Çalışanların gerçek sorunu alım gücü

Türkiye’de ücret tartışmaları her yıl aralık ayında belirlenen asgari ücret etrafında dönüyor. Ancak asıl mesele, ücretlerin ne kadar arttığı değil, bu artışın ne kadar süreyle geçim gücünü koruyabildiği. 2026 yılı için belirlenen asgari ücret bu tartışmanın iyi bir örneğini oluşturuyor. Yılbaşında yapılan düzenlemeyle net asgari ücret 22 bin 104 liradan 28 bin 75 liraya yükseltildi. Yaklaşık yüzde 27’lik bir artış söz konusuydu. Ancak daha yılın ilk aylarında ortaya çıkan tablo, bu artışın çalışanların geçim koşullarını kalıcı biçimde iyileştirmeye yetmediğini açık biçimde gösteriyor. Ücretler, yılın henüz başında olmasına rağmen hızla erime eğilimine girmiş durumda. AÇLIK SINIRI VE GERÇEKLER Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun araştırmasına göre dört kişilik bir ailenin yalnızca sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için yapması gereken aylık harcama, yani açlık sınırı 32 bin liranın üzerine çıkmış durumda. Başka bir ifadeyle net asgari ücret, daha yılın ilk aylarında bile açlık sınırının altında kalmış görünüyor. Bu durum, ücret artışlarının daha başlangıçta yetersiz kaldığını ortaya koyuyor. SATINALMA GÜCÜNÜN HIZLI ERİYİŞİ Bu tabloya yalnızca geçim maliyeti açısından bakmak yeterli değil. Çünkü ücretlerin satın alma gücünün ne kadar hızlı eridiğini de görmek gerekiyor. DİSK-AR verilerine göre yılın ilk aylarında işçilerin yaşadığı gelir kaybı oldukça yüksek. Ancak daha çarpıcı olan, bu kaybın bireysel düzeyde ne anlama geldiği. Şubat ayı itibarıyla asgari ücretin yaklaşık 2 bin lirasının enflasyon karşısında eridiği hesaplanıyor. Bu durum, ücret artışının daha birkaç ay içinde önemli ölçüde etkisini yitirdiğini gösteriyor. Yani asıl mesele yalnızca ücret artışı değil, artışın ne kadar sürede ortadan kalktığıdır. ENFLASYON GERÇEĞİ Ücretlerdeki hızlı erimenin temel nedeni yüksek enflasyon. Ancak burada dikkat çeken önemli bir nokta, enflasyonun nasıl ölçüldüğü ve ortaya çıkan farklı sonuçlar. 2026 yılı Şubat ayı itibarıyla açıklanan verilere göre TÜİK’in yıllık enflasyon oranı, Mart 2025 – Şubat 2026 dönemini kapsayacak şekilde %31,53 olarak gerçekleşti. ENAG ise aynı dönem için yıllık enflasyonu %54,14 olarak hesapladı. Aylık bazda ise Şubat 2026’da TÜİK’e göre fiyat artışı %2,96, ENAG’a göre ise %4,01 düzeyinde gerçekleşti. Bu iki veri arasındaki fark, çalışanların günlük hayatta hissettiği enflasyon ile açıklanan resmi veriler arasındaki farkı da ortaya koyuyor. Ancak hangi veri esas alınırsa alınsın değişmeyen gerçek şu: Enflasyon düşmüyor, fiyat artışları devam ediyor ve ücretler bu artış karşısında hızla eriyor. ŞİMDİDEN BAŞLAYAN ARA ZAM TARTIŞMASI Henüz yılın ilk çeyreği tamamlanmamış olmasına rağmen kamuoyunda Temmuz ayında ara zam yapılması gerekip gerekmediği tartışılmaya başlanmış durumda. Bu durum tek başına bile önemli bir gösterge. Yapılan ücret artışı daha birkaç ay içinde yetersiz hale gelmiş durumda. Ancak burada kritik bir gerçek daha var: Ara zam yapılsa dahi, enflasyon düşmediği sürece ücretlerin yeniden erimesi kaçınılmaz olacaktır. Yani sorun yalnızca “zam yapılıp yapılmaması” değil, zamların neden kalıcı olamadığıdır. ASIL SORUN ÜCRETİN ÖMRÜ Sonuç olarak Türkiye’de çalışanların karşı karşıya olduğu temel sorun yalnızca ücretin düşük olması değil. Asıl sorun, ücretlerin çok kısa sürede değerini kaybetmesidir. Bugün gelinen noktada çalışanlar için temel problem: Zam almak değil, Aldığı zammı koruyabilmektir. Bu nedenle ücret politikası ile enflasyonla mücadele politikası birlikte ele alınmadıkça, ister yılda bir ister yılda iki kez zam yapılsın, çalışanların alım gücünde kalıcı bir iyileşme sağlanması mümkün görünmemektedir.