Stratejik paradoksların gölgesinde: Bu savaşta “kazanmak” ne demek?

Mohaç Meydan Muharebesi 1526'da iki saat içinde bitti. Kimin yenip kimin yenildiği orada, o gün, o saatte belliydi. Kayıplar üzerinden okuma yapmak ya da bir tarafın teslim olması, galibin kim olduğu konusunda hiçbir şüphe bırakmıyordu. Oysa şimdiki savaşlar öyle değil. Harbin hedefi artık doğrudan halklar, ekonomiler ve anlatılar. Bu yüzden kazanç ve kayıp her savaşta yeniden tanımlanıyor. 28 Şubat 2026'da başlayan İsrail/ABD - İran savaşı da bu yeni gerçekliğin en çarpıcı örneği. Tek bir soru var önümüzde: Bu savaşta kazanmak ne demek? Bu savaşta üç taraf var. Üçü de aynı anda "kazandım" diyebilir. Üçü de aynı anda gerçek anlamda kazanmamış olabilir. Bunun nedeni tesadüf değil; yapısal bir asimetri. Maliyet Eşiği: Asıl Savaş Alanı Klasik askeri doktrinde zafer, siyasi hedeflere ulaşmak ve daha elverişli bir güvenlik gerçekliği tesis etmektir. Yenilgi ise düşmanın hem kapasitesinin hem iradesinin kırılmasıdır. Bu savaş, bu tanımları işlevsiz kılıyor. Clausewitz'in çerçevesinden bakarsak, savaşlar mutlak sonuçlar üretmekten çok tarafların katlanabileceği maliyet sınırlarında son bulur. Mesele kimin kazandığı değil, kimin maliyet eşiğinin önce kırıldığıdır. Bu savaşta her tarafın o eşik noktası birbirinden köklü biçimde farklı. İşte asimetri tam burada başlıyor. İsrail: Hız Zorunluluk, Uzun Savaş Tehlike İsrail için kazanmak somut ve ölçülebilir: İran'ın nükleer programının en azından ciddi biçimde sekteye uğratılması, balistik füze kapasitesinin geri dönüşsüz biçimde tahrip edilmesi, Direniş Ekseni'nin stratejik derinliğinin yok edilmesi. İlk iki haftanın batı kamuoyu tarafından iddia edilen verileri, bu hedeflere önemli ölçüde yaklaşıldığını gösteriyor. Füze rampalarının yüzde sekseni imha edildi. Nükleer tesisler ağır hasar aldı; ancak uzmanlar "kalıcı imha" değil "geçici gecikme" diyor. İran'ın teknik birikimi dağıtılmış yapıda ayakta; dahası bu ölçekte bir bombardımanın İran'ın nükleer silah kararlılığını pekiştirip pekiştirmeyeceği kritik bir soru olarak masada duruyor. İran Deniz Kuvvetleri on günde fiilen çökertildi. Hizbullah'ın cephaneliğinin yarısından fazlası yok edildi. Ancak bu “yok edildi”, “çökertildi” ifadelerinin tamamı şu aşamada iddia düzeyinde. Ama İsrail için tehlike cephede değil, saatte gizli. Rezervist sistemi, ekonomik sürdürülebilirlik ve toplumsal dayanıklılık kısa ve kesin bir kampanyayı kaldırır; aylarca süren bir yıpratma savaşını kaldırmaz. İsrail hızlı kazanmak zorunda. Kazanamadığı her geçen gün stratejik bir kayıptır. Peki yenilgi ne zaman başlar? Tel Aviv veya Hayfa'da kitlesel sivil kayıp yaratan bir saldırı, hava savunma stoklarının tükenmesi ya da uluslararası meşruiyetin çöküşü, askeri üstünlüğü siyasi yenilgiye dönüştürebilir. 7 Ekim'in psikolojik mirasıyla beslenen İsrail kamuoyunun savaş iradesi şimdilik sağlam. Ama bu irade, süre uzadıkça kırılganlaşır. ABD: Seçim Döngüsünün Gölgesinde Strateji Washington için kazanmak daha bulanık bir kavram. Resmi hedef: İran'ın nükleer programının durdurulması, Hürmüz Boğazı'nın güvenliği ve bölgesel caydırıcılığın yeniden tesisi. Ama bu hedeflerin arkasında iç siyaset hesapları var. Trump yönetimi savaşı "anında zafer" vaadiyle başlattı. Kamuoyu anketleri ise Amerikan halkının Orta Doğu'daki müttefiklerine yönelik sempatisinin tarihi düşük seviyelere gerilediğini gösteriyor. İlk kez Amerikalıların yüzde kırkbiri Filistinlilere, yüzde otuzaltısı İsraillilere daha fazla sempati duyduğunu belirtiyor. Artan benzin fiyatları bu tabloya ekleniyor. Üstelik savaş öncesinde başlayan müttefik erozyonu ve Körfez ülkelerinin güven kaybı, Washington'ın bölgesel nüfuzunu sessiz sedasız aşındırıyor. ABD için kritik eşik askeri değil siyasi: Kayıp hassasiyeti, Kongre-yürütme gerilimi ve kamuoyu toleransı. Afganistan'dan çekilişin yarattığı "misyon tamamlandı" travması hâlâ taze. Eğer Hürmüz hızlıca açılmaz, enerji şoku derinleşirse, askeri başarılar siyasi bir yenilgiye dönüşebilir. ABD için kazanmak, askeri başarının iç politikada sürdürülebilmesidir. Asıl cephe kamuoyudur. İran: Yıkılmamak Zaferin Kendisidir İran'ın zafer tanımı diğer ikisinden yapısal olarak ayrışıyor. Tahran için kazanmak, rakibi yenmek değil; rejimin ve nükleer programın hayatta kalmasıdır. Bu fark her şeyi değiştiriyor. Mozaik Savunma doktrini bu stratejinin askeri omurgası. Ülke 31 özerk operasyonel bölgeye ayrılmış; Tahran'daki merkezi komuta kademesi yok edilse bile taşradaki Devrim Muhafızları komutanları bağımsız hareket edebiliyor. Hamaney ve üst düzey liderlerin öldürülmesine rağmen İran füzelerinin fırlatılmaya devam etmesi, bu başsız ama işlevsel yapının sonucudur. Asimetrik maliyet dengesi de İran'ın elinde bir koz. Yaklaşık 2.000 dolar maliyetindeki bir Şahit-136 İHA, karşı tarafı 2 milyon dolarlık önleme füzesi kullanmaya zorluyor. Bu savaş, karşı tarafın bütçesini ve önleme stoklarını eritmeye tasarlanmış durumda. İran'ın zaman ufku da farklı. Washington seçim döngülerine, Tel Aviv rezervist sistemine bağlıyken, Tahran on yıllık bir varoluşsal direniş çerçevesinde düşünüyor. Uzun savaşta İran'ın düşük beklenti eşiği ve yüksek dayanıklılık kapasitesi görece avantaj sağlıyor. Kontrolsüz Tırmanma: Kimsenin Planlamadığı Yenilgi Bu çatışmanın en göz ardı edilen boyutu şu: Taraflar yalnızca birbirini yenerek değil, kontrolü kaybederek de kaybedebilir. Asimetrik çatışmalarda yenilgi çoğu zaman rakibin zaferinden değil, plansız tırmanmadan doğar. Yanlış hedefleme, beklenmedik sivil kayıplar, enerji şokunun siyasi eşiği aşması, vekil aktörlerin denetim dışına çıkması... Bunların her biri hiçbir tarafın planlamadığı bir felaketi tetikleyebilir. Hürmüz'ün kapatılması bu riski somutlaştırdı: İran kendi ekonomik yaşam damarını keserek küresel ekonomiyi rehin aldı. Bu hamle, hesaplı bir tırmanma mı yoksa kontrolden çıkışın habercisi mi? Cevap henüz net değil. Anlatı Savaşı: Son Söz Kimin? Savaş bittiğinde her taraf kendi zaferini ilan edecek. İran "direndik, yıkılmadık" diyecek. İsrail "tehdidi kaynağında yok ettik" diyecek. ABD "istikrarı sağladık" diyecek. Vietnam'dan Irak'a, Afganistan'dan bugüne modern savaşlarda askeri sonuç ile siyasi anlatı arasındaki kopuş giderek büyüdü. 2026 da bu kopuşun yeni halkasıdır. Bu savaşın sonunda kazananı tespit etmek mümkün olmayabilir. Ama şunu görmek mümkün olacak: Kimin maliyet eşiği önce kırıldı, kimin anlatısı daha uzun ayakta kaldı. Modern savaşta zafer artık imzalanmıyor. Anlatıyla kuruluyor. *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. stratejik paradoks KAZANMAK Savaş Dr. Osman Gazi Kandemir, Independent Türkçe için yazdı Dr. Osman Gazi Kandemir Perşembe, Mart 19, 2026 - 09:15 Main image:

Fotoğraf: AA

TÜRKİYE'DEN SESLER Type: news SEO Title: Stratejik paradoksların gölgesinde: Bu savaşta “kazanmak” ne demek? copyright Independentturkish: