2002 seçimleri Türkiye siyasal tarihinin en önemli kırılmalarından birini temsil eder. Bu seçimler yalnızca yeni bir hükümetin kurulmasına yol açmamış, aynı zamanda Türkiye’de devlet ile toplum arasındaki güç dengelerinin yeniden tanımlandığı bir süreci başlatmıştır. 1990’lı yılların siyasal parçalanmışlığı, ekonomik krizler ve vesayet kurumlarının siyasal sistem üzerindeki etkisi geniş bir toplumsal değişim talebini ortaya çıkarmıştı. Bu nedenle 2002 seçimleri Türkiye’de egemenliğin temsil biçiminin yeniden şekillenmesinin başlangıcı olarak değerlendirilebilir.¹ 2002 sonrasında Türkiye siyasetinde belirleyici rol oynayan başlıca aktörler arasında Recep Tayyip Erdoğan , Abdullah Gül , Bülent Arınç , Ahmet Davutoğlu , Devlet Bahçeli , Kemal Kılıçdaroğlu , Ekrem İmamoğlu , Meral Akşener , Hakan Fidan ve Fethullah Gülen gibi isimler bulunuyordu. Bu aktörler Türkiye siyasetinin farklı güç alanlarını temsil eden figürler haline gelmişlerdir. Erdoğan ve AK Parti kadroları yeni siyasal düzenin merkezinde yer alırken, muhalefet liderleri parlamenter sistem ve siyasal rekabet alanının temsilcileri olarak ortaya çıkmıştır. Aynı dönemde güvenlik bürokrasisi ve yeni diplomatik elitler de devlet yönetiminde önemli rol oynamıştır. 2002–2026 arasındaki dönemde Türkiye’de egemenliğin görünmez yapısını belirleyen başlıca çatışma alanları birkaç temel eksen etrafında ortaya çıkmıştır: askerî-bürokratik vesayet ile sivil siyaset arasındaki mücadele, küreselleşme süreçleri ile ulusal egemenlik arasındaki ilişki, yeni güvenlik tehditleri ile devlet kapasitesinin yeniden örgütlenmesi, dijital iletişim ağlarının siyasal mobilizasyon üzerindeki etkisi ve nihayet parlamenter sistem ile başkanlık sistemi tartışmaları. 2000’li yılların başında Türkiye’de siyasal sistem üzerinde belirleyici olan en önemli tartışma vesayet sistemi meselesiydi. Cumhuriyet tarihi boyunca askeri kurumlar ve bazı bürokratik elitler siyasal sistem üzerinde önemli bir etkiye sahip olmuştu. 2000’li yılların ortalarından itibaren bu yapı giderek tartışılmaya başlandı. Avrupa Birliği reform süreci, demokratikleşme paketleri ve anayasal değişiklikler sivil siyasetin güçlenmesine yönelik önemli adımlar olarak değerlendirildi.² 2007 yılında yaşanan Cumhurbaşkanlığı krizi , bu tartışmaların en görünür hale geldiği olaylardan biri oldu. Cumhurbaşkanı seçimi sürecinde yaşanan siyasal gerilimler Türkiye’de parlamenter sistemin sınırlarını ortaya koydu. Aynı yıl yapılan genel seçimler siyasal sistemde yeni bir güç dengesi oluşturdu. 2010 yılında gerçekleştirilen anayasa referandumu , Türkiye’de yargı ve devlet kurumlarının yapısında önemli değişiklikler yaptı. Bu süreçte devletin kurumsal yapısının yeniden düzenlenmesi amaçlandı. Ancak bu reformlar aynı zamanda yeni siyasal tartışmaların ortaya çıkmasına da yol açtı. 2013 yılı Türkiye siyasetinde toplumsal mobilizasyonun yeni biçimlerinin ortaya çıktığı bir dönem oldu. Gezi Parkı protestoları , dijital iletişim ağlarının siyasal hareketler üzerindeki etkisini açık biçimde gösterdi. Sosyal medya ve dijital platformlar modern siyasal mobilizasyonun önemli araçları haline geldi. 2016 yılında yaşanan 15 Temmuz darbe girişimi , Türkiye’de devlet egemenliği açısından kritik bir dönüm noktası oldu. Bu girişim devlet kurumları içinde örgütlenmiş bir yapının askeri güç kullanarak yönetimi ele geçirme teşebbüsü olarak değerlendirildi. Darbe girişiminin başarısız olması sonrasında devlet güvenlik kurumları ve bürokratik yapı önemli ölçüde yeniden düzenlendi. 2017 yılında gerçekleştirilen anayasa referandumu , Türkiye’de siyasal sistemin kurumsal yapısını değiştiren en önemli gelişmelerden biri oldu. Bu referandum sonucunda parlamenter sistemden Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçildi. Bu yeni sistem yürütme organının doğrudan halk tarafından seçilen cumhurbaşkanı etrafında örgütlenmesini öngörüyordu. 2018 sonrası dönemde Türkiye siyasal sistemi yeni hükümet modelinin kurumlarını oluşturmaya başladı. Bu süreçte yürütme organının yetkileri genişlerken, devlet yönetimi daha merkezi bir yapıya kavuştu. Bu gelişme Türkiye’de egemenliğin kurumsal temsil biçiminin yeniden tanımlandığını göstermektedir. 2020’li yıllara gelindiğinde Türkiye siyasetinde küresel gelişmelerin etkisi daha belirgin hale gelmiştir. Bölgesel güvenlik sorunları, enerji politikaları ve uluslararası diplomasi Türkiye’nin dış politikasında önemli rol oynamaktadır. Aynı zamanda dijital ekonomi, yapay zekâ teknolojileri ve yeni iletişim ağları devlet yönetimi açısından yeni fırsatlar ve riskler ortaya çıkarmaktadır. 2026’ya gelindiğinde Türkiye siyasal sistemi hem iç hem de dış dinamiklerin etkisi altında gelişmeye devam etmektedir. Devlet kurumlarının yeniden yapılandırılması, dijital toplumun ortaya çıkardığı yeni siyasal hareket biçimleri ve küresel güç dengelerindeki değişimler Türkiye’de egemenliğin geleceğini belirleyen başlıca faktörler arasında yer almaktadır. Sonuç olarak 2002–2026 arasındaki dönem Türkiye’de egemenliğin görünmez yapısının yeniden şekillendiği bir tarihsel süreçtir. Vesayet sisteminin çözülmesi, yeni hükümet modelinin kurulması ve dijital çağın ortaya çıkardığı yeni toplumsal dinamikler devlet egemenliğinin kurumsal ve toplumsal boyutlarını önemli ölçüde değiştirmiştir. Bu süreç Türkiye’de egemenliğin yalnızca siyasal kurumlar aracılığıyla değil, aynı zamanda bilgi, iletişim ve küresel güç ağları aracılığıyla da şekillendiğini göstermektedir. Devam edecek… Dipnotlar Erik Jan Zürcher, Turkey: A Modern History , London: I.B. Tauris. Feroz Ahmad, The Making of Modern Turkey , Routledge. *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. DİJİTAL ÇAĞ egemenlik 2022 2026 vesayet Hasan Köse, Independent Türkçe için yazdı Hasan Köse Pazartesi, Mart 9, 2026 - 15:00 Main image:
Fotoğraf: AA
TÜRKİYE'DEN SESLER Type: news SEO Title: 2002’den 2026’ya: Vesayetin çözülmesi, yeni devlet mimarisi ve dijital çağda egemenlik (11) copyright Independentturkish: