'Şeker Bayramı'na' giderken: Müşteri listesinden silinen emekçiler ve dilimle satılan baklava dönemi

"Artık daha az görüyorum emekçilerin ellerini..." Erdal, Ankara'da bir pastanede çalışıyor. Maharetli elleriyle pastadan poğaçaya kadar tezgahı süsleyen pek çok ürüne o şekil veriyor. Tezgahın arkasından izlediği dünya, son yıllarda sessiz ama keskin bir değişime sahne olmuş. Söze, " Ben emekçiyi ellerinden tanıyorum, elleriyle ben buradayım der" diyerek başlıyor. "Eskiden ayda bir kere gelip evine bir küçük paket tatlı alan emekçiler artık sadece poğaça almaya gelebiliyor. Ama artık emekçiler daha az geliyor tatlı almaya. Lüks oldu. Sabahları bir poğaça bir de çay alıp gidiyorlar sessiz sessiz. Ama eskiden gelirlerdi ayda bir kere. Biraz kuru pasta biraz baklava alır giderdi. Fabrikada çalışanı, işçisi, garsonu. Yani asgari ücretle çalışanlar. Ayda bir kere evini şenlendirir çocuklarını mutlu eder ağzını tatlandırırdı. Ama bu artık bitti. Lüks oldu." Hayat pahalılığı farklı ürünlere olan ilgiyi de arttırıyor. Tulumba tatlısı ve şekerpare bunların başında geliyor. İşçiler azaldı müşteri listesinden ama satışlar azalmadı Erdal Usta anlatmaya devam ediyor. İşçilerin artık pastaneden tatlı alamadığını ifade ederken, buna rağmen satışların da azalmadığını belirtiyor. Tezgahın önündeki kalabalığın değişimi şu sözlerle dökülüyor dudaklarından: "Müşteri profili değişti desem daha doğru olur, son beş yılda özellikle azaldı işçi müşteri listesinden. Esnaf alıyor, biraz da orta sınıf alıyor. Ama burada da değişim var biliyor musun? Mesela orta sınıf dediğin de öyle gelip kilolarla almıyor. Gelip burada porsiyon yiyor gidiyor. Eskiden kutuyla alır ve götürürdü. Bunun haricinde işte biraz daha kalburüstü müşterilerin alımı arttı. Yani işçiler azaldı, memurların alım gücü sınırlandı. Eskisi gibi değil ama tezgahta satılan baklava sayısı azalmadı. Orası bir şekilde artarak devam ediyor." Kaliteli şekerlerin kilosu 1000 lirayı geçiyor. Emeğin ve emekçilerin yaşamlarındaki gerçekleri soL Haber Portalı'nda yazmaya devam ediyoruz. Bağımsız gazeteciliği yaşatmak ve bu sesi birlikte büyütmek için soL'a abone olabilirsiniz. ABONE OL Hayat pahalılığı sağlıksız gıdaya yöneltiyor Bu durum hem emekçiler açısından geçerli hem üretici açısından. Hal böyle olunca da üreticiler alternatif şeylere yöneliyor. Baklavaya fıstık yerine bezelye konuluyor ya da en kalitesiz fıstık tercih ediliyor. Cevizli ürünler daha revaçta. Fıstıklıdan bir gidiyorsa cevizliden iki tepsi satılıyor. Ankara'da hem kadayıf hem de baklava ürünleri satışı yapan Mehmet de piyasanın arka yüzünü anlatıyor. Maliyetlerin üretimi nasıl dönüştürdüğünü şöyle özetliyor: "Fiyat artınca birçok üretici alternatif şeylere yöneliyor. Mesela bu tatlandırıcılar, glikoz şurupları falan. Üstelik bayağı da ucuz ürünler, yani şekere vereceğin parayla iki katını yapıyorsun. Temizlik personelini çıkarıyor. Ustaya yıkıp sen temizle diyor ama usta da temizlemiyor yorgun argın. Sonra tezgaha konulan bu ucuz ürün, emekçilerin almaya mecbur kaldığı ürünler oluyor." Birçok mekanda artan fiyatlardan sonra dilimle satılan baklavalar artık ülkenin bir rutini haline geldi. Erdal araya giriyor ve bu sağlıksız döngünün yasal boyutuna dikkat çekiyor: "Mesela 'nistaş' dediğimiz bir şey var. Bu glikoz şuruplarından. Piyasada böyle diyorlar adına. Biz kullanmıyoruz, o yüzden ayrıntısını bilmiyorum kaç konuluyor, ne kadar ilave ediliyor. Ama şunu biliyorum. Bu tür şeyler aynı zamanda yasal. Yani nistaş diye piyasada satılan ürün aynı zamanda. Bakanlıktan onaylı ürünler." Şu sıralar piyasada 350 liraya satılan cevizli baklava ile kilosu 3500 liraya kadar çıkan fıstıklı baklava arasındaki bu uçurum, almak isteyenler için sadece bir fiyat skalası değil. Ucuz maliyetli sağlıksız gıda menüsü oluyor tezgahlarda. Emekçiler zamanla azalırken alımlar azalmıyor. İşçiler artık böylesi "alışkanlıklarından" uzaklaşırken piyasadaki telaş devam ediyor. Kim borçlanarak ağzını tatlandırırken kimisi adını dahi anmayarak devam ediyor hayatına.