış. Patronlara kalan tutarın yüzde 40’tan fazlası 6 bin civarında şirkete gitmiş. Buradaki 6 bin şirketin bir bölümünün yüzlerce şirketle sömürü mekanizmasını çalıştıran birkaç aileye ait olduğu düşünüldüğünde 6 binin birkaç yüz aileye daraldığını tahmin etmek zor değil. Kadrajı biraz genişletip bir üst dilim eklendiğinde 40 bin civarında şirketin sermayenin el koyduğu değerin üçte ikisini aldığı görülüyor. Bu hesabın da en fazla birkaç bin aileye tekabül edeceğini söylemek mümkün. 19,8 milyon işçinin yarattığı değeri birkaç bin aile paylaşıyor. Burada örnek verilen değerlerin yanında patronların “hesaplanabilen” servetlerinin sönük kaldığı dikkat çekmiş olmalı. En büyük tekeller bir yana birkaç milyar dolar cirolu bir sermaye grubunun her yıl emekçilerden çaldığı tutar “servet” olarak açıklanan rakamdan büyük olabiliyor. Eşitsizlik tablosu TÜİK Yıllık Sanayi ve Hizmet İstatistikleri, tarım hariç sanayi ve hizmet sektörlerinde faaliyet gösteren işletmelerin sayısı, çalışan sayısı, “personel maliyeti" olarak giydirilmiş ödemeler, faktör maliyetiyle katma değer (işçi ödemeleri dahil işletme faaliyetlerinden elde edilen gayri safi gelir) verilerini içeriyor. Bu veriler kullanılarak işletme büyüklüklerine göre elde edilen katma değer, işçi başına gelir ve işletme başına gelir ayrıştırılmıştır. 4 milyona yakın girişimin sayı olarak çok büyük bölümü kendi hesabına çalışan, bunların önemlice bir bölümü emekçi olarak değerlendirilebilecek kişilerden oluşurken, katma değerin yaklaşık yüzde 70’ini elde eden, 50’den fazla işçi çalıştıran 39 bin 704 işletme sermaye sınıfının “nicel” ölçümü için daha anlamlı bir havuz teşkil etmektedir. Yukarıda vurgulandığı gibi söz konusu 39 bin 704 işletmenin içinde Koç, Sabancı, Zorlu gibi grupların yüzlerce şirketinin olduğu dikkate alınmalıdır. Ayrıca aşağıda hesaplanan faktör maliyetiyle katma değerden sermayedarlara kalan tutar minimumu ifade etmekte, vergi, sübvansiyon gibi hesaplamadan düşülen tutarlar dahil edildiğinde patronlara aktarılan değer çok daha fazla olmaktadır. Koç ailesi her yıl 700 bin işçi kadar kazanıyor Koç ailesinin dünya milyarderler listesinde yer alan üç üyesinin toplam serveti 9,1 milyar dolar olarak (2024 verisi) hesaplanıyor. Küçümsenmesi mümkün olmayan, milyonlarca emekçinin çok temel sorunlarının bir bölümünü bir çırpıda çözmeye yeterli olacak bu tutar Koç Grubu’nun her yıl doğrudan 128 bine yakın işçiden dolaylı olarak ise milyon mertebesinde işçiden sızdırdığı değerin yanında yine de küçük kalıyor. 2025 yılı verilerine göre Koç Grubu’nun konsolide cirosu (ortaklıklardan sadece Koç ailesinin payı dikkate alınarak oluşan ciro), 42,9 milyar dolar. Bu tutarın 11 milyar doları brüt kâr, kabaca işçilerden sızdırılan artı değer olarak düşünülebilir. 2025 yılında grupta çalışan işçi sayısı 127 bin 852, işçilere yapılan ödemelerin toplam tutarı ise 5,1 milyar dolar. Yüzde 316’lık bir artı değer oranı hesaplanabilir, ki bu tutar konsolidasyona tabi tutulmadığı için gerçek oranın daha yüksek olacağı söylenebilir. Aile üyelerinin servetiyle bir yılda el konan değer karşılaştırıldığında kişisel servetlerin ifade ettiğinin çok çok ötesinde bir eşitsizlik söz konusu. Koç Grubu’nun 11 milyar dolarlık brüt kârını sermayenin GSYH’den aldığı paya taşıdığımızda yüzde 1,5’lik bir paya ulaşılıyor ki bu da ülkenin en büyük ve en fazla uluslararası ortağa sahip tekeli için bile çok önemli bir oran. Koç Grubu’nun el koyduğu değer asgari ücretin iki katı ücretle çalışan 700 bin işçinin bir yılda kazandığı paraya eşit de denebilir. Peki emekçiler için “Büyük Sömürü” dönemi olarak anılmayı hak eden AKP’li yıllarda Koç Grubu’nun kazançları nasıl arttı? 2002 yılında, henüz Tüpraş’ın peşkeş çekilmediği, Arçelik ve Ford başta olmak üzere faaliyet alanlarında çeşitli fırsatların açılmadığı dönemde Koç Grubu’nun konsolide cirosu 8,6 milyar dolardı. 2025 yılında ulaşılan 42,9 milyar dolarlık ciro grubun GSYH büyümesini neredeyse birebir yansıttığını gösteriyor.