İşçileri örgütsüzleştirip yalnızlaştıran ve zorlu geçim koşullarında çaresiz bırakan patronlar açısından çalışanların hayatlarının hiçbir önemi bulunmuyor. Fabrikada, madende ve işyerlerinde çarklar, işçilerin canı pahasına dönüyor. Üretimin her durumda devam etmesi, daha fazla kâr ve sömürünün artırılması hedefi nedeniyle iş cinayetlerinde hayatını kaybedenlerin sayısı her geçen gün artıyor. Patronlar, servetlerine servet katar ve eşitsizlikler alabildiğine derinleşirken her yıl binlerce işçinin evine o “kara haber” geliyor… Ama iş cinayetleri ve kazaları medyada en az görünür olan konulardan. Çoğu zaman bir haber sitesinden ya da cinayetlere karşı yapılan eylemlerden değil X akışında gördüğümüz bir portre fotoğrafıyla öğreniyoruz kaybettiğimiz insanların hikayesini. İSİG Meclisi’nin verilerine göre 2025’te iş cinayetlerinde hayatını kaybedenlerin sayısı 2105. Son 10 yılda çalışırken aramızdan ayrılan işçilerin sayısı ise 20 binin üzerinde. Çocuk ve genç işçi cinayetleri Her yıl iş cinayetlerinde ölen işçilerin yaklaşık yüzde 15’i yani yüzlercesi 18-25 yaş arası gençlerden oluşuyor. Mesleki eğitim (MESEM) adı altında çalıştırılan gençler, önceki yıllara göre yüksek riskli işlerde daha fazla yoğunlaşıyor. 2006 yılında Koç Holding’in Milli Eğitim Bakanlığı işbirliği ile başlattığı ve “Meslek Lisesi Memleket Meselesi” sloganıyla hayata geçirilen proje sanayi sektörlerine ara eleman yetiştirme hedefiyle yola çıkarken çocuk ve genç işçilerin hayatı ile ilgilenmiyordu. Nitekim bu proje ile açılan yolda MESEM vb. programlarla çalışan çocukların sayısı giderek arttı ve 2025 yılında en az 94 çocuğun iş cinayetlerinde öldüğü tespit edildi. 2024 yılında bu sayı 71 idi. Patronlar, kârlarını ve yatırımlarını garanti altına almak için “memleket meselesi” yalanıyla çocukların ve gençlerin ölümüne çalıştırılmasına zemin hazırlıyorlar. Göçmen işçileri yüksek risk altında Sermaye sınıfı, işçileri bölerek emek maliyetlerini düşürüyor. Göçmen işçiler gibi güvencesiz kesimleri, riskli işlerde ve kötü koşullarda ucuz işçi olarak çalıştırıyor. Çoğu kayıt dışı ve güvencesiz olarak istihdam edilen göçmenler, inşaat, tekstil, tarım ve küçük sanayi işletmelerinde her an ölümle baş başa çalışmak durumunda kalıyor. İş cinayetlerinde hayatını yitiren göçmen işçilerin büyük çoğunluğu kimsesizler mezarlığına gömülüyor. Hastalanarak yavaş yavaş gelen ölüm Türkiye’deki resmi istatistiklerde, meslek hastalıkları neredeyse yok denecek kadar az görünüyor. SGK kayıtlarına göre her yıl yalnızca birkaç yüz vaka tanınıyor. Oysa ağır sanayi, kimya, metal, maden ve lojistik sektörlerinde milyonlarca işçi toz, kimyasal ve kronik maruziyet altında çalışıyor. Sorun hastalıkların azlığı değil, tespit edilmemesi. Tanı süreci uzun, bürokratik ve işçi açısından caydırıcı. Meslek hastalığı tanısı almak çoğu zaman işten atılma riski anlamına geliyor ve patronlar bunu engellemek için ellerinden geleni yapıyor. Bu nedenle hastalıklar sağlık sistemi içinde “normal hastalık” gibi kayda geçiyor, işyeri bağlantısı görünmez hale geliyor. SGK istatistiklerinde, kronik maruziyet hastalıkları sınırlı tanınıyor, kas-iskelet hastalıklarının büyük bölümü meslek hastalığı sayılmıyor, uzun vadeli kimyasal etkiler kayıt dışı kalıyor, ölümle sonuçlanan hastalıklar iş bağlantısıyla raporlanmıyor. Türkiye’de meslek hastalıklarına bağlı gerçek ölüm sayısı resmi tabloların katbekat üzerinde. 6331 ne getirdi, neyi değiştiremedi? 