Epstein bize kapitalizmin, tekelciliğin içyüzünü gösterdi. Lüksün ve şatafatın ortasında doyumsuz bir benliğe teslim olma, insanlıktan çıkma hali filizleniyor. Odağında sınırsız bir haz arayışı var; ahlakı kişisel çıkar üzerine kuruludur. “Seçkinler” denilen bu toplam, zombiler ve vampirlerden oluşmuştur ve içinde insan kalmamıştır. Karl Marx, emekçi ile sermayedarın aynı yabancılaşmanın tarafı olduğunu söyler. İşçi, yaratıcı yeteneğini, emek gücünü, ücret karşılığı sermayedara kiralayarak onun üzerindeki yetkesinden vazgeçmiştir. Bu nedenle üretimine yabancılaşmıştır. Sermayedar ise bu nedenle üretimi kendi yaratıcı yeteneğinin bir sonucu olarak kabul eder. İşçi bu yabancılaşmada olumsuz-mağdur taraftır. Sermayedar ise olumlu-kazançlı taraf. Emek ve sermaye bu yabancılaşma nedeniyle nesneleşir, üretimin girdileri haline gelir. Oysa emek emekçiden, sermaye de sermayedardan ayrılamaz. Bu toplumsal bir ilişkinin şeyleşmesi, iktisadi bir ilişkiye dönüşmesidir. Epstein vakasında, esasında toplumsal bir ilişki biçimi olan sermayenin “insani” yüzü ile karşı karşıyayız. Epstein, Max Weber’in deyişiyle o yüzün “ideal tipi”dir. Ellerine geçirdikleri büyük para gücünün kendilerine bahşettiği ütopyayı “bir ada devlette” hayata geçirmişler, öyle anlaşılıyor. O adada ideal bir burjuva yaşam filizlenmiş. Tabii büyük ölçüde Marquis de Sade’ın “hard porno” eserlerinden fırlamış gibi görünen bir yaşam bu. Kaldı ki Sade’ın “Justine”i Epstein’in bir alışveriş sitesine verdiği siparişler arasındadır. Normaldir. Sade’ın kurgusu da burjuva ahlakının tenhadaki halleri üzerinedir. Lüksün ve şatafatın ortasında doyumsuz bir benliğe teslim olma, insanlıktan çıkma halidir bu. Odağında bitimsiz bir haz arayışı vardır; ahlakı ise kişisel çıkar ve egoizm üzerine kuruludur. Epstein, 2013-2019 yılları arası Edmond De Rothschild Grubu CEO’su Ariane de Rothschild’in finans danışmanlığını yaptı. Öte yandan Epstein ile Rothschild ailesinin Fransa kolundan “banker” Elie Robert de Rothschild’in bağlantısı olduğu da ortaya çıktı. Belgelerde teşhis edilen büyük patronları hatırlayalım; en başında milyarder Elon Musk var. Arkasında Microsoft’un ortağı Bill Gates, her düğünün tefçisi Donald Trump, Virgin şirketler grubunun sahibi Richard Branson ve Google’ın ortağı Sergey Brin geliyor. Tabii servetinden sual olmaz ünlü banker ailesi Rothschildler de içindedir. Ariane de Rothschild, Epstein ile ondan fazla görüşme gerçekleştirmiş, yüklü meblağ içeren bir iş anlaşması imzalamıştır. Arada, Epstein ve Rothschild ailelerinin Hitler’e yaptığı “mali yardım” muhabbeti bile var. İnanıyorlar ve övünüyorlar, faşizme karşı bastıramadıkları bir sempatileri var. Anlaşılacağı gibi kahramanımız süper zenginler, siyasetçiler, kraliyet mensupları ve bürokratlarıyla içli dışlı biri. Yeni nesil “Güneş Ülkesi”nin en bilge, en üçkağıtçı, en ahlaksız yöneticisi. Adada kafa kafaya verip savaşları nasıl kışkırtacaklarına, halkları nasıl soyacaklarına, servetlerini nasıl katlayacaklarına, dünyayı nasıl yağmalayacaklarına karar vermişler. Pisliklerini kayıt altına almışlar, MOSSAD’a servis etmişler. Adadaki haz seansları, her birinin diğerinin ve istihbarat örgütlerinin kölesi haline gelmesiyle sonuçlanmış. Köleleştirenlerin köleleştirilmesi süreci acımasızca işlemiş. Yani Epstein aynı zamanda bir zengin köleleştiricisidir. Bir sistem hatası değil, o sistemin en saf halidir. Kapitalist-emperyalist odakları birbirine bağlayan karanlık bir ağ kurmuştur. Kayıt altına aldıkları, hep birlikte içinde debelendikleri düzenin röntgenidir. C. Wright Mills’in İktidar Seçkinleri’nde dediği