Ulusal Marş, ulusal dilde okunur!

İstiklal Marşı ’nın yazılışının 105. yıldönümü dolayısıyla Karaman ’da düzenlenen törende marşın Arapça okutulması hayli tartışıldı. Töreni izleyen devlet protokolünden kimsenin bu duruma ses çıkarmaması ise kamuoyunda büyük tepkiyle karşılandı. Cahit Zarifoğlu İmam Hatip Ortaokulu’nda İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nce düzenlenen törene katılanlar arasında kentin Valisi, Belediye Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı, İl Jandarma Komutanı, İl Emniyet Müdürü, İl Milli Eğitim Müdürü ve Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Rektörü de bulunuyordu. Yani “devlet temsilcileri” tam kadro oradaydı. Ama ne yazık ki bu resmi toplulukta, bir ülkenin bağımsızlığının simgesi olan ulusal marşın ancak ulusal dilde söyleneceğini bilen kimse yoktu! Olayın daha da üzücü yanı ise Türkçe karşıtı böyle bir gösterinin, Türkçenin devlet dili ilan edildiği ve tarihsel olarak “Türkçenin başkenti” sayılan Karaman ’da sergilenmesiydi... Bilindiği gibi Konya’yı Selçuklulardan alan Karamanoğlu Mehmet Bey , 13 Mayıs 1277 tarihinde, Türkçenin devlet dili olmasını sağlamak için şu ünlü fermanı yayımlamıştı: “Bugünden sonra divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste, meydanda Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır.” Bu tarihsel olay, her 13 Mayıs’ta Karaman’da “Türk Dili Bayramı” olarak kutlanıyor. Böyle olunca, “İstiklal Marşı” nın Karaman’da Arapça okunması karşısında Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Gavgalı ’dan (üstelik kendisi de Karamanlıymış) en azından kurumunun adını taşıyan kişinin anısına saygı gereği bir tepki açıklaması beklerdik. Bir akademisyen olarak bu kadarını bile yapamıyorsa o kurumun başında oturmasının ne anlamı var? * * * İlgili ve sorumlu kişiler sessiz kalsa da Karaman'daki dernek, meslek odası ve siyasal parti temsilcileri, törenin ertesi günü Adliye önünde bir araya gelerek İstiklal Marşı’nın Arapça okutulmasına tepki gösterip suç duyurusunda bulundular. Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay da yaptığı açıklamada, uygulamanın tekil bir olay olarak görülemeyeceğini belirterek şöyle dedi: “Hangi ülkenin ulusal marşı resmi törende başka bir dilde okunur? İstiklal Marşı bağımsızlık mücadelesinin sesidir. Arapça okunması basit bir tercih değil, Cumhuriyetin ortak sembollerine ve diline yönelik bir yaklaşımın göstergesidir. Anayasamıza göre marşımızın dili Türkçedir.” * * * Türk dili, Osmanlı döneminde uzun yıllar Arapça ve Farsçanın etkisinde kalmış; Türkçenin öz benliğini yeniden kazanması ise ancak ülkemizin bağımsızlığını kazanmasıyla gerçekleşebilmiştir. Dilimizin bağımsızlığı ile ülkemizin bağımsızlığı arasında böylesine kopmaz bir bağ vardır. Biz Arapçanın çok zengin bir dil olduğunu biliyoruz. Ne Arapçayla ne Arap halkıyla bir sorunumuz var. Ama Türkiye’nin Araplaştırılmasına elbette karşıyız. AKP iktidarı, ümmetçi bir yaklaşımla kurumlarımızı dönüştürerek laik eğitime çok büyük zarar verdi. Bu dönemde Yeni Osmanlıcılık saplantısıyla hem dinci gericilik hem Osmanlıca devlet korumasına alındı. Anımsayın, daha birkaç yıl önce, “Türkçe ölmüştür, herkes okulda Arapça konuşacak!” diyen bakan yardımcıları vardı bu hükümetin! Hemen belirtelim ki Arapçanın başka dillere bir üstünlüğü yoktur. Sonuçta o da herhangi bir dil kadar değerlidir. Oysa ülkemizde Arapçayı “Rabca” diye kutsayanlar, Arapça sözcükleri “Kuran dili” sayıp “Aslında bunlar milletçe Kur’an dilinden hoşlanıp tattığımız; ondan alıp lisanımıza, irfanımıza, ümranımıza, devranımıza kattığımız kelimelerdi” diyenler vardır.  ( https://www.tyb.org.tr/ozandan-sair-olmaz-1-7664yy.htm ) İşte biz bu anlayışa karşı Türkçenin bağımsızlığını ve özgünlüğünü savunuyoruz. * * * HÜRRİYET’İN “DİLENDİRDİĞİ” SANATÇILAR! Her biri ülkemizin en çok kazanan şarkıcıları... Ama 8 Mart 2026 tarihli Hürriyet gazetesinin “Kelebek” ekinde bu başlık altında dilendirilmişler ! Haberi okuyanlar da “vah vah!” deyip çok üzülmüşlerdir herhalde. Ama habere konu olan şarkıcılara değil, gazetenin magazin servisindeki editoryal özensizliğe... HAFTANIN NOTU Henüz vakit varken... “İBB Davası” için “asrın yolsuzluk davası” demiş yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek . Belli ki kendini hâlâ Cumhuriyet Başsavcısı sanıyor! Ama bu konuda çok da haksız sayılmaz. Ne de olsa yazdığı iddianamenin dilini kullanıyor. “İmzamın bulunduğu siyasi davalar konusunda bugüne kadar verdiğim tüm kararlara ilişkin vicdanım rahat” demiş. Ama kendisine yönelik eleştirilerden rahatsızlığını da gizlemiyor ve "Meydanlarda ismimizin yuhalatılması, sürekli ekranlarda konuşulması vs. bunlar hoş değil. Sonuçta ailemiz var, onlar etkileniyor" diyor. Ailesinin durumunu dile getirerek herkesten anlayış bekleyen Akın Gürlek , keşke empati yaparak Silivri yollarında bir yıldır acı çekip gözyaşı döken yaşlı ana babaların duygularını da biraz anlayabilseydi! Belki o zaman kendisine yönelik eleştirilerin dozu böyle yüksek olmaz ve toplumca daha katlanılabilir bir yargı süreci yaşardık... Ama uygulamalar bu insani yaklaşımdan o denli uzak ki... Bakınız, “ Duruşmalar TRT’den canlı yayınlansın” söyleminden milletvekillerinin bile izleyemediği bir “kapalı yargılama” sürecine girdik! Bu duruşmaların gerçekten “aleni” yapıldığına kimseyi inandıramazsınız. Henüz yol yakınken hukuk devletine dönmek herkesin yararınadır. Tarihin figüranı olmak, “Ekmek Teknesi” nde figüran olmaya benzemez!