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) Kanunu işyerlerine İSG profesyoneli çalıştırma ya da hizmet alma yükümlülüklerini (iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi; bazı koşullarda diğer sağlık personeli) getirdi. Aynı kanuna göre işçiler, ciddi ve yakın tehlike gördüklerinde çalışmaktan kaçınma hakkına sahipler. Kanunun 13. maddesine göre, işçi, hayati tehlike gördüğü durumda işi durdurabilir ve işveren önlem alana kadar çalışmayabilir. Bu süre boyunca, ücret kesilemez, hak kaybı olmaz, işçi işten çıkarılamaz. Kanuna göre süreç şöyle işler: “İşçi tehlikeyi bildirir. İşveren veya kurul derhal değerlendirme yapar. Tehlike doğrulanırsa çalışma durdurulur. Önlem alınana kadar işçi çalışmaz.” Bu hak yasal olarak mevcut ve çok önemli. Ama uygulama süreci neredeyse imkânsız. İş durdurmak bir yere, üretim hızı baskısı birçok kazanın en önemli nedeni olmaya devam ediyor ve iş cinayetleri katlanarak artıyor. Dolayısıyla örgütsüz ve güvencesiz işçi bu yasal hakkını asla kullanamaz durumda. Patronlar da bu örgütsüzlüğe güveniyor. Her konuda olduğu gibi iş cinayetleri ve kazaları söz konusu olduğunda da bu tabloyu değiştiren tek şey işçilerin örgütlü hareket etmesi oluyor; iş hakkı için de kazancı için de canı için de. Patronlar neye güveniyor? Örgütsüz, güvencesiz ve yalnız bırakılmış işçi Hak arama mücadelesi oldukça meşakkatli uzun bir hukuksal mücadele demek. Yıllarca süren davalar, takipsizlik kararları, bu sürede kazanılan alacakların enflasyon karşısında erimesi… Erteleme ve kapsam boşlukları… En büyük işyeri kitlesi olan küçük işletmelerde yükümlülükler yıllarca ötelenebildi. Piyasalaştırılmış İSG … OSGB-hizmet alımı modelinde yani taşeronlaştırılmış işçi sağlığı ve güvenliği. Sorumluğu olan ama yetkisi olmayan uzman ve hekimler. “kâğıt üstünde uyum” ile “sahada güvenlik” deniliyor fakat uzmanlar süre baskısıyla onlarca firmaya bakıyor. Üstelik patronla hizmet sözleşmesi karşılığı anlaşmış İSG emekçileri hiçbir koşulda önlem aldıramıyor, işten çıkartılma tehdidi karşısında çaresizler. Denetim-yaptırım zayıflığı… Aynı sektörlerde aynı ölüm nedenlerinin tekrarı, caydırıcılığın düşük olduğuna işaret ediyor. Denetimler patrona önceden haber veriliyor. Eksik tamamla için 15 gün süre veriliyor. Göstermelik önlemler sonucunda para cezası bile uygulanmıyor. Ya da çok düşük meblağlar uygulanıyor. Denetim bittiğinde kara düzene devam ediliyor. Sorumluluğun aşağıya itilmesi… Kazadan sonra teknik personel/uzmanların öne çıkması, karar verici patron zincirinin “dağılması” (sahada yaygın örüntü). Kayıt dışılık ve taşeron zinciri… Riskin en yoğun olduğu yerlerde görünürlük en düşük durumda, dolayısıyla asıl sorumlunun bulunması ve cezalandırılması oldukça zor. 2014 Soma maden faciası 301 işçi hayatını kaybetti. Cumhuriyet tarihinin en büyük iş cinayeti olarak kayda geçti. Faciadan sonra yapılan bilirkişi raporları; havalandırma, gaz ölçümü ve acil kaçış sistemlerinde ciddi eksikler olduğunu ortaya koydu. Aynı maden daha önce de denetlenmişti. 2014 Ermenek maden faciası Karaman / Ermenek’te 18 işçi hayatını kaybetti. Ölümler su baskını sonucu yaşandı. Risklerin önceden bilindiği raporlara yansıdı. 2018 İstanbul Havalimanı cinayetleri Havalimanı inşaatında gerçekleşen yüzlerce iş cinayeti resmiyette 30’un altında gösterildi. Taşeronlaşma, hız, çalıştırılan göçmen işçiler vb. yönleri ile bu işçi cinayetleri birçok tartışmaya ve eyleme konu oldu. 2020 Hendek havai fişek fabrikası patlaması Sakarya Hendek’teki patlamada 7 işçi hayatını kaybetti, 100’den fazla kişi yaralandı. Fabrika daha önce de patlamalar yaşamıştı. Risk biliniyordu. 2022 Amasra maden faciası Bartın Amasra’da 41 işçi yaşamını yitirdi. Bilirkişi raporları havalandırma ve gaz güvenliği eksiklerine işaret etti. Maden daha önce denetlenmişti. 2024 Hendek makarna fabrikası patlaması Fabrikada yaşanan patlamada 5 işçi hayatını kaybetti, 26 işçi yaralandı. Patlamadan birkaç ay önce fabrikada çalışan bir iş güvenliği uzmanının, patlamanın yaşandığı değirmenlerle ilgili yaşanan sorunlardan dolayı patronla karşı karşıya geldiği ve daha sonra iş akdinin feshedildiği iddia edilmişti. Dilovası sanayi patlamaları Kocaeli Dilovası OSB’de son yıllarda kimya ve metal tesislerinde birden fazla patlama ve yangın yaşandı. Son yangında 6 işçi yaşamını yitirirken bazıları ağır yaralandı. Kazalardan önce işçilerin güvenlik şikayetleri basına yansıdı.