İran’ın gölge beyni: Ali Laricani’nin ölümü ne anlama geliyor?

17 Mart akşamı Tahran’dan geçen kısa bir cümle, İran savaşının gidişatını konuştuğumuz bütün cümlelerin tonunu değiştirdi. İran yönetimi, İsrail’in düzenlediği saldırıda Ali Laricani ’nin hayatını kaybettiğini resmen açıkladı . İsrail tarafı aynı operasyonda Besic güçlerinin komutanı Gulamrıza Süleymani’nin de vurulduğunu duyurdu . Bugüne kadar birçok isim hedef alındı ancak bu kez sahneden çekilen kişi, sistemin hem vitrini hem arka planı için kilit bir figürdü. Laricani’nin ölüm haberi savaşın sadece cephelerini değil, Tahran’ın karar mekanizmasını da yeniden düşünmeyi gerektiriyor. Zira karşımızda sıradan bir güvenlik bürokratı yoktu. Devletin en tepesine uzanan dosyaların büyük bölümünde imzası olan, Humeyni sonrası dönemin belki de en önemli “ara yüzü” konuşuyoruz. Bu yüzden mesele, tek bir suikastın ötesine uzanıyor. Kant doktora tezinden Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi’ne uzanan yol Laricani’yi anlamak için önce alışıldık İran güvenlik figürü şablonunun dışına çıkmak gerekiyor. Kum’da doğdu, Kum Havza’sında dinî eğitim gördü, ardından Tahran Üniversitesi’nde felsefe okudu ve Kant üzerine doktora tezi yazdı. Modern felsefe ile Şii düşüncesini yan yana okuyan bu çizgi onu sadece ideolog değil metinlerle uğraşmayı seven bir teknokrat olarak da şekillendirdi. “Kant ve İslam Düşüncesi Arasında Ahlak” ve “Modernite ile Geleneğin Çatışması” gibi kitapları İran akademi çevrelerinde bilinen çalışmalar arasında sayılıyor. 80’lerin sonunda devlet televizyonunun başına geçti, 90’larda İslamî Cumhuriyet’in propaganda aygıtını yeniden organize eden ekipte yer aldı. Ardından Hamaney’in onayıyla Devrim Muhafızları bağlantılı güvenlik kurumlarına geçti. 2005’te İran’ın Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri oldu ve nükleer dosyanın baş müzakerecisi sıfatıyla Avrupa ve ABD heyetleriyle masaya oturdu. 2007’de bu görevden ayrıldı ama Tahran’ın nükleer denkleminde hep arka planda kaldı. 2008–2020 arasında Meclis Başkanlığı yaptı ve bu süreçte rejim içi dengelerde “makul muhafazakâr” yüz olarak öne çıktı. Bir yanda Hamaney çevresi ve Devrim Muhafızları, diğer yanda hükümet ve teknokratlar arasında köprü rolü üstlendi. 2025’te yeniden Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri koltuğuna oturduğunda, Batı basınında “Tahran’ın en etkili güç simsarı” olarak anılmaya başlaması tesadüf sayılmaz. Hamaney sonrası gücün yeni mimarı Hamaney’in ölümünden sonra Tahran’da yeni rehberlik düzeni şekillenirken, Laricani ismi sık sık “gölge liderlik” tartışmalarında geçti. Resmî hiyerarşide en üst makamda olmasa da Devrim Muhafızları komuta kademesi hükümet, yargı ve dinî liderlik çevresiyle kurduğu ilişkiler sayesinde karar süreçlerinde kilit noktaya yerleşmişti. Bazıları onu “generaller ile din adamları arasındaki köprü” ve “sistemin gerçek koordinatörü” olarak tanımlıyordu. Bu konum, İran gibi çok katmanlı bir yapıda hayati bir işlev taşıyor. Çünkü Tahran’da gücü tek bir ofis yönetmiyor. Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi, Devrim Muhafızları, Hamaney’e bağlı ofis, Cumhurbaşkanlığı, Meclis, yargı ve vakıf yapıları kendi ağırlıklarıyla masada oturur. Laricani bu aktörler arasında hem dosya hem de dil tercümanıydı. Yani generallerin sert taleplerini siyasi dile, dinî liderliğin kırmızı çizgilerini teknokratların anlayacağı forma çeviren arayüz olarak çalıştı. Bu yüzden, bugün ortadan kalkan yalnız bir güvenlik koordinatörü değil. Aynı zamanda İran sisteminde kriz anlarında “son sözü toparlayan” isim gitti. Hamaney sonrası dönemde bu rol daha da belirgin hale gelmişti. Özellikle protesto dalgaları ve nükleer müzakere tartışmalarında Laricani’nin çizdiği çerçeve, Tahran’ın hangi noktaya kadar esneyebileceğini de gösteriyordu. Savaşın aklı mı vuruldu, yoksa sert kanat mı güç kazandı? İsrail operasyonunun zamanlaması tesadüfe benzemiyor. Tel Aviv kaynakları Laricani’yi “İran’ın düşman faaliyetlerini koordine eden beyin” olarak sunuyor ve onu savunma ve güvenlik hiyerarşisinin en üst halkası olarak tarif ediyor. Aynı saldırıda Besic komutanı Gulamrıza Süleymani’nin hedef alınması da iç güvenlik ve sokak kontrolüne dönük bir mesaj içeriyor. İsrail bu hamleyle hem İran’ın savaş planlamasını sarsmayı hem de rejimin sertlik kapasitesine darbe indirmeyi hedeflediğini anlatmak istiyor. Kısa vadede İran’dan daha sert hamleler gelebilir. Bağdat’taki ABD temsilciliğinin hedef alınması, Körfez çevresindeki üsler ve Hürmüz hattı üzerindeki saldırılar bunun işaretlerini veriyor. Laricani’nin “şehit” ilan edilmesi, Besic ve Devrim Muhafızları çevresinde duygusal mobilizasyonu artırma potansiyeli taşıyor. Tahran bu duyguyu, daha geniş bir bölgesel saldırı gerekçesi olarak da kullanmaya eğilimli olabilir. Orta vadede ise başka bir tablo ortaya çıkma ihtimali var. Laricani, generaller ile teknokratlar arasında tampon görevi görüyordu. Bu tampon ortadan kalktığında iki ihtimal beliriyor. Birincisi, Devrim Muhafızları içindeki daha sert figürlerin öne çıkması ve savaşın daha kapalı, daha reaksiyoner bir merkezden yönetilmesi. İkincisi, rejim içindeki pragmatist kanadın “bu kadar kritik bir isim vurulduysa savaşın yönetimi yeniden konuşulmalı” diyerek yeni bir koordinasyon arayışına yönelmesi. Bu ikili ihtimalin hangisine daha yakın olduğunu görmek için İran iç siyasetindeki sessiz pazarlıkları takip etmek gerekecek. Fakat bir gerçek değişmiyor. Laricani gibi hem dosyalara hem aktörlere hâkim bir isim kaybedildiğinde, savaşın hem sahadaki ritmi hem de masadaki dili değişir. Masanın geleceği: Nükleer dosya ve arabuluculuk kanalları Laricani, 2000’lerin ortasından itibaren nükleer müzakerelerin en kritik isimlerinden biriydi. 2005–2007 arasında Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri olarak AB3 ve daha sonra P5+1 formatındaki görüşmelerde İran’ı temsil etti. Nükleer anlaşmanın öncesinde çizilen “kırmızı çizgilerin” önemli bölümünde onun imzası vardı. Konsey’e 2025’te geri dönmesi, Tahran’ın hem savaş yönetimini hem nükleer dosyayı deneyimli bir ekibe teslim etmek istediğinin işareti sayılmıştı. Bugün geldiğimiz noktada, savaşın geleceğinde en kritik başlıklardan biri yine nükleer program. Washington ve Tel Aviv, İran’ın nükleer kapasitesini savaşın gerçek sebebi olarak sunuyor. Tahran ise savaş dursa da durmasa da nükleer tartışmanın masadan kalkmayacağını düşünüyor. Bu tabloda Laricani’nin yokluğu olası bir ateşkes ve sonrasındaki müzakere sürecini doğrudan etkileyecek. Çünkü hem Moskova hem Pekin hem de Katar ve Umman üzerinden yürüyen arabuluculuk hatlarında, Laricani ismi sık sık karşıya verilen garantilerin teminatı olarak anılıyordu. Yeni dönemde bu kanalları kim yönetecek? Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi içinde başka isimler bulmak mümkün. Ancak dışarıdan bakıldığında, bu isimlerin aynı düzeyde güven ve süreklilik hissi verip vermeyeceği belirsiz. Uluslararası aktörler açısından mesele yalnızca “kimin imza attığı” sorusu değil. Tahran’da hangi fraksiyonun ağırlık kazandığı, verilen sözlerin içeride ne kadar sahiplenildiği asıl belirleyici unsur olacak. Laricani’nin yokluğu, tam da bu noktada soru işareti yaratıyor. İran iç kamuoyu ve bundan sonrası Laricani’nin İran içindeki imajı tek boyutlu değildi. Devlet medyası onu “aklı selim güvenlik mimarı” ve “İslam Cumhuriyeti’nin siyasi hafızası” olarak sunuyordu. Buna karşılık, 2019 sonrası protesto dalgalarında sokakta duyulan sloganlarda Laricani, baskı politikalarının mimarlarından biri olarak hedef alınan figürler arasında yer aldı. Yani toplumun bir kesimi için istikrar, diğer kesimi için tıkanma sembolüydü. Suikast sonrası Tahran’ın bu ismi “şehit” anlatısıyla yeniden çerçevelemesi beklenebilir. Devletin buna hangi dozda başvuracağı, içeride ne ölçüde birlik çağrısı üretmek istediğiyle de bağlantılı. Ancak burada da bir sınır var. İran toplumu son yıllarda ağır ekonomik kriz, yolsuzluk iddiaları ve sert güvenlik politikaları nedeniyle zaten büyük bir yorgunluk yaşıyor. Laricani’nin kaybı bu yorgunluğu yeni bir dayanışma hikâyesine çevirir mi, yoksa “savaş giderek kontrolden çıkıyor” hissini güçlendirir mi sorusu açık duruyor. Dış aktörler açısından resim daha net. İsrail, “rejimin beynine operasyon” mesajını yüksek tonda veriyor. Washington bir yandan hedefin stratejik önemini vurguluyor, bir yandan da savaşın daha geniş bir bölgesel yangına dönüşmesinden çekindiğini söylüyor. Avrupa başkentleri ise suikastın ardından Hürmüz ve enerji güvenliği konusunda daha tedirgin, ancak sahada oyunu değiştirecek bir diplomatik inisiyatif de henüz ortaya koymuş değil. Laricani’nin ölümünü İran sisteminin sonu gibi görmek gerçekçi olmaz. Bu yapı, krizlere ve kayıplara direnme refleksi yüksek bir bürokrasiye sahip. Fakat bu suikast, o bürokrasinin savaş ve müzakere dosyalarını koordine eden en deneyimli “yazılımını” devre dışı bıraktı. Bundan sonra Tahran’da atılacak her adım, biraz daha dağınık, biraz daha sinirli, belki de daha az hesaplanmış olabilir. Savaşı izlerken atılan füzelerden ziyade bu boşluğun karar süreçlerine nasıl yansıdığına bakmak gerekiyor. Zira bazen cephede duyulan en yüksek ses aslında masadaki sessizliğin işareti olur. Ali Laricani’nin ardından İran dosyasında duyduğumuz ses tam da böyle bir sessizliğin yankısı olabilir. *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. İRAN gölge beyin ALİ LARİCANİ ölüm Göktuğ Çalışkan, Independent Türkçe için yazdı Göktuğ Çalışkan Çarşamba, Mart 18, 2026 - 09:00 Main image:

Fotoğraf: AA

TÜRKİYE'DEN SESLER Type: news SEO Title: İran’ın gölge beyni: Ali Laricani’nin ölümü ne anlama geliyor? copyright Independentturkish: