Bundan tam 155 yıl önce 18 Mart 1871 günü Paris’te öyle gelişmeler yaşandı ki, olaylar dünya çapında yankı buldu ve gündeme oturdu. Ne olmuştu peki 18 Mart günü? Parisli işçiler ve emekçiler, ülkeyi 1870 yılında Prusya karşısında fetih savaşına sürükleyip yenildikten sonra da düşmanla iş birliği yapan, ülkenin başkentini yağmaya açan burjuvaziye karşı ayaklanmıştı. Kentte iktidarın halka geçtiğini ilan eden Komün, emekçi halktan yana çok çeşitli uygulamaları yürürlüğe koymuştu. Yapılan uygulamalar arasında şunlar en dikkati çeken uygulamalar olmuştur: Fırın işçileri için gece çalışmasının kaldırılması Patronların keyfî ceza sisteminin kaldırılması Yaşamak için asgari ücret güvencesi sağlanması Meşru olan-olmayan çocuklar arasındaki ayrımın kaldırılması Kilise ile devletin ayrılması. Din işleri bütçesinin kaldırılması Kilise mallarının ulusal mülkiyete dönüştürülmesi Zorunlu ve parasız laik okul Parasız adalet Seçilenlerin görevden geri alınabilmesi Yargıç ve yüksek görevlilerin seçimi Sürekli ordunun kaldırılması yerine silahlı halkın geçirilmesi. İktidarı ve onun getirdiği sınıfsal ayrıcalıkları kaybetmek istemeyen Fransız burjuvazisi derhal karşı-saldırıya geçmiş, önce düşman olarak ilan ettiği yabancı ülke ordularını ülkeye sokmuş, sonrasında da şiddetli bir kara çalma politikası yürütmüştür. Eli kanlı katiller olarak tasvir edilen “Komüncüler” yalan haberlerle işlemedikleri suçlardan dolayı itham edilmiştir. Komüncülerin infaz ettiği öne sürülen komutanlar. Fotoğrafın sahte olduğu ortaya çıkmıştır. Parisli işçiler, bir yandan ölüm kalım savaşı verirken öte yandan modern insanlık tarihinde bir ilk olan işçi iktidarında çeşitli kararlar alıp uygulamaya başlıyordu. Parisli patronlar tarafından terk edilen fabrikalar işçiler tarafından yönetilmeye başlandı. Emekçi çocuklarının ücretsiz ve bilimsel eğitim alabilmesinin önü açıldı. İktidar çevrelerini destekleyerek emekçileri baskı altında tutan kilisenin elindeki güç alındı. Halkın temsilcileri gerektiğinde "geri çağırma" usulüne göre seçildi. “Sosyal-demokrat hamkafa son zamanlarda proletarya diktatörlüğü sözünün söylendiğini duymakla yararlı bir teröre kapılmıştır. Eh peki, baylar, bu diktatörlüğün neye benzediğini bilmek ister misiniz? Paris Komününe bakınız. Paris Komünü, proletarya diktatörlüğü idi.” Friedrich Engels Komün deneyimi, siyasetçiler ve tarihçiler tarafından yoğun bir şekilde tahlil edilmiş, attıkları başarılı adımların yanı sıra yapmadıklarıyla da ele alınmışlardır. Marx, Engels ve Lenin, Paris Komünü’ne koşulsuz destek vermiş, özellikle atılmayan adımlara veya yapılan yanlışlara dikkat çekmişlerdir. Bu anlamda Paris Komünü deneyimini gelecekteki işçi iktidar denemeleri için laboratuvar olarak görmüş ve dersler çıkartmışlardır. Bunlardan en önemlisi Paris Komünü’nün iç örgütlenmesinin daha sağlam kurulması ve ortaya çıkan işçi sınıfı iktidarının sınıf karşıtlarını hızla ezmek için tutuk davranmasıdır. Ayrıca özellikle Fransa Merkez Bankasındaki kaynakların kaçırılmasının engellenmemiş olması da yapılan hatalar arasında sayılmaktadır. “Tarihsel ve evrensel planda, ‘Sovyetler iktidarı’ proletarya diktatörlüğünün gelişmesinin ikinci adımı, ya da ikinci evresidir. Paris Komünü, onun ilk adımı idi.” Lenin Ancak her türlü eksiği ve hatasına rağmen komüncüler memleketlerinden işgalci orduları ve işbirlikçi burjuvaziyi kovmak için çok önemli bir irade göstermiş, tarihteki ilk işçi iktidarını 70 gün de olsa yaşatmayı bilmiştir. Paris Komünü’nün ardından başarılı ilk işçi iktidarı deneyim olan 1917 Ekim Devrimi ile Bolşevikler ve Rusya topraklarındaki emekçiler bugün insanlık tarafından özlemle anılan başarılara imza atmıştır. Günümüzde artık küresel olarak krize girdiği çok açık olan ve insanlığa vaat edeceği hiçbir şey kalmamış olan kapitalizmin alaşağı edilmesi için komüncülerden öğrenilecek çok şey