19 Mart 2025: “Değişim” dinamiğini boğma harekâtı

Bugün 19 Mart operasyonlarının birinci yıl dönümü. Türkiye geçen yılın 19 Mart’ında bir “kırılma günü”ne uyandı. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ile birlikte Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık ve çok sayıda İBB bürokratı sabah saatlerinde evlerine düzenlenen operasyonlarla gözaltına alınıp 23 Mart’ta tutuklanarak cezaevine gönderildi. Bu operasyon artık ülkede siyasi rekabetin başka bir faza geçtiğini gösteriyordu. Mart operasyonunun siyasi anlamı üzerine düşünürken yalnızca tekil bir operasyona bakmamak gerekiyor. Bu operasyon; Ahmet Özer, Rıza Akpolat ve Alaattin Köseler gibi isimlere yönelik hamlelerle başlayıp Anadolu’ya yayılan dalganın bir parçasıdır. Tüm bunlar, CHP’ye yönelen “mutlak butlan” tehdidiyle birlikte aynı saldırı planının kolları olarak ele alınmalıdır. Bu saldırı planının hedefi çok açık: Mayıs 2023’teki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin kaybedilmesinin ardından CHP’nin içinden çıkan “değişim” dinamiği. Özgür Özel’i Kılıçdaroğlu’nun yerine CHP Genel Başkanlığı’na taşıyan bu dinamik, Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığına giden yolun da kapısını açtı. Yenilen CHP, 47 yıl sonra ilk kez bir seçimde (2024 yerel seçimleri) birinci parti olurken, AKP ise kurulduğu günden bu yana ilk kez bir seçimi ikinci olarak tamamladı. “Değişim”den sonra hatalar da yapıldı. “Normalleşme/Yumuşama” hamlesi iktidara yenilginin ardından zaman kazandırırken muhalefetin rüzgârını da kesen bir siyasi atmosfer yarattı. Ancak yine de yeni dinamiğin CHP’yi iktidara ulaştıracağına dönük kanaat yaygınlaştı. İşte bu an, yani İmamoğlu’nun adaylığı için tüm şartların elverişli hale gelmesi, rejimin alarm düğmesine bastığı an oldu. Çünkü tüm hesaplar, olası bir Erdoğan-İmamoğlu karşılaşmasının galibinin İmamoğlu olacağına işaret ediyordu. Bu nedenle İmamoğlu’nun ilerleyişi durdurulmalı, daha resmen cumhurbaşkanı adayı olmadan duruma müdahale edilmeliydi. Gece diploma iptal edildi, sabah İmamoğlu gözaltına alındı. Ancak sadece İmamoğlu’nu yarış dışı bırakmak yeterli olmayacaktı, potansiyel tehlikelerin de önlenmesi için CHP’yi çözmek ve iç kargaşaya sürüklemek şarttı. İktidar bu hedefe ulaşmak için CHP içindeki muhalif kliğe yöneldi. Yapılacak müdahaleye “CHP’de iç karışıklık” görüntüsü verilmek isteniyordu. Geçmişte CHP’den vekillik yapmış, partinin önemli organlarında bulunmuş ya da medyada CHP’ye yakın olduğu bilinen ve bugün kaybettikleri statüleri nedeniyle mevcut CHP yönetimiyle barışık olmayan kimi isimlerle işbirliği yapıldı. Parti tabanında karşılığı olmayan ve zamanla geçmişte kazandıkları sempatiyi de eğilip büküldükleri için yitiren bu kişiler, CHP’ye yapılan operasyonların aparatı olma rolünü kabul ederek yeni bir kariyer yörüngesine girdi. İktidarın kontrolündeki medya organlarında “CHP’li” gibi görünüp CHP’deki “değişim” dinamiğine karşı yürütülen kontra harekâtının ön safında yer aldılar. CHP’yi, İmamoğlu’nu ve diğer isimleri hedef alan tüm suçlamaların sözcülüğünü yapmak da bu ekibe düştü. Çok boyutlu saldırı zincirine rağmen