Bundan bir yıl önce AKP iktidarı, siyaset alanına yargı yoluyla müdahalede kritik bir adım attı, halkın seçme ve seçilme hakkının gaspı anlamına gelecek “19 Mart Operasyonu”nu başlattı. CHP’nin birkaç gün sonra Cumhurbaşkanı adayı olarak duyuracağı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diploması 18 Mart 2025 günü İstanbul Üniversitesi tarafından iptal edildi. 19 Mart 2025 sabahı İmamoğlu evinden gözaltına alındı. Gözaltı gerekçesi "yolsuzluk", "terörle iltisak" ve "organize suç" şüpheleriydi. Aynı gün İBB ve bağlı kuruluşlarda çalışan 100'den fazla kişi de gözaltına alındı. Beyazıt'ta öğrencilerin protestosu ve Saraçhane eylemleri O gün İstanbul Üniversitesi öğrencileri diploma iptaline ve gözaltılara tepki göstermek için yemekhane önünde toplanarak ana kapıya yürüyüşe geçti. İstanbul’un farklı üniversitelerinden de katılımlarla büyüyen ve polis barikatını aşan öğrenciler Beyazıt Meydanı’nda seçme ve seçilme hakkının gaspına karşı seslerini yükseltti. Aynı günün akşamından itibaren günlerce Saraçhane’deki İBB binası önünde yüz binlerce kişinin katıldığı mitingler yapıldı. İmamoğlu dört günlük gözaltı süresinin dolmasının ardından 23 Mart’ta "suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve yönetmek" suçlamasıyla tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne (Marmara Ceza İnfaz Kurumu) gönderildi. CHP son Saraçhane çağrısını 25 Mart günü yaptı. 9 Nisan’dan itibarense her hafta sonu bir kentte ve her çarşamba günü İstanbul’un bir ilçesinde “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” sloganıyla mitinglerine başladı. Mart, Nisan ve Mayıs 2025’te İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyükşehirlerde geniş çaplı protestolar düzenlendi. Protestoların önüne geçmek için sosyal medyaya bant daraltma uygulandı. Saraçhane’ye çıkan yollar kapatıldı. Bu süreçte Şişli ve Beylikdüzü gibi CHP’li ilçe belediyelerine kayyım atandı. Halkın genel oy hakkının gaspına karşı sokağa çıktığı gösterilere yapılan polis saldırılarında ve ev baskınlarında gözaltına alınanların sayısı 2 bine yaklaştı, aralarında çok sayıda öğrencinin de bulunduğu yüzlerce kişi tutuklandı. Merdan Yanardağ'ın tutuklanması ve TELE1'e kayyım Basına yönelik baskılar 24 Ekim’e gelindiğinde TELE1’e baskın düzenlenmesi ve Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın gözaltına alınıp “casusluk” ithamıyla tutuklanmasına kadar vardı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Hüseyin Gün adlı şahsın sözde Yanardağ üzerinden “İmamoğlu örgütü” için medyayı kontrol ettiği iddiasıyla hukuk ayaklar altına alındı, TELE1 kanalı kayyım atanarak susturuldu. İBB ana davası ve 'casusluk' davasında iddianameler Kasım 2025’e gelindiğinde Akın Gürlek ve ekibi İmamoğlu hakkındaki ana davayı oluşturacak “örgüt ve yolsuzluk” soruşturmasındaki iddianamesini kamuoyuna duyurdu. Yaklaşık 4 bin sayfalık iddianamede İmamoğlu “suç örgütü lideri” olmakla suçlandı. 