Altı ay gözaltı, el konulan hayat: Belarus’ta yabancı öğrencilere muamelenin kurbanı bir Afrikalının öyküsü

Birkaç hafta önce bilinmeyen bir numaradan bir telefon aldım. Sonradan koduna internetten baktığımda aramanın Nijerya’dan yapıldığını fark ettim. Geri dönüş yaptığımda, arayanın Beyaz Rusya’da şahsıma dönük gayrimeşru ve yasadışı gözaltı teşebbüsü sırasında sözde “Geçici Gözaltı Merkezi”nde tanıştığım Muhammed adlı genç olduğunu anladım. Ona verdiğim ilk tepki, neden bunca zaman sonra beni aradığı oldu. Kendisinin yanıtı ise net ve kısaydı: “ Çünkü birkaç gün önce ancak çıkabildim oradan! ” Çıkabildiğini söylediği yer, Belarus’un başkenti Minsk’te bulunan “Geçici Gözaltı Merkezi”nden başkası değildi. Muhammed 23 yaşında Afrikalı bir öğrenciydi. Benimle hemen hemen aynı günlerde, yabancı düşmanı üniformalılar tarafından alıkonulmuştu. Toplamda 5,5 aydan fazla, adeta geç Ortaçağ koşullarını andıran şartlarda zorla tutulmuştu. Benim kadar az çok tanınmış olmadığı ve arkasında kendisi için devreye girecek kişi ve kurumlardan mahrum olduğu için, 10 gün yerine neredeyse 6 aya yakın süre orada tutulmuştu. İşte genç Muhammed ve onun şahsında, Kuzeydoğu Avrupa’nın kalbindeki küçük bir ülkede “yabancılara” reva görülenlerin öyküsü… Yabancılar üstünde 'Demokles Kılıcı' gibi sallandırılan ve terör estiren kurum: AGİM Franko İspanyası sırasında, başta Almanlar olmak üzere Avrupalı turistlerin her şey güllük gülistanlıkmış gibi Akdeniz ve okyanus kıyılarında gönüllerince serinledikleri tabloyla, arka plandaki gerçeklik arasında büyük bir tezat vardı. Benzer biçimde Akrusya’nın başkentinde de, özellikle yaz aylarında seks ve kumarhane turizminin etkisiyle kısmen renkli ve oldukça “barışçıl” bir hava hissedilir ilk bakışta. Ancak karakol, geçici gözaltı merkezi ve hapishane gibi yerlerde işin rengi tamamen değişir. Buralarda insan haklarının ve hukukun neredeyse hiçbir karşılığı yoktur. Bendenizi burada kısa süreliğine “misafir etmeleriyle”, İçişleri Bakanlığı’nın ilgili birimleri aslında kendilerini de ifşa etmiş oldular. Gelelim Muhammed ve onun gibi yüzlerce, hatta binlerce “yabancı” gencin, öğrencinin öyküsüne: Birkaç senedir üniversitede okumakta olan Muhammed’in, belgelerini zamanında yetiştirememesi nedeniyle öğrenci vizesinin süresi bitmiştir. Üzerinden birkaç hafta geçtikten sonra, ülkenin “yerli ve milli olmayanlar” üzerinde “Demokles Kılıcı” gibi sallandırılan ve adeta terör estiren sözde kurumu “AGİM”e gider. Sorununa çözüm bulacağını ve “ilgililerin” kendisine yardımcı olacağını düşünmektedir. Ancak çağdaş Belarus uygulamalarına göre, “Vay sen misin oturumunu uzatmakta geciken ve birkaç hafta sonra gelen!” denilerek sınır dışı edileceği söylenir. (Bu süreçte bölgede Nazilerden miras kalan “deportasyon” terimi kullanılmaktadır.) Bir suçluymuşçasına kelepçelenir ve benim de kendisiyle tanışacağım Geçici Gözaltı Merkezi’ne götürülür. 