var… Napolyon döneminde dikilen ve imparatorluk simgesi olduğu için yıkılan Vendôme sütunu Nisan 1871’de Paris barikatları Komüncülerin son olarak direndiği ve ele geçirildikten sonra kurşuna dizildikleri Pera Lachaise Mezarlığındaki anma plakası Komünün yenilgisi sırasında öldürülen Ulusal Muhafızlar Komün'e şarkılar Paris Komünü geriye elbette sanatsal anlamda da birçok şey bıraktı. Bunların en güzellerinden bir kısmı şarkılar ve marşlar olarak bugüne kadar geldi. İlk akla gelen Kiraz Zamanı isimli şarkı. Şarkının öyküsü şöyle: Jean Baptiste Clément, bir şair ve komüncü. 28 Mayıs 1871 günü Fontaine-au-Roi sokağındaki barikatta çarpışıyordu. Sadece birkaç kişiydiler. Bunların arasında Louise adında yirmi yaşlarında bir de kız vardı. Kendisine Saint-Maur sokağının hastabakıcısı diyordu. Diğer komüncülerin ısrarına aldırmadan sonuna kadar orada kaldı. Sonrası meçhul. Clément şarkıyı bu kadına ithaf etmiştir. Şarkının sözleri şöyle: Kiraz Zamanı (Le Temps De Cerises) Neşeli bülbül ve alaycı karatavuk da Olacak şölende Güzeller Güneşin aşıkları Deliye dönecek Kiraz zamanı şarkısını söylediğimizde Alaycı karatavuk daha güzel çalacak ıslığını Ama kısadır kiraz zamanı Sevgilimizle düşler kurarak toplamaya gittiğimiz Salkım küpeli Yaprakların altına bir kan damlası gibi düşen Aynı elbiseli aşk kirazları Ama kısadır kiraz zamanı Düşler kurarak topladığımız mercan küpeler Kiraz zamanındaysanız eğer Ve korkuyorsanız kederli aşklardan Sakının güzellerden Dayanılmaz acılardan korkmayan ben Yaşayamayacağım bir gün acı çekmeden Kiraz zamanındaysanız eğer Acılı aşklarınız da olacak Seveceğim daima kiraz zamanını Kalbimde açık bir yara gibi taşıdığım o zamanı Ve talih, bana sunduklarıyla Asla dindiremeyecek acımı Seveceğim daima kiraz zamanlarını Ve kalbimde sakladığım anısını Çeviri: Güven Güner Bazı şarkıları ise komüncüler de kendilerinden öncekilerden devraldılar. Bunların arasında ilk akla gelenlerden birisi Karmanyol isimli danslı şarkıdır. Bu şarkı aslında Fransız Devrimi’nin bir ürünü, kral ve kraliçenin giyotine gönderilmesini anlatıyor. Komün günlerinde bu şarkının söylenmesi burjuvalar için komüncülerin niyetinin ciddiliğinin göstergesi olmuştur. Şarkının adı aslında İtalya’ya dayanıyor. Karmanyol Piyemonte köylülerinin giydiği kısa bir ceketin adı. Fransız Devrimi’nde donsuzlar (sans-culottes) bu giysiyi giyiyor. Giysi eşitliğin ve kardeşliğin sembolü haline geliyor ve bir dansa da adını veriyor. Karmanyol 1789’dan sonra da bütün siyasi mücadelelerde kullanılıyor. Komüncüler de keyifle söyleyip dans ediyor. Hatta halen kullanımı devam ediyor internette Macron için uyurlanmış versiyonu bile bulunuyor! Bu çerçevede elbette sözleri de sürekli değişiyor, uzayıp kısalıyor. Aşağıda aslına uygun bir versiyonunu paylaşıyoruz. Karmanyol Madam Veto ant içmişti Bütün Paris'i boğazlamaya Yemin etmişti Ama topçularımız çıktı ortaya tutamadı yeminini Madam Veto Haydi dansa haydi Karmanyolaya Topların sesi Sen çok yaşa Sen çok yaşa topların sesi Haydi dansa haydi Karmanyolaya Mösyö Veto ant içmişti Sadık kalacaktı ülkesine O tutmadı yeminini Biz de tanımayız merhameti Antoinette (Antuanet) kararlıydı Kıç üstü oturtacaktı bizi Ama işte beceremedi Kendisi kapaklandı tepe üstü Kocası galip sanırken kendini Bilmedi bizim değerimizi Hadi Louis (Lui) mızmız bebe Anca gidersin tapınaktan kuleye İsviçreliler ant içmişti Sıkacaklardı arkadaşlarımıza Ama sonunda onlara oldu olanlar Dans ettiler durdular Antoinette görünce kuleyi Çark edecekti gerisin geri Kalbini ağrı tuttu Onursuzluktu hastalığı Komün'ün insanlığa mirası soL okurları için daha önce Komün'ün 150. yılında yayınlanan Tarih ve Gelecek programının son bölümünde ele alınan programı hatırlatıyoruz. Komün nasıl ortaya çıktı, neleri başarı, neleri başaramadı? İnsanlığa ne miras bıraktı? Marx, Lenin, Engels Komün hakkında ne söylediler?