ABD ve İsrail’in İran’a başlattığı saldırılarda üç haftayı geride bırakıyoruz. Tahran bir taraftan ağır yara alırken, diğer taraftan dünya ekonomisini sarsıyor. İsrail’in Güney Pars doğalgaz sahasını vurmasının ardından İran da enerji tesislerini hedef almaya başladı. Sadece İsrail’in Hayfa’daki tesisini değil, Suudi Arabistan’ın Exxon Mobile ile işlettiği Samref’i, Katar’ın en büyük sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) rafinerisini, Birleşik Arap Emirlikleri’nin El Habshan sahasını, Kuveyt’in Mina Abdullah tesisini hedef aldı. İran’ın savaşın başından beri stratejisi, ABD’yi Körfez’deki müttefikleri üzerinden yıpratmaktı. Körfez’e gönderilen füzelerin sayısı bu stratejiyi açıkça ortaya koyuyor. İsrail’in beş katı füze Körfez’e İlk 19 günde Körfez ülkelerine toplamda 3 bin 186’dan fazla füze ve İHA (insansız hava aracı) gönderildi. Bu rakam İran’ın İsrail’e gönderdiği mühimmat sayısının yaklaşık beş katıydı. Aynı dönemde İran, İsrail’i sadece 650 füze ve İHA’yla hedef aldı. Bu da Tahran’ın stratejisini ‘Batı ittifakını bölge ülkeleri üzerinden parçalamak üzerine kurduğunu’ kanıtlıyor. BAE öncelikli hedef Rakamların daha da dikkat çeken boyutu şu: İran Körfez’deki her ülkeyi aynı ölçüde hedef almıyor. Biz, Körfez’i bir bütün olarak görüyoruz ama İran için resim tam öyle değil. İlk 19 günde Körfez’e giden İran füzeleri ve İHA’larının yarısından fazlası (yüzde 56’sı) Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) atıldı. İran, BAE’ye toplamda 2 bin 41 üzerinde füze ve İHA gönderdi. Suudi Arabistan’a 170, Katar’a 250, Kuveyt’e 766, Bahreyn’e 350 füze ve İHA ile saldırdı. Savaş öncesi ABD-İran arasında arabulucu olan Umman da 15 füze ve İHA ile saldırılardan nasibini aldı. Bu ülkelerin hepsinde ABD üsleri var. Tahran bu sebeple tüm Körfez’i ama daha çok Abu Dabi’yi cezalandırıyor. BAE neden daha ağırlıklı hedef? BAE’nin neden ağırlıklı hedefte olduğunun cevabı bu ülkenin İsrail ile stratejik ilişkilerinde saklı. 2010’lu yıllardan bu yana perde arkasında yürüyen Abu Dabi-Tel Aviv işbirliği, 2020’deki İbrahim Anlaşması’ndan sonra görünür ittifaka dönüştü. Örneğin BAE İsrail’in bölgedeki erken uyarı radar ağına (MEAD - Middle East Air Defense) ev sahipliği yapıyor. Abu Dabi, İsrail’in siber saldırı ve savunma yazılımlarını devlet sistemlerinde kullanıyor. Yapılan bilişim ve savunma sanayi anlaşmalarına sadece ‘alım’ gözüyle bakmıyor, teknoloji transferi olarak da görüyor. Stratejik imzalar Birkaç örnek verelim. 2018’de NSO Group (Pegasus) ve 4D Security gibi İsrail menşeli siber güvenlik firmalarıyla Abu Dabi’nin ‘Falcon Eye’ şehir izleme sistemi üzerinden teknoloji transferi yapıldığı biliniyor. Kasım 2021’de BAE’nin savunma devi EDGE Group ile IAI (Israel Aerospace Industries) arasında insansız deniz araçları (USV) geliştirme anlaşması imzalandı. Ocak 2022’de Elbit Systems BAE’de resmi bir şube açtı ve BAE Hava Kuvvetleri’ne uçak koruma sistemleri sağladı. Eylül 2022’de İsrail’in SPYDER ve Barak MX hava savunma sistemlerinin BAE’ye satışı ve konuşlandırılması onaylandı. Ekim 2025’te Elbit Systems ile BAE arasında 2,3 milyar dolarlık dev bir savunma paketi imzalandı. Bu paket savunma amaçlı komuta-kontrol sistemlerini içeriyordu. Savaştan sadece birkaç hafta önce İsrail’in yeni lazer silahı Iron Beam için BAE ile ortak finansman görüşmeleri başlamıştı. İran’dan geri adım yok Körfez’in dış politikada pozisyon farklılıkları olsa da İran misillemelerine karşı ortak görüş ‘artık ayarın kaçtığı’ şeklinde. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’e göre de ‘‘İran’ın bu misillemeleri, Körfez ülkelerini Washington’ın yörüngesine soktu.’’ Gerçekten öyle mi, bunun cevabını bize zaman gösterecek. Fakat ‘ölüm kalım’ mücadelesi veren Tahran’ın haftadır sürdürdüğü stratejisini değiştireceğine dair bir işaret yok. İran Dışişleri Bakanı Arakçi’nin ‘‘altyapımıza yeniden saldırılırsa hiçbir kısıtlamaya gitmeyeceğiz’’ sözleri bunun kanıtı. İran’ın stratejisi ‘sonuna kadar direnmek’. ABD ve İsrail ile bir ateşkesi kabul edecekse de geleceğe dönük ’saldırmazlık garantileri’ ile olacak. Bölgedeki bütün ülkeler hesabını buna göre yapmalı.