Çöp atmayı, kırmızıda durmayı neden beceremiyoruz (mu?)

Biz vatandaşlık bilincimizi mi yitirdik? En temel görevlerimiz olan kanunlara uymayı; örneğin çevremize saygılı olmayı, çöpü çöp kutusuna atmayı, kırmızı ışıkta durmayı, kaldırıma araç bırakmamayı neden beceremiyoruz (mu?) Bunun artık “cahillikle” bir ilgisi olduğunu düşünmüyorum, bu düpedüz “ahlaksızlık”. Ben de isterdim bayramın birinci günü güzel şeylerden bahsetmeyi ama Ege’nin incisi İzmir’in göbeğindeki Bornova’da oturan sade bir vatandaş olarak 1 günün yalnız 1 saatinde yaşadıklarımla bu maalesef imkansızlaşıyor. Anlatayım… Güneşli bir pazartesi sabahı elimde çöp poşetleriyle evimden dışarı adımımı atıyorum. Çocuk parkının içinden geçen ve hemen 300 metre ötedeki çöp konteynerlerine uzanan yolda ilerlerken evsel atıklarımızı 21. yüzyılda neden hala “gıda, plastik ve cam” olarak ayrıştıramadığımızı düşünüp, hayıflanıyorum. Kendi kendime “Acaba atıkları ben ayrıştırsam belediyenin işi kolaylaşır mı?” diye soruyorum -ki bunu denemiştim de- ancak sokağımızda ayrı ayrı cam, plastik ve evsel atık konteynerlerinin olmadığını hatırlıyor, vazgeçiyorum. Çöp kutularına doğru ilerlerken yerdeki cam kırıkları dikkatimi çekiyor. Yaklaşıyorum, görünen o ki akşam birileri çocuk parkı içinde bira (!) içmiş, içmekle de kalmamış şişeleri yere atıp kırmış. “Galiba bunların hiç çocukları yok ya da var da zaten ‘yok’…” diye söyleniyorum. Kafamı yerden kaldırıyorum bu kez yarı dolu, yarı boş 3 konteynerin yanı başına bırakılan moloz, halı, koltuk ve mobilya atıklarının oluşturduğu devasa çöp yığını karşıma çıkıyor. Oysa belediyeler gayet uygun bir ücret karşılığı bu atıkları gelip evinizden alıyor. Üç kuruş vermekten kaçınan mahalle sakinlerimizin bununla da yetinmeyip iki adım daha atmaya üşendikleri için evsel atıklarını da konteyner yerine sokağın köşesine bıraktığını görüyorum. Aylardır aynı sorun… O ara park bekçisi ile göz göze geliyoruz. Bir çöp yığınlarına, bir adama bakıyorum. Dayanamayıp, “Belediye konteyner koysa ne olacak biz vatandaş olarak artık çöp atmayı bile beceremiyoruz!” diye çıkışıyorum. Sanki tüm bu olanların sorumlusu oymuş gibi… Ardından derin bir nefes alıyorum, akli sakil bir vatandaş gibi bu kronik meseleye bir çözüm bulmaya çalışıyorum. Sanki başka işim, gücüm yokmuş gibi… Neyse, birden parkın kameraları aklıma geliyor. Bakıyorum, çöpe 1 metre mesafedeki direkte öylece duruyorlar. Bekçiye dönüp, “Bu kameralarla çöpünü konteyner dışına atan mahalle sakinleri tespit edilebilir. Zaten muhtar da kim olduklarını bilir. Birkaçına ceza kesilse bak bir daha atıyorlar mı?” diyorum. “Belediye kameralarla izleyemiyormuş, yasal değilmiş” gibi bir şeyler diyor bekçi. “Ama yapan belediyeler var. Onlar nasıl kesiyorlar peki?” diye yanıt veriyorum. ★★★ Çöpleri atıp, söylene söylene aracıma biniyorum. İş yerine doğru ilerlerken bu kez bölgedeki sokak ve kaldırımlara gelişigüzel bırakılmış çarpık, vuruk, hurda araçlar dikkatimi çekiyor. Bunların birçoğu Bornova 2 ve 3. Sanayi Sitelerine artık sığamayan ve bulunduğumuz konut alanlarındaki binaların altına ruhsatsız dükkân açan esnafa ait. Belli ki kesilen para cezaları yetersiz kalıyor, kimseden korkuları da yok ki sokakları, kaldırımları işgal etmeye devam ediyorlar. İşgale yanıtları ise hazır: Sanayide yeterli yerimiz yok. Soruyorum; vergisini düzenli veren, kurallara uymaya çalışan sade vatandaş olarak bize ne bundan? Yeni site alanları bulmak bakanlık ve yerel yönetimlerin ortak görevi değil mi? Gece yarıları site içinde attıkları driftleri, yaktıkları lastiklerle havayı nasıl kirlettiklerini üstelik araçlarından son ses açtıkları müzikleri hiç anlatmayayım. Peki, sanayi sitesi bekçisi, polis nerede? ★★★ Gördüğünüz gibi güzel İzmir’imde sorunlar yaz yaz bitmiyor. Gerçi duyuyoruz diğer şehirlerde de durum pek farklı değil. İş yerine varıncaya kadar yol boyunca tanık olduğum; kırmızı ışıkta geçen sürücüler, yola atlayan yayalar, hatalı sollayanlar, olur olmaz yerde duranlar ya da zır zır kornaya basanlar, kapanmayan çukurlar ise artık maalesef normalleşti! Peki, biz her geçen gün neden biraz daha “ahlaksız” oluyoruz? İzmir Valisi Dr. Süleyman Elban, yaptığım bir görüşmede başından geçen bir anısını şöyle anlatmıştı: “Babam Almanya’da işçiydi. Çocukken bir dönem orada bulunduk. Kar yağdığında Almanlar küreklerini kapıp kapılarının önündeki kaldırımları temizlerdi. Bir gün babama ‘Şu Almanlar da ne iyi insanlar’ demiştim. Babam yaptıklarının iyiliklerinden değil yerel yönetimden ceza yememek nedeniyle olduğunu anlatmıştı. Meğer biri kayıp düşerse, evinin önündeki kaldırımı temizlemediği oradaki mülk sahibine para cezası kesiliyormuş…” Görüldüğü üzere ahlaksızda direnen vatandaşların kurallara uymasını sağlayacak cezai işlemler önemli. Bunun da takipçisi ilgili kurumlar… Oy kaygısı, onun bunun tanıdığı, Türk usulü orantısız hoşgörüyü bir yana bırakıp yeterince esnettiğimiz kanunları daha fazla uygulamalıyız. Yoksa yaşadığımız bu kaos hızla büyümeye devam edecek ve hepimizi yutacak. Yine de biz doğduğumuz, büyüdüğümüz topraklarda umudumuzu yitirmiyoruz. Huzurlu, mutlu bayramlarımız olsun diliyorum…