ABD ve İsrail ile İran arasında savaş devam ediyor, üçüncü haftasında sürüyor. Savaş nasıl cereyan ediyor, özü itibariyle ele alalım. On binlerce yıldır süren insanlığın savaş dersleri bugün bize neyi işaret ediyor? Savaşın Temel Dinamiği Savaşta kural yoktur. Savaşa girmek kolay çıkmak zordur. Ya pes edersin ya bitersin. Savaşı, gücü olan ve yönetebilen sürdürür. Savaşın sonunda bedeller ödenir. Savaşlardan geriye neler kalır? Sözler, hisler, sübjektif değerler mi? Gelecekteki kuşaklar için ne bırakılacak? Bedel, gelecek kuşaklara ödetilmemelidir. Savaş en zor sahnedir. Çok şey söylenebilir ancak sonuçta savaş akılla ve kaynakla yönetilir. Savaşta düşman vardır. Savaşan taraflar düşmanlarına ve onları besleyen kaynaklara, ki insan kaynağı esastır, en sert şekilde saldırırlar. Amaç, düşmanı ve kaynaklarını yok etmek, etkisiz kılmak, durdurmak, zayıflatmak, istismar etmektir. Bunun için bir dizi planlı, hedefli ve koordineli, çeşitli saldırı ve savunma faaliyetleri icra edilir. Normal bir savaşta düşmanınıza vurursunuz, 1, 2, 3… sürekli, göz açtırmamacasına. Daha fazla, daha güçlü, daha kalıcı hasar bırakacak biçimde. Diyelim gücü 100 iken, onu giderek 1 veya 0 olacak seviyeye getirene dek vurursunuz. Bezdirirsiniz, pes ettirirsiniz. Savunan ise gücünü korurken, saldırana zaiyat verdirir, kapasitesini düşürür. Mesela saldırı gücünün etkisi 100 ise, müteakip hamlelerde 70, 50, 40 olur ve saldırının zarar verdiğini düşünmeye başlar. Bu kez iş tersine döner, başta savunan saldırıya geçer. Başka bir ifadeyle, savaşta gücünüzü koruyacaksınız, manevralar yapacaksınız, aldatacaksınız, yenilikler yaratacaksınız; sonuçta düşmana aman vermeyeceksiniz. ABD ve İsrail sürekli saldırıyor; taktik ve stratejik uçaklarla, güdümlü füzelerle, roket/top atışlarıyla vuruyor hem denizden hem havadan. Bu saldırılar hiç hız kesmedi, kuvvet kaybı olmadı, başından itibaren üstündü, üstünlüğü sürüyor. Askeri, güvenlik, endüstriyel, stratejik, ulaştırma, iletişim, psikolojik, her ne tür hedef varsa vuruyor. Hedef kategori ve tabakaları olarak, üst ve orta seviyelerdeyken, şu an ABD ve İsrail alt, yakın ve derin seviyelere indiler. Saldırılara mukavemet yok, tam tersine serbesti var. Eğer savaş sert güçle düşmanını yok etmekse, bu taraftakiler şu an tam da öyle yapıyor; yok ediyor, yakıyor, yıkıyor. Bu savaşı, bilinen savaş araçlarıyla, operasyonlarıyla ve taktikleriyle yapan taraf ABD ve İsrail olarak gözüküyor. İran’ın saldırıları aktif veya pasif stratejik savunma usullerine dayanıyor. Savaşın başından itibaren yapabildiği, sınırının ötesinde düşmanına ve destekçilerine füzelerle ve dronlarla karşılık vermek, sorunu yayacak türden pasif hamleler yapmak, ama en önemlisi kendi iç güvenliğini muhafaza etmek için içerideki faaliyetleri ayakta tutmak. Eğer savaş sert güçle düşmanı amacından vazgeçirmekse, İran bunu imkanları ölçüsünde yapmak istiyor. Vekilleri kullanıyor (şimdilik Hizbullah), Hürmüz’ü kapatıyor, sivil-tankerleri vuruyor, engelliyor, dünya enerji ve ticaretine ket vuruyor. ABD ve İsrail’i pasif veya aktif destekleyen bölge ülkelerine zarar veriyor. Ama şu an net göremediğimiz bir önlem var; İran iç güvenlik açısından zaafa düşmemek adına, içindekilere ne tür önlem alıyor, faaliyet yürütüyor, acaba sert davranıyor mu? Bilindiği gibi, savaşta milli düşünceye ve harekete karşı olduğu düşünülen bir kimse veya kesim olur ise bu hemen “vatan haini” ilan edilir ve cezası da ağırdır. Savaş yokken vatan haini tanımı daha az kullanılır, ancak savaşta bu oldukça geçerlidir. İşte savaşlarda bu kesime dönük de bir plan vardır. Yapılmak istenen: “Düşmanın harbe devam azim ve iradesini kırmak.” Bu maksatla, önce askeri yönden düşmanın bileği bükülür, daha sonra iç cepheye dönülür, ülkeyi yönetenler ve askeri imkanları destekleyenler ile millet arasına girecek hamleler yapılır. Burada sadece ateşli silahlar kullanılmaz, propaganda, ekonomi, vb. silahlar da kullanılır. Diyelim ABD ve İsrail, İran’a yönelik saldırılarının dozunu arttırdıysa, işte o zaman iç cephede neler oluyor, bunu da gözlemlemek gerekir. Eğer bir kesim yönetime ters düşmeye başladı ise bu takdirde iç cephede kıyımlar başlar. Şimdi başa dönelim. Eğer bundan önce (2025 Aralık – 2026 Ocak arasında) halk çeşitli nedenlerle yönetime karşı sokak hareketlerine başladı ise en sıcak zamanında operasyon başlatılabilirdi. Yani halk ile yönetim çatışıyorken, hatta belli ölçüde kıyım varken, ABD ve İsrail’in kendi gerekçelerine (nükleer silahlar, füzeler, vekiller vb.) ilave olarak, halka sert tutum sergileyen güvenlik güçlerinden onları kurtarmak gibi, daha çok tahrik fırsatını değerlendiren bir sebebi de buna ekleyerek, savaşı başlatabilirdi. Bu itibarla 28 Şubat’ta başlatılan harekât o tarihte değil de Aralık 2025’te veya Ocak 2026’da başlatılabilseydi, halkın sokakta olduğu en sıcak iç çatışma zamanında yapılsaydı, durum daha farklı olabilirdi. Şimdi durum ne? Kimse hain olmak istemez, olursa da en sert şekilde cezalandırılırken ne olup bittiğini şu an anlamak da mümkün değildir, savaştan sonra yazılan anılardan, romanlardan okursunuz. Bugün bu durum İran’ın iç direnişi bakımından değer kazanmıştır. ABD ve İsrail için tersi bir durum vardır. Şu an iç cephe meselesi İran’ın savunması açısından öne çıkmıştır. Ali Hamaney öldürüldüğü halde yönetim sistemi ayakta tutmuş, kadroları düzenlemiştir. Ali Hamaney vurulunca halk nasılsa sokağa çıkar, düşüncesi yanlış olmuştur. Bir Zafer Arayışı Savaşın temel dinamiğine dönelim ki bu noktada önce askeri operasyonlar esastır. Klasik dönemde savaş demek, orduların muharebe alanında karşı karşıya gelmesi demekti. Ordulara kaynakları devlet de millet de verirdi. Savaş cephede olur biterdi. Zafer ilan ermek mümkündü. Savaş hali, barışa gidene dek çok uzun süre alabilirdi. Düşmana belli bölgeler, tavizler veya imtiyazlar verilse bile, “kendimizi koruduk” diyerek savaş alanından dönerken “zafer kazandık” da denebilirdi. Bunlar göreceli bakış açılarıydı. Peki modern dönemde savaşlar nasıl? Bugün 5. nesil savaşların olduğu dönemdeyiz. Beşinci nesil savaş çok başka özellikler taşımaktadır. Beşinci nesil savaşların sonuçları, klasik savaş mantığına göre işletilen “zafer” ifadesiyle karşılık bulmaz. Ya ne olur? Taraflar kısa-orta-uzun vadeli ne tür bir “durum üstünlüğü veya kaybı” yaratır, buna göre bir sonuç elde edilir. Örneğin: İran, “ülkemi ve sistemi düşmandan korudum” diyebilir ve bunu bir zafer olarak sunabilir. Diğer taraftan Trump, “İran’ı kırk yıl toparlanamayacak şekilde gerilettik, bu zaferdir” diyebilir. Bu iki örnek de bu savaşta pekâlâ ilan edilebilir. Peki sonuçta olan ne, buradaki zafer betimlemesinin anlamı ne, ne denli gerçekçi? Bir, iki veya üçüncü nesil savaşlar dönemi kendine göre zaferi tanımlar. Örneğin işgalci gelir, işgal hareketi başlatır, ayrıca tanımlı bir savaş meydanı vardır, biri yener diğeri yenilir. Şimdi bu durum yok. Anlaşılması güç olan konu da bu olsa gerekir. Ukrayna savaşı bile aynı anda 3. 