gibi toplumun tepesindeki ekonomik, siyasi ve askeri bloklar birbirine eklemlenmiş, homojen ve hukuktan izole bir yapı oluşturmuştur. Epstein o yapının temel direğidir. Üstünde suç ortaklığının birleştirdiği bir yığın oturmaktadır. Dünyanın en zengin bir avuç asalağının distopyasıdır bu. Epstein, 2004 yılında siyonist hukuk profesörü Alan Dershowitz ve eski ABD Hazine Bakanı Lawrence Summers ile bir masada. Rothschild laboratuvarı Toplumsal ilişkilerden soyutlanmış, nesneleşmiş kapitalist düzende para tek toplumsal ilişki biçimi olarak ortaya çıkar. Paranın tek güç olduğu Epstein evreninin arka planıdır bu. Para eğer toplumsal güçten ayrılabiliyorsa, üretim sürecinin bir parçası olması gereken sermayenin de “mali sermaye” olmasında bir engel yoktur. Para piyasası, kapitalist sistemin karargâhıdır. Tabii paranın gücü, onun ne kadar hızlı ve ne kadar geniş bir alanda hareket ettiğine bağlıdır. ABD’nin kapitalist dünyanın lideri olması, New York’un uluslararası finansın merkezi olarak ortaya çıkması ve doların dünyanın uluslararası parası haline dönüşmesi bu gelişmenin sonucudur. Haliyle, para, bağımsız bir güç durumuna yükselir, meta üretimi önemini yitirir, kârların büyük bir kısmı para oyunları yapan simsarlara akmaya başlar. Para, bu sürecin özetidir; devredilmiş, şeyleştirilmiş toplumsal güçlerin bir soyutlamasıdır. Paranın bağımsızlaşması, yeni bir yüksek sınıfın, mali oligarşinin oluşmasının da nedeni. Bu sınıfın tarih sahnesine çıkması 19. yüzyılda. Artık hanedanların ve kilise babalarının yerini uluslararası bankacılar çevresinin oluşturduğu bu “yüksek maliye” sınıfı, haute finance, alacaktır. Rothschild ailesi ilk örneğidir; hiçbir hükümete tabi değillerdir, bağlılıkları sadece bir şirketedir. Bu bağımsızlıkları devlet adamlarının ve uluslararası yatırımcıların güvenini kazanmış özerk bir aracıya, paraya, duyduğu ihtiyaçtan kaynaklanıyordu. Servetlerini savaşların finansmanından elde etmişlerdi. Epstein gibi ahlak kurallarını önemsemiyorlar, savaşları fırsat olarak görüyorlardı. Rothschildler Avrupa iç savaşını finanse ederek büyümüşlerdi. Bu aile bir gelenek üzerinde duruyordu. Yahudi bezirgânlar yurtsuzdu, bağlılıkları zayıftı, dünyayı bir pazar olarak görüyorlardı ve başkaları için aşılmaz görünen sınırları aşmayı becermişlerdi. Karl Polanyi’nin, “yüksek maliye” sınıfına örnek olarak Yahudi Rothschild ailesini vermesi rastlantı değildi. Gezgindiler ve dünyanın her yerinde yeni fırsatlar yakalama şansına sahiptiler. Yahudilerin, Batı’da gelenekleri yıkıp bütün ticari ilişkilerin “rasyonelleştirilmesi”nde önemli roller oynadıkları kesindir. Polanyi’nin, “Ahlak kuralları onlara işlemezdi” derken kastettiği budur. Tek kuralın kâr olduğu sistem, başlangıçta büyük ölçüde Yahudi bezirgân ahlakının üzerine oturuyor gibi görülüyordu. Çünkü kapitalizmin yolunu yıkarak açtığı henüz fark edilmemişti. Zaten bu gelişmeden rahatsız olanlar kapitalizme değil Yahudi bezirgânlara bakıyordu. Haliyle kapitalizmden duyulan kuşku ve tepki Yahudiler üzerinden ifade ediliyordu. Halbuki her şey kapitalizmin doğasına ve tarihine uygundu. Yahudiler burjuvalar gibi aristokrat değillerdi, ayrıca hemen her yerde ayrımcılığa uğruyorlardı. Onlar da paranın izinden giderek ayrıcalıklı bir sınıf haline geldiler. Bu sadece Yahudi zenginlerin değil bütün burjuva tarihinin özetidir. Rothschild ailesinin yükselişi, bugünkü skandalın merkezindeki patronların yükselişlerinin laboratuvarıdır. Bu işler güvenilir şebekelere ve olabildiğince hızlı haberleşmeye bağlıydı. Banka sisteminin henüz gelişmediği böylesi bir ortam, değişik şehirlerde