Çocukların %40’ı açlık ve yoksullukla karşı karşıya

“Ülkede açlık varmış gibi algı yaratılıyor. Türkiye’de çocuk açlığı ve yetersiz beslenme sorunu yok. Kuru ekmek yiyorlarsa aç değiller.” Bu cümleler gündelik yaşamımızın parçası oldu. Açıklanan çokça veri her zaman gerçeğin üzerinin örtülmesi için bir araç oldu. Ancak yoksulluk, çocuk yoksulluğu öyle bir boyuta ulaşmış durumda ki T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı On İkinci Kalkınma Planı (2024-2028) Çocuk Raporu gerçeğin itirafı oldu. 2012-2022 yılları Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması verilerine göre ülkemizde maddi yoksulluk düzeyi toplam nüfusta %28,4 iken, çocuk nüfusta %35,3. 0-17 yaş grubunda yoksulluk veya sosyal dışlanma riski yaşayan çocukların oranı ise %42,7. UNICEF 2026 raporunda Türkiye’de çocukların %38,9’u yoksulluk, açlık ve sosyal dışlanma riski altında. Çocukların eğitim, sağlık ve beslenme gibi temel hakları tehdit altında. Raporda ekonomik nedenlerden kaynaklı ailelerin çocuklarını okula gönderme konusunda sorun yaşadığı belirtiliyor. Raporda yer alan “mevcut kaynaklara erişim arasındaki farkın giderek büyümesi” gerçeğinin, eşitsizliğin, yoksulluğun üzerini TÜİK verileri dahi örtemiyor. En üst %20’lik gelir diliminde olanların eğitime yaptığı harcama en alt gelir grubundaki hanelerin 28 katı. Son örgün eğitim verilerinde okul dışına çıkan çocuk sayısı yaklaşık bir buçuk milyon olarak açıklandı. Bu veri okul kaydı olan çocuklar referans alınarak açıklandı. Çocuğun okulda kayıtlı olması okula devam ettiği anlamına gelmez. Güncel veriler açıklansa yaşanılan durumun vahameti tüm açıklığıyla görünür olacak. En alt gelir grubundaki hanelerde iki çocuktan biri (%43.5) haftada iki-üç kez protein odaklı besinleri tüketebiliyorken, bu oran en yüksek gelir grubunda %77.9. Ülkemizde çocukların %5,5’i yetersiz beslenme nedeniyle bodurluk yaşıyor. 2024 verileri ile Türkiye’de 15-17 yaş grubundaki her dört çocuktan biri çalışıyor. Zorunlu eğitim süresinin kısaltılmasının, üniversiteye başlama yaşının 15’e düşürülmesinin amaçlanması, müftü nikâhı düzenlemesi, “başarılı ve sorunsuz evlilik” şartıyla çocukların tecavüz failleriyle evlendirilmesinin önünün açılması, MESEM’lerin yaygınlaştırılması gibi onlarca politik adımla çocukluk ortadan kaldırılıyor. Çocukluğun kaybedişini yaşıyoruz. Çocukluk yaşı, “çocuk olma hali” de sınıfsaldır. Çocukların, çocuk emek gücünün bir sömürü kaynağı haline dönüştürülmesi de sebepleri, işleyişi ve sonuçları itibarıyla kapitalist sınıf ilişkilerinden azade değildir. Çocuklar “özellikle tercih edilen” bir üretim faktörü haline getiriliyor. Esnek, geçici, güvencesiz, sendikal haklardan, sosyal güvenlik ve kamusal emeklilik haklarından yoksun sonsuz sömürüye açık ucuz hatta bedava iş gücü haline getiriliyorlar. Dört yeni okul modeli ile MESEM’lerle, meslek ortaokulları ile çocuk emeği sömürüsü kurumsallaştırılıyor. Yoksulluk yeniden üretiliyor. Çocuk işçiliğini yasal hale getiren her adımla da yoksulluk kalıcılaştırılıyor. Aile yılı, Aile On yılı söylemleri ile erken, çocuk yaşta evliliklerin yaygınlaştırılmasıyla, eğitim süresinin kısaltılmasıyla daha fazla sömürü daha fazla ucuz iş gücü çağrısı yapıyorlar. Çocuk yoksulluğu nesilden nesle aktarılıyor. Çocukların eğitim aracılığıyla bir gelecek yaratma olanağı bugünden gasp ediliyor. Çocukluğun kaybedilişi ile birlikte gençliğin kaybedilişi de yaşatılıyor.