4. ve 5. nesil savaşların karışımıdır, bir kere savaşın cephesi var, işgal edilen bir toprak parçası vardır, zaferi somut buna göre tanımlamak mümkün olabilir. İran’da ise işgal hareketi yok, “durum değişikliği yaratmak” var. Üstelik bu bir cephesiz savaş. Yeni nesil savaşlar, sonuç için yeni tür ve bütünü kapsayan hesaplar yapmayı gerektirir. Örneğin küresel/uluslararası etkinlik, ne tür bir yerdeydi, nereye indi, bunu bile hesapla ifade edebilirsiniz, ilan edilen ifadeyle değil. Diğer örnek, Ortadoğu’da dengeler neydi, ne oldu, bunu hesap edersiniz. Zafer sözcüğü sübjektif sunulursa retorik olur; objektif olabilmesi için yapılan anlaşmaların neyi aldığı ve neyi verdiği noktasından hareketle gerçek sonuca dayandırılır. Yeni nesil savaşlar maç sonucu gibi değildir, “yendi/yenemedi”, “haklıydı ve hakkını aldı” veya “haksızdı ve bedelini ödedi” gibi bakış açılarıyla açıklamalar, kimin nereden baktığıyla ilgili sübjektif yorumlardır. Bu konuyla ilgili olanlar somut ve net hesap yapmalılar. Aksi halde olup bitenden yarayışlı ders çıkarmak mümkün olmayabilir. Savaşın Takibi Bakın, savaşa dair ne tür bilgi ve yorumlar yapılıyor? Öncelik sıralaması: Savaşın en çok hangi yönlerini konuşuyoruz? Liderler (Trump, Netanyahu, baba ve oğul Hamaney), İran’ın füzeleri, İran sosyolojisi, ABD ara seçimi, ABD’de savaşı istemeyenlerin yüzdesi, ABD ve İsrail kayıpları, Teopolitik mevzular, İsrail’e düşen füzeler, Demir Kubbe etlisi ve çalan sirenler, Hürmüz, ABD’nin olası kara harekâtı, savaşın yayılması, savaşın uzaması, petrol fiyatları vb. Az konuşulanlar neler? Askeri taktikler, savaş stratejileri ve doktrinleri, savaştaki gerçek/fiili gelişmeler, gerçek kayıplar, İran’ın nükleer ve konvansiyonel silah seviyesi, İran’ın IRGC ve Besic gücünün etkinliği, propaganda teknikleri, çıkarılan dersler, ekonomik gelişmeler, savaşta teknoloji, vb. Eğer bir savaş varsa, takip ediliyorsa ve tartışılıyorsa, bu sıralama ne olmalı? Paylaştığım Tezler Ben sizler neler yazdım neler anlattım? Yazdığım makalelere, X paylaşımlarına ve TV konuşmalarına bakın, hamaset yoktu, savaşın kendi gerçeği üzerine bilgi ve yorumlar vardı. Hem henüz savaş başlamamıştı, 22 Şubat’ta böyle bir savaşın olabileceğini ve olduğu takdirde ne şekilde gerçekleşebileceğini yazmakla başladım. 28 Şubat’ta savaş başladı… Strateji, operatif ve taktik içerikli, tamamen askeri ve politik-askeri çerçevede “Tezlerim”i yayımladım (en sonuncusu 12. bilgilendirmeydi, devam ediyor). İlk günden itibaren “İran Operasyonu/Savaşı” başlıklı paylaşımlarımla gelişmeleri yazdım (en sonuncusu 14. Bilgilendirmeydi, devam ediyor). Makalelerimde kapsadığım konular, strateji ve jeopolitikle, savaş bilimi (polemoloji) ve gerçekleşen savaşla ilgiliydi, içerikler askeri ve politik-askeriydi, savaş ekonomisini, savaşla birlikte ortaya çıkan dünya ekonomisindeki gelişmeleri, beklenenleri ve psikolojik harekât ile propaganda usullerini yazdım. Hatta 5. nesil savaş, hibrit savaş, çok alanlı operasyon konularını açıkladım, kendi polemoloji kavramlarımı ileri sürdüm: Cephesiz savaş, savaşta kontrolsüzlük gibi. Klasik stratejileri günümüz hibrit/beşinci nesil bağlamında yeniden yorumladım: Zaman, ani şok ile uzun vadeli yıpratmayı birleştiren hibrit kasırga gibi işler; zafer sahadan değil, entegre zekâ ve senkronizasyondan gelir. Zamanı, hibrit ve beşinci nesil savaşta barıştayken üstün gel, çatışma olursa yönet. Ani kasırga (şok) ve uzun baskı (yıpratma) entegrasyonu hakimdir; zaman rakibin karar mekanizmalarını felç eder, algıları manipüle eder. Polemolojik üstünlük, hibrit yöntemlerle rejimi tasfiye etmeden, kapasitesini törpüleyerek itaate zorlamaktır; gecikme karşı hamle (nükleer hızlandırma) doğurur. Polemolojik olarak zafer artık entegre zekadan gelir. Modern çatışmalarda zafer, zamanı en iyi okuyanındır. Bu tür ifadeleri nerede ve kimlerden duyuyorsunuz? Savaşı savaş gibi anlatanlardan ki, üzülerek söylüyorum, onlar dışarıdalar. Eğer referans verilecekse tercih edilenler de dışarıdakiler oluyor. Bu da bir eksiklik! İran savaşı (2026 başındaki ABD-İsrail-İran çatışması) ile ilgili askeri tezlerimi burada vereyim. Savaşla ilgili özet şu: Bu İran savaşı, modern savaşın anahtarının en entegre savunma mimarisi, en hızlı yakınsama, en derin sistem anlayışı ve en sürdürülebilir doktrin olduğunu kanıtladı. Beşinci nesil savaş mantığı burada tam tezahür etti: Cephesiz, hibrit, çok alanlı, algı odaklı ve küresel etki üreten bir çatışma. Kazanan, en güçlü silaha değil; bu unsurlara sahip olana ait. İran rejimi ayakta kalsa da bedel ağır; asimetrik "kontrolsüzlük" taktiği ise gelecekteki savaşların yeni bir yüzü olarak kalacak. Aşağıdaki tezler, özellikle polemolojik bakış, modern savaşın doğası, savunma mimarileri ve stratejik sonuçlar üzerine yoğunlaşıyor. 1. Modern Savaşın Anahtarı: Entegre Savunma Mimarisi ve Çok Alanlı Doktrin Modern savaşta zafer, en güçlü silaha değil; katmanlı, önleyici ve entegre savunma mimarisine, hızlı yakınsamaya, derin sistem anlayışına ve sürdürülebilir doktrine sahip olan tarafa ait. İsrail/ABD tarafı, önleyici-katmanlı-entegre savunma mimarisi ile İran'ın asimetrik mozayik savunma anlayışını büyük ölçüde etkisizleştirdi. (Bu durum İran’a galip geldi manasına gelmez.) İran'ın rejim direnci, vekil güçleri ve yeniden inşa kapasitesi hızlı bir zaferi engelledi; ancak bu, uzun vadede İran'ı stratejik olarak çok zayıflattı. (Bu durum ABD’ye galip geldi manasına gelmez. Hatta savaşın etkileri küresel değerlendirilmeli sonucunu doğurur.) 2. Cephesiz Savaş Kavramı Bu savaş, dördüncü nesil savaşa kadar var olan "cephe" kavramının tamamen ortadan kalktığı bir örnek. Rusya-Ukrayna savaşı bile hala bir cephe hattı içerirken; ABD-İsrail'in "Destansı Öfke" ve "Kükreyen Aslan" operasyonlarında cephe yok. Savaş, hava-deniz-füze-drone-siber-vekil alanlarında, çok alanlı ve dağıtık biçimde yürütülüyor. İran’ın iç cephesi kendiyle alakalı. 3. İran'ın Stratejisi: Küresel Kontrolsüzlük Yaratma İran, klasik karşılık yerine kontrolsüzlük stratejisi izliyor: "Eğer ben yanıyorsam, siz de yanacaksınız" mesajı. Bu, Hürmüz Boğazı'nı tehdit etme, tanker avcılığı, mayın döşeme, Bab-ül Mendeb'e sıçrama, drone saldırıları, vekil güçlerle küresel tedarik zincirlerini bozma gibi asimetrik hamlelerle yapılıyor. Amaç: Savaşı kontrol edilemez hale getirerek ABD/İsrail'i yıpratmak, diplomasiye zorlamak ve rejim hayatta kalmasını sağlamak. Sonuç: İran füze/drone kapasitesini hızla tüketti, hava-deniz gücü neredeyse yok oldu, ama rejim iç güvenlik (IRGC, Besic) ile ayakta kalmaya çalışıyor. 4. İran'ın Savunma ve Emir-Komuta Zaafları İran'da gerçek bir hava kuvveti yok; havacılık zihniyeti ve emniyet prensipleri eksik. Uçaklar yerde yakalanıyor, vuruluyor (“ölü uçak”). Füze ve drone ile İsrail/ABD'yi bertaraf etme planı gerçekçi değil. Emir-komuta sistemleşmemiş; siyasi müdahaleler karar alma süreçlerini bozuyor. Stratejik paradoks: Kurumsal dayanıklılık var ama içsel çözülme (ekonomik çöküş, altyapı kaybı) çok derin. 5. Stratejik Hedef Değişimi ve Sonuçlar İlk aşama: Taktik/operatif hedefler (füze üsleri, IRGC noktaları, nükleer tesisler) vuruldu; İran'ın konvansiyonel kapasitesi çöktü. İkinci aşama: Stratejik hedefler (enerji, altyapı, endüstri); Ülkeyi diz çöktürme amacı. İran'ın zafer iddiası tek bir şeye dayanıyor: "Rejimi ve toprak bütünlüğünü koruduk." Bedel çok ağır: Nükleer kapasite gitti, hava-deniz gücü yok, ekonomi çöktü, çevre düşmanlıkları arttı, küresel enerji/ticaret güvenliği zedelendi. 6. Gelecek Perspektifi ABD politik olarak yumuşak güce dönebilir, ama İsrail bölgesel istikrarsızlık ve vekalet savaşını sürdürecek. Savaşın kazananı: En entegre savunma mimarisine, en hızlı sistem yakınsamasına ve en derin doktrine sahip olan. İran örneği, asimetrik stratejilerin kısa vadede yıpratma yaratsa da, entegre ve katmanlı konvansiyonel üstünlüğe karşı uzun vadede sürdürülemez olduğunu gösterdi. 7. Beşinci Nesil Savaşın Stratejik Anlamı Beşinci nesil savaş, klasik kinetik (fiziksel yıkım odaklı) savaşın ötesine geçen, algı yönetimi, bilişsel alan, karar felci yaratma, hibrit katmanlar ve temassız/cephesiz üstünlük üzerine kurulu bir çatışma biçimidir. Buna göre bu savaşın ana unsurları: Cephesiz savaş, hibrit ve çok alanlı entegrasyon, algı ve bilişsel alan odaklı, yakınsama. Cephesiz savaşı yukarıda açıkladım, diğerlerine bakalım. Hibrit ve Çok Alanlı Entegrasyon: Sert güç (konvansiyonel vuruşlar) ile yumuşak güç (enformasyon, ekonomik baskı, psikolojik harp), vekalet unsurları, siber saldırılar, ekonomik araçlar aynı anda veya değişen oranlarda kullanılıyor. Algı ve Bilişsel Alan Odaklı: Zafer, fiziksel yıkımdan ziyade rakibin karar alma sürecini bozmak, iç paniği körüklemek, rejim meşruiyetini sarsmak, küresel algıyı yönetmekle kazanılıyor. Yakınsama: Farklı alanlardaki etkilerin hızlı birleşmesi; istihbarat, hedefleme, vuruş ve etki değerlendirme döngüsü saniyeler/dakikalar içinde tamamlanıyor. İran savaşında ABD/İsrail tarafı bu savaşın ana unsurlarıyla alakalı kavramları tam uyguladı: Erken aşamada taktik/operatif hedefleri (füze üsleri, IRGC noktaları, hava savunma sistemleri, nükleer tesisler) vurarak İran'ın kinetik kapasitesini çökertti; sonra stratejik hedeflere (enerji altyapısı, endüstri, rejim kontrol mekanizmaları) geçerek