142 ayrı eylem üzerinden "ihaleye fesat karıştırma", "rüşvet", "nüfuz kötüye kullanma" ve "edimin ifasına fesat karıştırma" gibi suçlamalar yöneltilen İmamoğlu için istenen ceza 849 yıldan 2 bin 430 yıla kadar hapis cezası oldu. İddianameyi tüm boyutlarıyla ele aldığımız dosyaya buradan ulaşabilirsiniz. Yeni yılın ilk ayına girildiğinde İmamoğlu’nun diplomasının iptaline karşı açtığı dava , idare mahkemesi tarafından oybirliğiyle reddedildi. Şubat ayında ise Merdan Yanardağ’ın halen tutuklu olduğu “ casusluk davası ”nda iddianame tamamlandı. Bu dava 9 Mart’ta görülmeye başlanan İBB Davası ile paralel bir şekilde devam ediyor. Davanın savcısı duruşma öncesi Adalet Bakanı oldu! 19 Mart Operasyonu’ndan yaklaşık bir yıl sonra 9 Mart 2026’de İBB Davası Silivri’de görülmeye başladı. Davanın başlamasına günler kala Erdoğan, İBB soruşturmasını yürüten ve iddianameyi hazırlayan Akın Gürlek’i Adalet Bakanı olarak atadı. 11 Şubat’ta Meclis Genel Kurulu’nda protestolar eşliğinde, AKP’lilerin koruması altında yemin eden Gürlek bakanlık görevine başladı. İBB Davası duruşmasının başladığı 9 Mart’tan itibaren Silivri Cezaevi çevresinde adeta OHAL ilan edildi. CHP’nin duruşmaların TRT’den canlı yayınlanması talebi, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin de desteğini alsa da böyle bir adım atılmadı. Şimdi Adalet Bakanı olan Akın Gürlek canlı yayın için yasa değişikliği gerektiğini savundu. 407 sanıklı davanın ilk duruşmasında savunmalar alınıyor, bu sürecin bir aydan uzun sürmesi bekleniyor. Mahkeme heyetinin iki haftadır salonda gazetecilere ve sanıklara müdahalesi ve getirdiği izleyici kısıtlamalarıyla geçen celselere bayram arasının ardından devam edilecek. İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi davanın 12 yıldan uzun sürmesini öngörüyor. CHP Kurultayı davasında savcı dosyaların birleştirilmesini istedi İBB davasının CHP’de Özgür Özel’in genel başkan olduğu kurultay için açılan “mutlak butlan” davasıyla bir kesişim noktası da var. Kurultay davası 1 Nisan’da devam edecek. Önceki duruşmada savcılık İBB davası dosyasıyla “fiili bağlantı” olduğunu söyleyerek dosyaların birleştirilmesini talep etmişti. Yani kurultay davasında savcılık İBB davasındaki bazı iddiaları bu davada “delil” olarak görmek istiyor. Aziz İhsan Aktaş davası ve CHP'li belediye başkanları Yine kurultay ve İBB davasıyla bağlantı süren bir başka davaysa Aziz İhsan Aktaş davası. Bu davada halihazırda Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin ve Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aybar'ın tutukluluğu devam ediyor. 5 Şubat'ta verilen ara kararla Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar dahil dokuz kişi tahliye edilmişti. Bu davada “etkin pişmanlık”tan yararlanan Aktaş’ın ifadeleri, İBB ve bazı CHP’li ilçe belediyelerindeki ihalelere fesat karıştırıldığı, rüşvet ağları kurulduğu ve hayali işlemlerle kamu zararı oluşturulduğu iddialarına temel teşkil ediyor. Saraçhane'de birinci yılın ardından miting İmamoğlu dün tutukluluğunun birinci yılında cezaevinden bir video mesaj yayınlayarak halkı akşam Saraçhane’de yapılacak mitinge davet etti. CHP Genel Başkanı Özgür Özel geceyi Saraçhane’de nöbet tutarak geçireceklerini duyurmuştu. TKP seçme ve seçilme hakkının gaspına ve iktidarın siyaset alanına bu ve benzer müdahalelerine karşı bir yıl önce olduğu gibi bu yıl da Saraçhane’deydi. Partinin açıklamasında “ Partimizin yerel yönetimler, CHP ve İmamoğlu’na ilişkin değerlendirmeleri kamuoyunda bilinmektedir. Dedikodu ya da spekülasyonlar değil köklü siyasal ve ideolojik farklılıkların ürünü olan bu değerlendirmeler partimizin Türkiye’de siyaset alanını daraltan söz konusu hamleye ve hukuksuzluğa karşı durmasının önünde engel değildir. Kaldı ki, AKP iktidarının Türkiye’de ‘yolsuzluk’larla ilgili bir tasarrufta bulunma ehliyeti hiçbir biçimde bulunmamaktadır. 