'Normal' bir ülkede, sınır dışı edilmek istenen kişinin bileti alınır ve gönderilir Aslında hikâye tam da burada başlıyor. Neden mi? Çünkü herhangi bir “normal” ülkede, sınır dışı edilmek istenen bir kişi için süreç bellidir: işlemler hızla tamamlanır, gönderileceği ülkeye uçak bileti alınır ve kişi gönderilir. Ancak bu açıdan Akrusya’ya gelince işler tam anlamıyla tersine dönmektedir. Muhammed’le yaptığımız uzun telefon konuşmasında ilk olarak şunu soruyorum: “Peki seni bu kadar süre neden tuttular?” 'Deportcular' gencin biletini sadece Belavia’dan almasını dayatır Muhammed, kendi inisiyatifiyle gittiği AGİM’de, onu fiilen esir alan üniformalılara, mevcut maddi durumunun ancak Moskova aktarmalı bir Nijerya bileti almaya yettiğini söyler. Bir arkadaşına para göndererek Moskova üzerinden Abuja’ya bilet aldırır. Ancak yerel yetkililer buna kesin bir şekilde karşı çıkar. Ona, dünyanın en pahalı havayollarından biri olan Belavia’dan, Dubai aktarmalı bilet almasının tek seçenek olduğu dayatılır. Muhammed, bunun şu an için mümkün olmadığını, ne kendisinin ne de ailesinin bu astronomik farkı karşılayamayacağını dile getirir. Bunun üzerine yetkililer için gerekçe hazır hale gelir. Üniversitenin davetiyle ülkeye gelmiş olan bu genç, sanki suç işlemiş ve kaçma ihtimali varmış gibi kelepçelenir. Eski tip bir gözaltı aracına bindirilir, önce karakola götürülür, ardından aylarını geçireceği merkeze taşınır. O sırada, orada aylar geçireceği ihtimali aklının ucundan dahi geçmez. “Burası Akrusya, buradan çıkış yok!” sloganından henüz haberdar değildir… 'Yabancı safarisi' ve 'öğrenci avı'nın sıradanlaşması Nijeryalı öğrenci Muhammed’in ailesi, ilerleyen haftalar ve aylarda da yeni bilet için gerekli parayı bulamayınca, genç fiilen rehin tutulmaya devam eder. Daha da çarpıcı olan ise, onunla aynı durumda olan çok sayıda öğrencinin bulunmasıdır. Bunlardan bazılarıyla ben de tanışmıştım. Akrusya, temel gelir kalemlerinden biri olan “öğrenci turizmi” kapsamında, özellikle Ortadoğu ve Afrika’dan gelen öğrencilerden ekonomik olarak faydalanırken, en küçük bir sorun durumunda sert bir güvenlik refleksiyle hareket eder. Muhammed’in anlatımına göre, yaklaşık 6 ay boyunca yerde, kirli ve böcek dolu bir yatakta yatmak zorunda kalır. Normalde 6 kişilik olan hücreyi kimi zaman 10, kimi zaman 15 kişiyle paylaşır. Tahtakuruları nedeniyle geceleri uyumak neredeyse imkânsız hale gelir. Tam 6 aya yakın süre boyunca dış dünyayla bağ koparılır Muhammed, içeride kalanların çoğunun aylarca tutulduğunu anlatıyor. Bazıları birkaç ay, bazıları ise daha uzun süre kalmaktadır. Bu süreçte, son yılların en sert kışlarından biri yaşanırken, yeterli ısınma ve battaniye sağlanmaz. Muhammed’e 6 ay boyunca yüz yüze hiçbir görüşme hakkı tanınmaz. Sadece birkaç kez telefonda kısa konuşmalar yapmasına izin verilir. 