rejimi diz çöktürme baskısı yarattı. İran ise kontrolsüzlük stratejisi ile (Hürmüz tehdidi, Bab-ül Mendeb'e sıçrama, küresel tedarik zincirlerini bozma) savaşı yayarak 5GW'nin "kaos yaratma" yüzünü gösterdi. Durumun ciddiyetini size başka nasıl anlatabilirim? Konu: Beşinci nesil savaş ile operasyon arasındaki fark. Bugün 5. nesil bir savaşı ancak başat güçlerden birkaçı yapabilir, mesela bir Avrupa ülkesi olan Fransa dahi yapamaz. Peki örnek verdiğim Fransa gibi bir ülke (ki savaş endüstrisi, nükleer gücü, AI yeteneği, tarihsel deneyimi var) ne yapabilir? Ancak “5. nesil operasyon.” Savaş ile operasyon arasındaki farkı anlamamız gerekir, fakat bir de “5. nesil savaş planı ve yönetimi” kapasitesi var ki, asıl mesele de buradadır. Şimdi bu ayrıntıyı bilmeyenler sorabilirler, İran ne yapabilir diye. ABD ve İsrail “birleşik operasyon” yapıyor. Savaşı ABD planlayıp yönetiyor, çünkü “küresel etkili bir savaş.” İsrail ise bir yandan bölgesel amaçları için diğer yandan ABD’nin desteği için “5. nesil operasyon” yapıyor. Başka ifadeyle Fransa ve İsrail yaklaşık aynı işleri yapabilirler: Operasyon. Bunların savaşı ancak 3.-4. nesil olabilir. İran, savaşa büyük bir “asimetrik ve iç güvenlik gücü” şeklinde girdi; sadece pasif, kısmi de olsa aktif “stratejik savunma” yapabiliyor ki bunda da fazlasıyla yıpranıyor. Savunmayı çok bedel ödeyerek yapmaya çalışıyor, sonucu göreceğiz. İran operasyonel düzeyde “hibrit” imkanlarla hasmına karşılık vermeye çabalıyor. Sonunda konu geldi çattı, iç güvenliğin “savunma ve direniş”i yeterince desteklemesine. Beşinci nesil savaşın planlaması ve yönetimi başat güç seviyesidir. Bu ne işe yarar diyebilirsiniz? Bu küresel etkili stratejik savaşları yapanların elde edebilecekleri sonuçlara kadar durumu iyi değerlendirmek gerekir. Yapılan anlaşmalar neyi alır neyi verir, bütüncül bakın! Sonucu tayin ederken sübjektiflikten kaçının. Sonuç Savaşın başında ne düşünülürse düşünüldü ne yapıldıysa yapıldı, şimdi gerçekçi açıdan gözlemde bulunma zamanı: Bir savaş oluyor, çok fazla karakteristik yönleri var, anlamaya çalışmak, dersler çıkarmak her şeyden önemli. Ben örneğin size şöyle bir yorum yapayım. Gerçek planı bilmiyorum, öyleyse benimki sadece gözlediklerimden çıkardıklarım. Şöyle olsun: ABD ve İsrail’in hesabı iç ayaklanma ve rejim değişikliğiydi, meselenin Hürmüz’e kadar gelineceği düşünülmemişti. Ancak savaşlar uzadıkça komplikasyonların olması olağandır. Aslında bu da bir sonuçtur. Savaşı yöneten (burada başat güç ABD ve Trump diyelim) ortaya çıkan komplikasyonları ve sonuçları değerlendirir, kazancını maksimize eder. Bu bir kayıp değerlendirmesi şeklinde ele alınmamalıdır, savaşı gerçek şartlarda yöneten için daha da fazla etki üretmek diye bakılmalıdır. Savaş sonrası etkilediklerinizden neleri alırsınız, dünyayı nasıl düzenlersiniz? Yer ise hasmı nereden nereye taşıdın? Seviye ise hasmı nereden nereye indirdin? Zaman ise hasmı ne kadar geciktirdin? Siz bunlara bakın! *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. İRAN Savaş Gürsel Tokmakoğlu, Independent Türkçe için yazdı Gürsel Tokmakoğlu Çarşamba, Mart 18, 2026 - 10:15 Main image:
Fotoğraf: Reuters
TÜRKİYE'DEN SESLER Type: news SEO Title: İran’daki savaşa dair copyright Independentturkish: