Yapısalcılık iktidar olursa

Yapısalcılığın ne menem bir şey olduğunu ancak bir yapıda yaşayanlar bilir. Olaysız bir evrendir burası; zaman, akışından koparılıp eşzamanlılık içine kapatılmıştır. Yapıyı tehlikeye atacağı için değişim, dönüşüm gibi zamanın akışıyla ilişkili kavramlardan asla söz edilemez. Yapısalcı bir toplumda yerleşik sistemi temsil etmeyen ve yeniden üretmeyen eylemlere izin verilmez. Dilbilimci Saussure’e göre yapının tarihten koparılması şarttır, çünkü dilin incelenebilmesi için özerk bir yapı olması gerekir. Tarih, yapının işleyişini bozabilir. Bir yapının verili bir öğesi, diyelim ki bir nesne, diğer nesnelerle mevcut ilişkisi içinde “o nesne” olarak ayırt edileceği için mevcut düzen zarar görebilir. Parçaların karşılıklı ve eşzamanlı ilişkilerle oluşması, zaman öğesini, olayı, eylemi gereksiz kılacaktır. Yapısalcı iktidar için sistem her şeydir, yasalarla koruma altına alınmıştır. Sistemin işleyişini riske atacak ne varsa gereksizdir. Saatler hep şimdiyi göstermektedir; toplum bir türlü geçmek bilmeyen bir zamanın içine kapatılmıştır. Gelmekte olan, sistem tarafından sürekli engellenir. Gelecekten, güzel günlerden söz edenler tutuklanır. Gelecekten söz etmek illa da gerekiyorsa, ancak distopik bir kurgu olarak bahsedebilirsiniz. Yapısalcı iktidar, dil (langue) ile söz (parole) arasında ayrım yapmıştır. Dil, sistemin derin yapısını, yerleşik değerleri ifade eder. Dil, kendi içinde ve kendisi için anlamlı bir sistemdir. Dilin göstergelerinin değeri, tamamen göstergelerin karşılıklı ilişkileri tarafından belirlenir. Söz ise dilin gündelik hayattaki kullanımlarını ifade eder, insanların belirli zamanlarda ve yerlerde söylediği şeyler. Söz eylemdir, dil denilen derin yapıda hasarlara yol açabilir. Mevcut şeyleri yerlerinden edeceği, sistemin işleyişine zarar vereceği için eyleme kalkışanlar derhal bertaraf edilmelidir. Söz, uysal olmalı; yapıyı, yerleşik değerleri temsil etmeyen, yeniden üretmeyen söz sorun yaratır. Sorun, sözün göstergeleri yeni kullanım bağlamlarına taşımasıyla baş gösterir. Göstergelerin yerleri asla değiştirilmemeli. ∗∗∗ Yapı, göstergelerin eşzamanlı ve karşılıklı ilişkileriyle belirlenmiştir. Bir göstergeyi ait olduğu yerden alıp başka bir yere taşıdığınızda bu durum yapısal bir krize yol açabilir. Bir bedenin mimik, jest, giyim, hareket, konuşma şekli, sesini kullanma ve hitap tarzı sistem tarafından belirlenmiş cinsiyetine aykırıysa, karşı cinse ait göstergeleri alenen kullanıyorsa “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamasıyla tutuklanması işten bile değildir. Başka kimliklere ait göstergeleri alıntılayıp kendi bedenlerinde kullananların yarattığı yapısal krizler, bedenlerin tekrar tutarlı hale getirilmesiyle çözülebilir. Alıntılar, Benjamin’e göre “yoldan geçene saldırıp onu kanılarının yükünden kurtaran silahlı soyguncular gibidir”. Kanılar; verili göstergelere dayalı yerleşik anlamlar. Alıntılar, sizi de yapının yükünden kurtarabilir. ∗∗∗ Bedenleri ele veren, taşıdıkları göstergelerdir; kimi bedenler tutarlıdır, kimileri tutarsız. Yapının kendi içindeki eşzamanlı ilişkilerinden bağımsız olarak anlamın dışsal şekilde tayin edilmesi, yapının tutarlılığını ve sistematikliğini bozar. Saik Faik, birahanedeki bir adamı gözüne kestirir. Tavırlarını, giysilerini, yüzünü, ellerini dikkatle inceler. Taşıdığı göstergelerden mesleğini, nasıl bir hayat sürdüğünü anlamaya çalışır. Birden küçük parmağındaki ipince, zarif bir yüzük dikkatini çeker. Yüzük bir kadın yüzüğüdür ve bedeninin tutarlılığını bozmaktadır (Birahanedeki Adam). Tutarlı olmak, göstergelerin birbirleriyle çelişmemesini, yapının mantığıyla uyumlu olmalarını gerektirir. Bir kadın yüzüğü, elbette erkeğin bedeninde sırıtacaktır. Bu sırıtış, Alice Harikalar Diyarı’ndaki Cheshire Kedisinin sırıtışıdır. Sistem, yapının tutarlılığını bozanlara, akıl sağlıklarını yitirdikleri gerekçesiyle deli yaftası da yapıştırabilir. “’Burada herkes deli’ dedi Cheshire Kedisi, ‘Ben deliyim, sen de delisin’”. “Lütfen bana hangi yolu izleyeceğimi söyler misiniz?” diye sorar Alice. Kedi, “Bu nereye gitmek istediğine göre değişir” diye yanıtlar. Bu yanıt, biz içeridekileri de doğrudan ilgilendirmektedir. Ve hep birlikte “Dışarıya, açık havaya!” diye haykırıyoruz, hayatla birlikte akmak istiyoruz.