6 ay boyunca temiz hava dahi yok “Geçici Belarus Gözaltı Merkezi”nde yemekler neredeyse her gün aynıdır: Kahvaltılar iki dilim ekmek, yarım bardak şekersiz çay ve ufak bir tas yulaf ezmesinden ibarettir. Bunun dışındaki öğünler de sınırlı porsiyonlarda ve hemen hemen aynı yemeklerden oluşur. En önemlisi ise, çoğu zaman domuz köfte ya da ciğer dışında bir şey verilmez ve herhangi bir alternatif de sunulmaz. Tuvalet şartlarına gelince, adeta dillere destandır: Kimi zaman 15, hatta 20 kişinin tıkış tıkış ve geceleri zeminde yer kalmayacak şekilde yattığı “kamarada” yalnızca tek bir alaturka tuvalet vardır. En iyimser ihtimalle 1980’lerden kalma bu tuvalet son derece kötü durumdadır. Kabinin yüksekliği bir yetişkinin boyunun çok altındadır ve üstü tamamen açıktır. Yani ihtiyacını gideren kişinin çıkardığı sesler, yanı başındaki pek çok kişi için adeta naklen yayınlanmaktadır. Bu feci koşullar altında içeride banyo ya da duş kabini olmasını beklemek zaten mucizedir. Banyo hakkı ise herkes için haftada en fazla bir kezle sınırlıdır. Şimdi ise sıkı durun: Benim orada tutulduğum 10 gün boyunca, temiz hava almak üzere hiç kimse herhangi bir avluya çıkarılmamıştı. Muhammed’e, benden sonraki dönemi, yani yaklaşık 6 ay boyunca kaldığı süreyi soruyorum. Anlattıkları gerçekten inanılmaz: Kendisi ve birlikte kaldığı hiçbir kişi, bu süre boyunca bir kez bile hava almak için avluya çıkarılmamış. Final: Eşyaların fiilen gasp edilmesi Muhammed’in, salt dünyanın parası olan uçak biletini kendisi alamadığı için tutsak tutulduğu bu esir kampından çıkışı, “imdadına” bir uluslararası yardım kuruluşunun yetişmesiyle mümkün olabilmiştir. Bileti nihayet kesilir ve bu sayede içeriden çıkış kararı verilir. Ancak Belarusçular son dakikada bir gol daha atma peşindedir: Yıllardır bölgede yaşamakta olan Muhammed’in, onlarca kiloyu bulan birikmiş eşyalarından hiçbirini yanına almasına izin verilmez. Kendisi bunu, doğal olarak, hem öncesinde hem de son gün içeriden çıkarılırken defalarca söylemesine ve hatırlatmasına rağmen… Akrusyalılar benzer bir faşizan tiyatroyu bana karşı da oynamayı denemişti. Ancak alıştıkları bu kanunsuzluk bu kez tam olarak tutmamış; hepsi olmasa da eşyalarımın önemli bir kısmını almayı başarmıştım. Ne var ki iş gencecik ve özellikle Afrikalı öğrencilere gelince durum değişmektedir: Onların ne pazarlık yapacak ne de bir şekilde sözlerini geçirip kendilerini savunacak güçleri vardır. Bu nedenle Minskli üniformalılar, fiilen eşyalarına el koymuş olur. Muhammed o günden beri eşyalarına bir daha ulaşamamıştır. 9 milyonluk ülke, amiyane tabirle onları “hacılamadıysa”, genç Afrikalı öğrencinin o kadar eşyayı dünyanın bir ucundan yeniden temin etmesi ailesine yine yüzlerce dolara mal olacaktır, kuşkusuz… İşte bu tablo, gelişmiş Batı ülkeleri dışında, Türkiye dâhil pek çok çevre ülkeden gelen gençlerin “renkli sosyal hayat” uğruna okumaya gitmeyi düşündüğü bir ülkenin, “yabancı” öğrencilerle kurduğu ilişkinin sade ama çarpıcı bir örneğidir… Muhammed başta olmak üzere, içerideki herkes bir daha hiçbir suretle ilgili ülkeye ayak basmayacaklarına adeta yemin ediyordu…