CHP’de Özgür Özel’in liderliğini sarsma girişimleri sonuç vermedi. Hatta parti içi meşruiyet açısından Özel’in liderliği, 19 Mart operasyonlarının ardından gelişen süreçte gösterilen direngenlik ve eylemlilikle daha da sağlamlaştı. Yapılan kurultaylarda Özel’e verilen destek bunun en açık göstergesi oldu. Kasım 2025’te yapılan kurultayda Özel, 1333 delegenin tamamının oyunu alarak yeniden genel başkan seçildi. CHP’yi zayıflatmak için kullanılan medya aparatları ve kayyumluk koltuğunu kabul eden siyasiler ise marjinal unsurlar olarak itibarsızlaştı. 19 Mart, CHP’yi çökertme operasyonu ve değişim dinamiğini boğma girişimiydi. Bugün süren yargılamaların da tek amacı bu. Geride kalan bir yılda Erdoğan’ın zaman zaman Özgür Özel’i Ankara’da siyaset yapmaya çağırması, CHP’yi iktidar hedefinden vazgeçirmeye ve İmamoğlu’nu Silivri’de unutmaya zorlamanın sembolik bir ifadesi oldu. CHP üzerinde kurulan ablukaya bağlı ve paralel olarak, siyasetin denklemi, iktidarın varlığını tehdit edebilecek yapıdan uzaklaştırıldı. Rejimin DEM Parti seçmeninin bir bölümünü muhalif bloktan koparma ihtiyacına binaen, PKK lideri Öcalan ile “Terörsüz Türkiye” süreci geliştirildi. Başından bu yana demokrasi ve özgürlükler konusunda Türkiye’ye bir şey vadetmeyen süreç, emperyalizmin bölge planlarının dayattığı zorunluluklar dışında, muhalefet hattında çıkar çatışması yaratmak için önemsenen, iç siyasete yönelik bir taktik hamle olarak rejimin elinde işlevsel bir araç olmaya devam ediyor. 19 Mart’tan 19 Mart’a geçen bir yılda muhalefet açısından üzerine düşünülmesi gereken başka noktalar da var. Özel CHP’sinin, Kılıçdaroğlu CHP’sine kıyasla sokağı ve meydanları kullanmaya daha açık bir siyaset kurgusu içinde olduğu ortada. CHP biraz da buna mecbur kalmıştı. Zira 19 Mart’ta Beyazıt’ta yürüyen İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin isyanına sırt çevirmek, gencinden yaşlısına Saraçhane’ye akın eden ve memleketin dört bir yanında alanlara çıkan kitleleri duymazdan gelmek, rejimin ağır saldırısı altındaki CHP için kelimenin tam anlamıyla bir intihar anlamına gelebilirdi. CHP bu yanlışa düşmedi. Bir yıldır her hafta iki miting yapılması da şüphesiz yabana atılacak bir direniş çizgisi değil. Ancak sokağın enerjisinin ve bilhassa 19 Mart gençliğinin sürükleyici heyecanının ne denli canlı tutulabildiği etraflıca değerlendirilmesi gereken bir meseledir. Aynı şekilde ülkedeki hukuksuzluğa eşlik eden ekonomik ve sosyal eşitsizliklerin, muhalefeti mevcut kutuplaşmanın ötesinde bir kitleselliğe taşıyıp taşımadığı da üzerinde durulmayı hak eden bir konu başlığı olarak önümüzde duruyor. Son sözü şöyle bağlayalım: 19 Mart 2025 bir milattı. Ancak iki farklı yönden… Bir yönüyle iktidarın varlığını korumak adına ne kadar pervasızlaşabileceğini diğer yönüyle de halkın geniş kesimlerinin hiçbir baskı ve sindirme politikası karşısında diz çökmeyeceğini gösterdi. Muhalefetin tüm aktörleri açısından en önemli görev, düzene duyulan bu toplumsal memnuniyetsizliği yeni bir Türkiye anlatısıyla, yani umutla birleştirebilmektir. Gereken cesaret ve azim bu ülke insanının yüreğinde fazlasıyla var.