güçlü bağlantıları olan aileler için büyük bir avantajdı. Rothschild beş çocuğunu Avrupa’nın para merkezlerine, Paris-Viyana-Napoli-Londra ve Frankfurt, gönderdi. Böylece fiili bir uluslararası bankacılık kurumu oluşturdu. Savaşlarda ablukadan ve kıtlıklardan yararlanarak, ödünç vererek, sınır dışına para aktararak büyük kazançlar sağladı. Avrupa kıtasının karmakarışık durumunda hızlı posta gemileriyle, ajanlarla, posta güvercinleri ve kuryelerle kendi uluslarüstü istihbarat şebekesini kurdu. Savaşı ve barışı önceden haber aldı. Avrupa’nın hızla gelişen başkentlerinde, beş kardeşler hızları ve uluslararası istihbaratları sayesinde kısa zamanda kelli felli özel bankacıların yıldızlarını söndürdü. Demiryollarına, sigorta kumpanyalarına ve yabancı projelere para yetiştirdi. Artık Rothschildler uluslararası kapitalizmin ustaları sayılıyorlardı. Şair-filozof Heinrich Heine “Para tanrıdır, peygamberi de Rothschild” demişti. Aradan geçen zamanda tanrılar panteonu büyüdü, kalabalıklaştı. Bezos, Must, Trump tanrılar katında Rothschildlerin yanında yerlerini aldı. Bu kan emici sapıklar kapitalizmin yeni tanrılarıdır! Pedofili birliği CFR (Council on Foreign Relations), Üçlü Komisyon (Trilateral Comission), Bilderberg... “Kapitalist Birlik” deyince akla gelen yapılar bunlar. Şimdi bunların halka açık “masum” örgütler olduğunu anlıyoruz. Arkasında başka bir sürecin işlediğini bilelim diye not ediyorum. ABD’nin “gölge dışişleri” olarak nitelendirilen CFR’nin beş bini aşkın seçkin üyesi bulunuyor. Bunların çoğu devletle doğrudan ilişkilidir, devletten üye alırlar ve devlete yönetici verirler. CFR, ABD merkezli Ford Vakfı, Rockefeller Vakfı gibi çok sayıda vakıf tarafından fonlanıyor. ABD dışında da uzantıları var. Örnek, Koç Grubu bünyesinde faaliyet yürüten Global İlişkiler Forumu (GIF), CFR’nin Türkiye şubesi olarak nitelendiriliyor. CFR’nin kurucusu David Rockefeller, 1999 yılında Koç Müzesi’nde Koç Grubu’nun davet yemeğine katıldı. Rockefeller burada Rahmi Koç’un CFR’nin Dış İlişkiler Uluslararası Grup Üyeliği’ne alındığını açıkladı ve kendisine madalya taktı. Rahmi Koç bu tarihten sonra yıllarca CFR’de yöneticilik yaptı. Prens Andrew ile Epstein New York’ta Central Park’ta yürüyüş yaparken (2010) Bu sömürgen azınlığın kendileri için bu tür birleşik örgütler kurduklarını biliyoruz. Buralarda bir araya geliyorlar, kafa kafaya verip tartışıyorlar, orada aldıkları kararlarla dünyaya yön veriyorlar. Epstein kanalizasyonu patlayana kadar öyle biliyorduk. Bunlar Kapitalist Birlik’in ponçik yüzüdür. Gerçeğini, kirli-karanlık yüzünü görüyoruz; yasaların uzanamadığı bir adada toplanmışlar, kafa kafaya değil kıç kıça vermişler, savaş kışkırtıcılığı yapmışlar, yağma planları kurmuşlar. Birleştirici paydaları lüks, çıkar ve pedofilidir. Güncellenmiş Kapitalist Birlik’tir! Epstein bize kapitalizmin, tekelciliğin içyüzünü gösterdi. Lüksün ve şatafatın ortasında doyumsuz bir benliğe teslim olma, insanlıktan çıkma hali filizleniyor. Odağında sınırsız bir haz arayışı var; ahlakı kişisel çıkar üzerine kuruludur. “Seçkinler” denilen bu toplam zombiler ve vampirlerden oluşmuştur ve içinde insan kalmamıştır. Yalçın Küçük, “Ülkemiz, sermaye birikiminden başka bütün birikimlerin reddedildiği bir ucubeye dönüştü” demişti. Bu artık bir dünya halidir. Düzenin basamaklarından hızla tırmanan kim varsa birikimi sermayedendir. , Büyük insanlık ailesi bu pislikten kurtulmaya mecburdur. Ya yıkacak ya yok olacak. Ya sosyalizmi kuracak ya barbarlığa teslim olacak. Ya insanlık galip gelecek ya yamyamlık yayılacak… Epstein belgelerinin eksiksiz özetidir.