19 Mart 2025’te, seçme ve seçilme hakkına saldırılmıştır. Bu saldırıya güçlü bir yanıt vermek hem dün hem bugün bir yurttaşlık görevidir ” denildi. 'AKP savunmanın etkisini kırmaya çalışıyor, sokakta kimse İmamoğlu'nun aday olabileceğine inanmıyor' AKP geçen bir yılda İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığının olasılık dışı olduğuna dair bir kanıyı kabul ettirmiş görünüyor. TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan Pazartesi günü soL TV’deki Komünist Bakış programında AKP’nin İBB davasında savunmanın etkisini kırmaya çalıştığını belirtmiş ve artık İmamoğlu’nun aday olabileceğine sokakta kimsenin inanmadığına dikkat çekmişti. Okuyan “ Sokaktaki kimse artık İmamoğlu'nun aday olabileceğine inanmıyor. Fiili bir durumdan bahsediyorum. Bu bir siyasi operasyondur. AKP, savunmanın etkisini kırmak için süreci bölüyor ve erteliyor. CHP tabanı ve yönetimi bu meseleyle yoruldu. Sokaktaki insan artık ‘İmamoğlu aday olabilir mi?’ diye değil, ‘Aday kim olacak?’ diye soruyor. AKP de bu yorgunluğu ve belirsizliği istiyor ” demişti. İmamoğlu meselesinin kaynağı neydi, neden hedef tahtasına yerleşti? Peki sermaye çevreleri açısından bir seçenek olarak görülen İmamoğlu’nun "şimdilik okkanın altına gitmesinin" ardında yatan sebep neydi? Ortaklaşa dergisinin Ekim sayısındaki “İmamoğlu devletten veto mu yedi?” başlıklı yazısında Okuyan AKP’nin 23 yıllık iktidarı öyküsünü hatırlatıyordu: Türkiye burjuvazisi, çokuluslu tekeller, ABD, Avrupa Birliği ve bölge gericiliğinin desteğini alarak iktidara geldiler. Çok özel ve tarihsel bir süreçti bu; cumhuriyetin tasfiyesi hedefleniyordu. Zaman içinde bu geniş uluslararası koalisyon Erdoğan gerçeğini benimsedi ve güçler dengesinin onun etrafında oluşmasına izin verdi. Bugün gelinen noktada Erdoğan’ın birbiriyle kıyasıya mücadele eden farklı odakların kabullendiği biricik isim olma özelliğini hâlâ koruduğuna dikkat çeken Okuyan “Bu odakların siyasi ve ideolojik değil ekonomik çıkar üzerinden şekillendiği de mutlak bir veri olarak kaydedilmeli” demiş ve şu ifadeleri kullanmıştı: İşte İmamoğlu’nun sorunu, kendisini iyi bir seçenek olarak gören odaklara yenilerini eklemeye çalışmak yerine bizzat bir odak olmaya soyunması ve mevcut güç dengelerini mümkün olandan daha hızlı değiştirmeye kalkmasıdır. Oysa Türkiye’de sermaye çevrelerinin arzu ettiği, kendilerine bağlı, kendilerine hizmet eden siyasi aktörlerdir. İmamoğlu ise engelleyemediği kibriyle daha fazlasını talep etmiş ve “milli güvenlik tehdidi” gibi direnilmesi zor bir algı operasyonuyla hedef tahtasına yerleştirilmiştir. Yoksa diğer seçenekler ondan ne daha fazla millidir ne de İmamoğlu’nun arkasındaki güçler bugünkü sisteme düşman ya da yabancıdır. İmamoğlu, Erdoğan’ın bile kabullenmek zorunda kalacağı bir seçenek olacakken ihtirasları yüzünden şimdilik okkanın altına gitmiştir.