Azerbaycan – Türkiye kardeşliği neden hedef alınıyor?

2023 yılının Ağustos ayında Türkiye’de, aralarında kamuoyunun yakından tanıdığı isimlerin de bulunduğu 97 kişi bir bildiriye imza attı. İnanması güçtü; ancak söz konusu bildiride Azerbaycan, Karabağ’da Ermenilere karşı soykırım ve etnik temizlik yapmakla suçlanıyordu. Oysa Azerbaycan’ın toprakları tam 30 yıl işgal altında kalmış, halkı ise soykırım ve etnoside maruz bırakılmıştı. Nihayet, 2020 yılında 44 gün süren Vatan Muharebesi başlamış, Azerbaycan devleti hakkı olanı geri alarak kendi topraklarını işgalden ve işgalcilerden arındırmıştı. Elbette, toprak bütünlüğümüzün sağlanması hepimizi mutlu etmişti; ancak anlaşılan o ki Karabağ’ın işgalden kurtarılması yalnızca Azerbaycan için değil, tüm Türk dünyasının bütünleşmesi açısından da önemli bir dönüm noktası olmuştu. Savaşlarda köprüler yıkılır, yollar tahrip olur. Ancak Azerbaycan, savaşta Ermenistan’ı yenerek yeni bir köprü ve yol inşa etti: Zengezur Koridoru. Biz kendi aramızda bundan “Türk yolu” olarak bahsediyoruz. Paradoksal görünse de bu coğrafyada barışın ve kalkınmanın elçisi savaş oldu. Böylece yakın perspektifte Türkiye, bu köprü vasıtasıyla Türk dünyasıyla doğrudan bağlantı kurabilecek; Türk devletleri arasında entegrasyon dinamikleri tetiklenecek, mevcut ekonomik ve lojistik tablo yeni bir ivme kazanacaktır. Bana göre bu projenin siyasi boyutu, ekonomik boyutundan çok daha büyüktür. Tabii ki, bu durumdan rahatsız olanlar da oldu. Anadolu’da bir deyim vardır: “Kanbersiz düğün olur mu?” Elbette olmaz. İkinci vatanım gibi gördüğüm Türkiye’nin siyasi iklimine aşina biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki, bugüne kadar Türkiye’den Azerbaycan’a yönelik bu denli sistemli, örgütlü, dezenformasyon ve “deepfake” odaklı bir propaganda yürütülmemiştir. Ancak burada Türkiye derken ne aziz Türk milletini ne de saygıdeğer Türk devletini kast ediyorum. Zira gerek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan gerekse MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, iki kardeş ülke arasında nifak tohumu ekmeye çalışanları sert bir dille uyarmış; ilişkileri provoke etmeye yönelik manipülatif girişimlere karşı açık bir tutum sergilemiştir. Benim bahsettiğim, jeopolitik rekabet nedeniyle Azerbaycan–Türkiye ilişkilerini manipülasyon odağı haline getiren ve ister klasik ister dijital medya platformlarında bu ilişkileri sekteye uğratmaya çalışan belirli çevrelerdir. Anlaşılan o ki, bazıları tarafından toplum mühendisliği oldukça iyi kavranmış... Önce ABD ve İsrail’in İran’a yönelik hamleleri ve Gazze meselesi nedeniyle zaten hassas olan Türk kamuoyu üzerinden, Azerbaycan’ı “İsrail yanlısı”, "Siyonist yuvası" gibi göstermek amacıyla sistemli bir algı operasyonu yürütülmüştür. Görünüşe bakılırsa, bu çabalar belirli ölçüde etkili de olmuştur. Oysa Azerbaycan, her fırsatta Filistin’e desteğini açıkça ortaya koymuş, orada yaşanan acı olaylardan dolayı duyduğu üzüntüyü dile getirmiş, Gazze’ye aralıksız insani yardım konvoyları göndermiş ve sorunun uluslararası hukuk çerçevesinde çözülmesi için azami gayret sarf etmiştir. Kendi düşüncemi söylemekten çekinmeyeceğim: Azerbaycan ne İsrail yanlısı ne de Filistin yanlısıdır; Azerbaycan adalet yanlısıdır. Kendisinin sağladığı, ama tam 30 yıl boyunca beklediği; zaman zaman bazı Müslüman devletlerin (örneğin Filistin’in) söz konusu politikalarında görmeyi umduğu, ancak bulamadığı şeydir: adalet! Azerbaycan’ın Gazze savaşına yaklaşımını anlamak ve konuyla ilgili dezenformasyon bataklığına saplanmamak için, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik hamlelerinden sonra yaşanan gelişmelere bakmak yeterlidir. Savaş başlar başlamaz Bakü, hava sahasının İran’a karşı kullanılmasına izin vermeyeceğini net bir şekilde ifade etmiştir. İran’ın dini liderinin hayatını kaybetmesinin ardından, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İran’ın Bakü Büyükelçiliği’ne taziye ziyaretinde bulunmuştur. Ayrıca, kısa süre önce İran’a insani yardım konvoyları gönderilmiştir. Zannederim ki Azerbaycan, bu süreçte İran’a insani yardım sağlayan sınırlı sayıdaki ülkelerden biri, hatta belki de birincisidir. Peki, neden Türk kamuoyuna bunun tam tersi anlatılıyor ve doğrular yanlış yankılanıyor? Çünkü amaç, birilerinin karşılıklı güvensizlik zemini oluşturarak iki ülkenin arasını açmak, yalnızlaştırmak; Orta Koridor sürecinin önemli bir parçası olan Zengezur Koridoru projesini sabote etmek, Türk dünyasının ortak gelecek tasavvurunu sekteye uğratmak, sadece devletler arasında değil, halklar arasında da soğuk rüzgar esdirmek ve toplum hafızasında kalıcı hasar bırakmaktır. Bu gibi faaliyetleri kendilerine misyon edinenler arasında PKK yandaşları, aşırı sol-liberal çevreler, beşinci kol ve İran bağlantılı trol ağları yer almaktadır. Yani cephe baya büyük. Ne yapmalıyız? Bana göre dezenformasyonla mücadelede hattı mudafaa yoktur; sathı müdafaa vardır. Toplum olarak daha dikkatli davranmalı, bilgi ile algı arasındaki ince çizgiyi ayırt etme refleksini güçlendirmeliyiz. Çünkü Azerbaycan–Türkiye ilişkilerini hedef alan her söylem, yalnızca iki devlet arasındaki bağı değil; aynı zamanda ortak tarih, kültür ve Türk dünyasının birliktelik perspektifini de zedelemeyi amaçlamaktadır. Oysa bu ilişki, konjonktürel değil; tarihsel, stratejik ve toplumsal bir zemine dayanmaktadır. *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. azerbaycan Türkiye KARDEŞLİK hedef Behruz Hasanov, Independent Türkçe için yazdı Behruz Hasanov Çarşamba, Mart 18, 2026 - 09:15 Main image:

Fotoğraf: AA

TÜRKİYE'DEN SESLER Type: news SEO Title: Azerbaycan – Türkiye kardeşliği neden hedef alınıyor? copyright Independentturkish: